Bostancı ve Efendisi
Vaktiyle bir derebeyinin topraklarında yaşayan bir bahçıvanın bostanına bir tavşan dadanmış. Sabah akşam marulları, pırasaları, kuzukulaklarını kemirip duruyormuş. Adamcağız tuzaklar kurmuş, nafile. Taşlar, sopalar da bir işe yaramamış.
Bostancı ve Efendisi
Sizlere La Fontaine'in bir hikayesini anlatmak istiyorum.
Vaktiyle bir derebeyinin topraklarında yaşayan bir bahçıvanın bostanına bir tavşan dadanmış. Sabah akşam marulları, pırasaları, kuzukulaklarını kemirip duruyormuş.
Adamcağız tuzaklar kurmuş, nafile. Taşlar, sopalar da bir işe yaramamış.
Sonunda tavşanın avlanması için Efendisine başvurmuş. Çünkü o ülkede avlanma sadece soylulara verilen bir hakmış. Efendi: “Tamam,” demiş, “merak etme; yarından tezi yok, tavşanın icabına bakarız. Sen yeter ki kesenin ağzını aç, sofraları hazırla.”
Hemen bir av partisi düzenlemişler. Efendi, adamları, uşakları, atlarla, köpeklerle, borularla bir neşe içinde ava çıkmışlar.
Zavallı bahçıvan kilerinde ne kadar jambonu, şarabı varsa çıkarmış; tavuklar pişirilmiş; o küçücük bostanda sofralar kurulmuş. Millet yemiş, içmiş.
Karınları doyduktan sonra bostanın altını üstüne getirip tavşanı avlamışlar. Bu arada atlar kolayca geçebilsin diye, derebeyinin emriyle bostanın etrafını çeviren çitlerin de büyük bir kısmını söküp atmışlar.
Akşama doğru insanlar, ülkenin bütün tavşanları bir araya gelse, yüz yılda bostana veremeyecekleri kadar büyük bir zararı arkalarında bırakarak oradan ayrılmışlar.
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com