BERKANT

“Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek, dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek” filan ama... Hiç merak ettiniz mi, şehirde değil, kerpiç haneli köyde dünyaya gelen Berkant, ortaokuldayken, piyano çalmayı nerden biliyordu?

Berkant'ın Yaşam Öyküsü:

Doğum tarihi: 31 Aralık 1938, Ankara
Ölüm tarihi ve yeri: 1 Ekim 2012, İstanbul

Müzik dünyasında Berkant olarak bilinen Berkant Akgürgen, 31 Aralık 1938 yılında Ankara’da Elmadağ ilçesine bağlı bir belde olan Hasanoğlan’da doğmuştur.

Babası Haşan Akgürgen’in Köy Enstitüleri'ndeki görevi nedeniyle ilkokulu Hasanoğlan'da, orta okulu Bilecik’ de okur.Ortaokul sıralarında ilk olarak ağız mızıkası çalmaya başlar. Ankara Atatürk Lisesi'nden Denizli Lisesi'ne yatılı geçer. Denizli Lisesi'nde ağız mızıkasına devam ederken piyano dersleri ile piyano çalmaya başlar. Ankara'ya dönüp Kurtuluş Lisesi'nden 1956 da mezun olur. On dört yaşında Dean Martin, Frank Sinatra ve Nat King Cole ağırlıklı şarkılardan oluşan geniş bir repertuara sahipti. 1960'ta bahriye eri olarak askere gitti. Bandoya seçildi ve İstanbul'da tenor saksafon dersleri almaya başlar ardından üç yıllık askerliği boyunca tenor saksofon çaldı.

1964'te askerlik bitiminde Ankara’ya döner, Yurdaer Doğulu ile yeni bir orkestra kurup çalışmaya başlarlar. İstanbul'da Kulüp Fuaye'den teklif alırlar ve İstanbul'a gelirler. 1965 yılında Vasfi Uçaroğlu Orkestrasının solistliğine geçer ve Kamuran Akkor ile sahneyi paylaşırlar. 1966 yılında İlk plağı "Cici Pabucum Cici"yi yaptı. Aynı yıl daha sonraları Sezen Cumhur Önal ile çalışmaya başlar ve "Evvel Zaman İçinde"yi plak yaptı. Ardından "Ah Kızlar", "Bir İçim Su", "Doğum Günün Kutlu Olsun", "Sana Gönül Verdim" adlı şarkıları ile hit oldu.

1966 yılında kulüp çalışmalarını bırakır ve gazino çalışmalarına başlar. 1967'yılının Eylül ayında bir Metin Bükey - Teoman Alpay şarkısı olan "Samanyolu"nu seslendirdi. "Samanyolu" adlı bu şarkının 45'lik plağı bir milyonun üzerinde rekor satış yaparak Berkant'a platin plak kazandırdı. "Samanyolu" Berkant ile özdeşleşir ve günümüzde bile hala popülerliğini koruyan bir parça olur.

"Samanyolu"dan sonra film ve plaklara Türkçe beste çalışmaları yapar. "Nisan Yağmuru", "Mevsim Bahardı", "Hayat Sevince Güzel", "Bülbül Yuvası" gibi çalışmalar yapar. Bu arada film teklifi alır ve Gönül Yazar ile "Trafik Belma" filmini yaparlar.

1975 yılında son plak çalışması olan "Fani Dünya - Izdırap Çocuğu" yayınlanır.1980’li yıllarda gazinoların azalması ve taverna çalışmalarının çoğalması nedeniyle Avrupa turneleri ve otel gece kulüplerinde programlar yapmaya başlar. Yedi filmde baş rol oynadı. 80 45'lik plak, 1 longplay doldurdu. 1993'te hit şarkılarından oluşan bir kaset ve CD'si yayımlandı.

Pop müziğimizin öncü sanatçılarından biri olan Berkant sahne çalışmalarını uzun süre Mersin'de sürdürdü. Berkant, 'Bayan Bacak' lakaplı Serpil Örümcer'le 1972'de yaptığı evliliği için "En büyük hatayı Serpil'le evlenmekle yaptım" diye değerlendirdi. Bu evliliği bir yıl sürmüştü.

Bir süre akciğer kanseri tedavisi gören 74 yaşındaki şarkıcı Berkant Akgürgen, 1 Ekim 2012 sabahı İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Evlilikleri:
1.evliliği :1972 yılında “Bayan Bacak” lakaplı Serpil Örümcer'le evlendi. Bir yıl sonra 1973 yılında boşandı.Bu evliliğinden Fulya Akgürgen (d.1973) adında bir kızı var.
2.evliliği : 1975 yılında Engin Akgürgen ile evlendi. Bu evliliğinden biri Öykü Akgürgen adında olmak üzere iki oğlu var.

Berkant - Samanyolu :
Sen kalbimin mehtabısın güneşisin
Sen ruhumun vazgeçilmez bir eşisin
Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek
Ruhum senin kalbim senin ömrüm senin
Yıllar geçse ölmeyecek bende sevgin
Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek
Uzaklara kaçıversek seninle biz
Birgün elbet göze gelir bu sevgimiz
Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek

Yılmaz Özdil'in Berkant ile ilgili yazısı

“Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek, dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek” filan ama... Hiç merak ettiniz mi, şehirde değil, kerpiç haneli köyde dünyaya gelen Berkant, ortaokuldayken, piyano çalmayı nerden biliyordu?

74 yaşında rahmetli oldu... Teee 65 sene evvel, ilkokuldayken, memleketin yüzde 90’ında radyo bile yokken, mızıka ve akordeon çalmayı kimden öğrenmişti? Henüz 14 yaşındayken, Frank Sinatra, Dean Martin, Nat King Cole şarkılarından oluşan repertuvara nasıl sahip olabilmişti? Dedim ya, 1938’de köyde dünyaya gelen çocuk... 18 yaşındayken orkestra kurmayı, hangi vizyonla akıl etmişti? Saksafon çalmayı?

Çünkü...

Babası Hasan Akgürgen’in Köy Enstitüleri’ndeki görevi nedeniyle Ankara’nın Hasanoğlan Köyü’nde dünyaya gelmiş, ilkokula Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde başlamış, babasının tayini gereği, Bilecik’e Denizli’ye gitmiş ama, ailesi tarafından hep “köy enstitüsü ruhu”yla büyütülmüştü.

Berkant’ın temel eğitimini aldığı Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde... Tarih derslerini Ordinaryüs Profesör Enver Ziya Karal, zooteknik derslerini Profesör Selahattin Batu, ekonomi derslerini Profesör Muhlis Ete, kültür-edebiyat derslerini Sabahattin Eyüboğlu, ziraat derslerini Profesör Kazım Köylü, coğrafya derslerini Profesör Ferruh Sanır veriyordu. Peki ya müzik derslerini? Âşık Veysel ve Ruhi Su!

Ankara Konservatuvarı’nın saygın ustaları, klasik müzik öğretiyordu. 1945 senesinde, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nün enstrüman demirbaşı şöyleydi: 259 mandolin, 55 keman, 37 bağlama, 8 akordeon, 3 piyano, 3 davul, 1 metronom, 1 pikap... “Harika çocuk”lar Suna Kan ve İdil Biret, enstitüye misafir getiriliyor, köy çocuklarını teşvik için yaşıtlarından keman ve piyano dinletiliyordu. Âşık Veysel ve Ruhi Su ise saz çalmasını öğretiyordu. Benim canım Veyselim, enstitü bahçesine kiraz fidanı dikmiş, seneler sonra ziyaret edip kollarını açarak kiraz ağacına sarılmış, nasıl boy verdiğini hissetmişti.

Resim yapıyorlar, voleybol oynuyorlardı. Sinema salonu vardı. Tiyatro salonu vardı.

Bedri Rahmi Eyüboğlu bir hatırasını şöyle anlatmıştı: “Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne gitmiştik. Okulun hayvanlarını barındıran ahırda bir çocuk gördüm. Gece nöbeti ona düşmüş, elinde kitap vardı, dalmıştı. Shakespeare okuyordu. Okuduğunu nasıl kavradığını, ertesi gün oynadıkları piyeste gördük.”

Mozart, Vivaldi, Beethoven dinliyorlar; Gorki, Tolstoy, Zola okuyorlardı. Moliere’in Kibarlık Budalası’nı, Sofokles’in Kral Oedipus’unu, Gogol’un Müfettiş’ini sahneliyorlardı. Mesela, bir mezuniyet töreni programı sırasıyla şöyleydi: İstiklal Marşı, bağlama konseri, türküler, mandolin konseri, şiirler, keman konseri, piyano konseri, koro, Anton Çehov’un Bir Evlenme Teklifi, diploma takdimi, topluca zeybek...

Tüm zamanların, gelmiş geçmiş en şöhretli şarkısı Samanyolu’nu ölümsüzleştiren, dede’den torun’a nesiller boyu âdeta marş gibi ezberleten Berkant, işte bu ruh’un Türkiye’ye armağanıydı.

İşin ekstra enteresan tarafı...
Romantizm tarihimizin en önemli şarkısının adı Samanyolu ama, şarkının içinde tek kelime Samanyolu geçmiyor.
Tıpkı, eğitim-öğretim tarihimizin en önemli parçası Köy Enstitüleri’nin, dörtdört’lük olduğu söylenen imamlı-tarikatlı eğitim sistemimizin içinde geçmemesi gibi.

Özetle.
Samanyolu dediğin...
Görmek isteyene.
Görmek istemeyene...
Teleskop versen, hikâye.

 

Yılmaz Özdil

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com