Defetmek, Def etmek – Kovmak, Savmak
– Def sözcüğü Arapça’dır, “etmek” sözcüğü Türkçe’dir. Arapça bir sözcüğe Türkçe ek ekleyerek Türkçeleştirmiş olamayız. Bu yüzden Arapça olan “def” sözcüğünü kullanmayalım!
Defetmek, Def etmek – Kovmak, Savmak, Savuşturmak
– Def sözcüğü Arapça’dır, “etmek” sözcüğü Türkçe’dir. Arapça bir sözcüğe Türkçe ek ekleyerek Türkçeleştirmiş olamayız. Bu yüzden Arapça olan “def” sözcüğünü kullanmayalım!
Def sözcüğü Persçe de bir çalgı adıdır. Def sözcüğü yalnız başına kullanıldığında Türkçe konuşanların tümü bu çalgıyı algılayacaktır. Oysa Arapça da def sözcüğü sav anlamında, Persçe de ise bir çalgı aleti anlamındadır.
Konuşmalarda “sav” gibi bir kök sözcükler kullanılmadığında kişiler kendi dillerinden uzaklaşıp algı yitikliğine va anlamlandırma yitikliğine uğrayarak birer bilgi parçacığı olan kök sözcükleri unutmaya başlarlar. Daha sonra ise anlamını bilmediği kök sözcüğün tutsağı durumuna düşerler. Bunun en öte durumu ise o ülkenin kendi dilinin bütünüyle yok olmasıdır ki, bu en çok yayılmacı ekinlerin (emperyalist kültürlerin) tutsağı durumuna düşeceklerdir.
Buna en güzel örnek Kuzey Afrika Ülkeleridir. Bu ülkelerde Fransızca ve Arapça konuşulmaktadır. Yalnız bu ülkelerin ne Araplarla ne de Fransızlarla kök olarak ilişkileri vardır. Bu iki yayılmacı ekinin etkisi altında kalarak kendi kök ekinlerini unutmuş ülkelerdir bunlar. İşin en ilginç yanıysa; bu ülkeler bir yandan Fransızca konuşup bir yandan da Arap ekinini, onun inancını ve geleneklerini korumaktadırlar. Daha da ilginci, bu yaptıkları yanlışı bir türlü görememektedirler.
Bu duruma “Görme Engelli Durumu” diyebiliriz. Demek ki, tutsaklık görmeyi de engellemektedir. Daha doğrusu kişilerin içinde bulunduğu olumsuzlukları olumluluk sanmaları durumudur. Kandırılmışlık durumudur. Bu durumlardan kurtulmalarının tek yolu nesnelleşmek, nesnel düşünmek ve bilimsel düşünmek yolculuğundan geçer. Bu yolculuğa ise kişiler ancak kendi ana dillerine ilişkin olan sözcükleri kullanarak çıkabilirler. Bu yolculuk çok uzun bir yolculuktur. Önce kişilerle bireysel olarak başlar, daha sonraları ise topluma yayılarak ilerler ve kişilerin bellekleri yerine bilinçleri işlevsellik kazanır. Buna verilecek en güzel örnek Alman toplumudur. Alman toplumu ne olursa olsun yeni giren tek bir sözcüğü bile Almanca karşılık bulup kullanıma sokmaktadırlar. Daha sonra kısa ya da uzun süreçler içinde o sözcükler toplum içinde yer edinmektedirler.
Sonuç; bir Almanca konuşan, başka bir Almanca konuşanı anlamaktadır. Aslında anlamaktan öte, yanlış yorumlamamakta ve yanlış yargıya neden olmamaktadır. Bunların sonucu ise kişiler arası barış, kişilerin birbirlerini olduğu gibi onaylaması, benimsemesi, birbirine saygı, sevgi ve sonuç olarak toplumsal barış ve onun sonucu olarak da ülkeler arası barışı getirecek olmasıdır.
Def sözcüğünü kök sözcük olarak başka sözcükler türetemezsiniz. Bu türetememe eksikliği yaratıcılığı yok etmektedir. Almanca konuşanların neden bu denli yaratıcı ve üretici olmalarının nedeni kendi kök sözcüklerini kullanıyor olmaları olabilir mi? Bence, nedeni budur.
Türetilemeyen def sözcüğü yerine türetilebilen sav sözcüğü arasındaki ayrım budur. Sav sözcüğünü “savmak, savunmak, savaşmak, savuşturmak, savunman, savcı, savunucu, savurgan, savur, savmacı, savmacılık, savrukluk” gibi bir dolu türetip, günün koşullarına göre de yeni türetimlerde bulunabiliriz. Bu durum yaratıcılığı arttırdığı gibi, nesnelliği ve dolayısıyla doğru düşünmeyi, doğru düşünce üretmeyi birlikte getirecektir.
Sonuç mutluluk ve mutlu gelecek olacaktır.
Kemal Şimşek
29 Haziran 2014
İstanbul
(Bu yazı tanımlar dışında Türkçe olmayan sözcük kullanılmadan yazılabilmiştir.)
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com