CUMHURİYET GAZETESİ

Bu çalışmanın konusu, Cumhuriyet gazetesinin tarihine ilişkin kısa bir bilgi vermektir. Cumhuriyet rejiminin kurulmasına tanıklık eden ve yayın politikasını bu ideallerle biçimlendirerek, siyasi gündeme pozisyonu gereği bazen tanıklık, bazen de etki eden Cumhuriyet’in 85 yılı araştırılmıştır.


CUMHURİYET GAZETESİ’NİN KURULUŞUNDAN GÜNÜMÜZE KISA TARİHİ (2007'ye kadar)

Ayşe Elif EMRE KAYA

GİRİŞ

Bu çalışmanın konusu, Cumhuriyet gazetesinin tarihine ilişkin kısa bir bilgi vermektir. Cumhuriyet rejiminin kurulmasına tanıklık eden ve yayın politikasını bu ideallerle biçimlendirerek, siyasi gündeme pozisyonu gereği bazen tanıklık, bazen de etki eden Cumhuriyet’in 85 yılı araştırılmıştır. Basın tarihi üzerine yapılan çalışmaların çok sayıda bulunmasına karşın, bir gazetenin tarihi üzerine yapılan çalışmalar yok denecek kadar azdır. Gazeteler üzerine yapılan çalışmalar ya bir dönem ile sınırlıdır ya da belli bir konu başlığı altında incelenmiştir. Bu sebepler, bu tarz bir çalışmanın yapılmasını anlamlı kılmış ve gazeteye ilişkin betimleyici bir çalışma yapılmıştır. Araştırma kapsamının geniş olması, bazı konularda detaya girilememesine yol açsa da, bilgilerin çoğu bir kaç kaynak üzerinden araştırılarak paylaşılmıştır. Siyasi tarihe katkısı olan bir gazetenin, toplumsal değişim süreçlerinde nasıl etkilendiğini anlamak ve geçirdiği değişimleri gözlemlemek, çalışmanın önemini ortaya koymakta ve çalışmanın gerek basın tarihi literatürüne, gerek siyasi literatüre katkısını göstermektedir. Çalışma sonucunda; gazetenin yayın politikasında bazı siyasi tutarsızlıklar olmasına karşın, kuruluş misyonu olan Atatürk ilke ve devrimleri konusundaki hassasiyetini günümüze kadar koruduğu düşüncesine varılmıştır.

Kurtuluş Savaşı’nın ardından ilan edilen Cumhuriyet rejimi, halk tarafından heyecanla karşılanmıştır. Bununla beraber, yeni sistemin hayata geçirilmesi sırasında yapılan değişikliklerin, hem istenildiği oranda hızlı olmaması, hem de bazı çevreler tarafından sürekli eleştiriye uğratılması, rejimi savunmak ve kamuoyu oluşturmak amacını güden bir gazetenin oluşturulmasına yol açmıştır. Bu gazeteyi kurma görevi, Kurtuluş Savaşı sırasında da ulusal direniş hareketine Yeni Gün’le destek veren Yunus Nadi’ye düşmüştür. Nebizade Hamdi ve Zekeriya Sertel’in onar bin liralık sermayesi ve Atatürk’ün desteğiyle kurulan Cumhuriyet, 7 Mayıs 1924 yılında yayın hayatına başlamıştır.

Yunus Nadi bir yıl sonra bu defa da yabancılara devrimi anlatmak ve Türkiye’yi tanıtmak için Cumhuriyet’in Fransızca baskısı olan La Republique’ı çıkartmıştır. Yedi sayfadan oluşan gazetenin, ilk sayısının ilk sayfası, Yunus Nadi’nin planladığı üzere haber sayfası olup, Mustafa Kemal’in beyanatlarına, dış politik olaylara ve Yunus Nadi’nin kaleme aldığı gazeteyi tanıtan bir yazıya ayrılmıştır. Cumhuriyet’in Karilere Takdimi‛ başlıklı bu tanıtım yazısında, şu sözleriyle gazetenin siyasi kimliği ve hedefleri, net bir biçimde ortaya konmuştur (7 Mayıs 1924): "Gazetemiz ne hükümet gazetesi, ne de bir fırka gazetesidir. Cumhuriyet sadece Cumhuriyet’in daha aleni ve şamil ifadesiyle, demokrasinin müdafisidir. Cumhuriyet ve demokrasi fikir ve esaslarını ihlal eden, yıkan, yıkmaya çalışan her kuvvetle mücadele edecektir. Memlekette her manasıyla hakiki bir demokrasi ve hakiki bir cumhuriyet tesisi için gazetemiz bütün varlığıyla çalışacaktır. Memlekette halkın, halk tarafından, halk için idaresi bizim mefkuremizdir.Ve biz yalnız bu mefkurenin esiriyiz, başka hiçbir kuvvetin değil."

Gazetenin ikinci sayfası yorum ve makale ağırlıklı düzenlenmiş olup, üçüncü sayfası da haber ve yazılara ayrılmıştır. Gazetede ayrıca biri siyasi içerikli, diğeri toplumsal nitelikli iki karikatüre yer verilmiştir. Cumhuriyet’in toplumun her kesimine hitap etmeyi hedeflemesinin sonucu olarak çocuk sütunu, kadın sütunu, spor sütunu, iktisadi sütun gibi bölümlerle, her gün bir hikaye‛, ‚gazetenin doktoru‛ gibi popüler sütunlar oluşturulmuştur (7 Mayıs 1924). Bu içerikle kısa zamanda 7 binlik tirajı yakalayan Cumhuriyet, satışını gitgide artırmış, ikinci dünya savaşı yıllarına gelindiğinde ise 62 bine ulaşmıştır (Ertop, 1973: 14). 

Bununla birlikte, gazetenin ilk fiyatı üç kuruş iken, yıllar içinde gazete önce beş, sonra sekiz kuruşa çıkmış, 1940’lara gelindiğinde fiyatı 10 kuruşa varmıştır (Köktener, 2004: 23). Gazetenin kadrosunda ise, Ziya Gökalp, Aka Gündüz, M. Zekeriya Sertel, Hasan Bedreddin, Reşad Ekrem Bey, Ahmet Rasim, Peyami Safa, Muharrem Fevzi, Agah Togay, Ahmet Refik, Ahmet Hidayet, İsmail Habib Sevük, Abidin Daver, Cenap Şahabettin, Vedat Nedim Tör, Halit Ziya Uşaklıgil, Selahattin Enis, Turhan Tan, Cevat Fehmi Başkut, Feridun Osman Menteşoğlu, Ahmet İhsan, Mümtaz Faik Fenik ve Fuat Köprülü, M. Nermi, Halit Fahri Ozansoy, Ercüment Ekrem Talu, Agah İzzet, Mümtaz Faik Fenik, Agah, Burhan Felek, Ömer Rıza Doğrul, H.Emir Erkilet, Abidin Daver, Arif Ahıskal, İ.Hami Danişment, İ. Habib Sevük, Nurullah Ataç, M. Şekip Tunç, Burhan Toprak, K. İsmail Gürkan, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Yavuz Abadan, Z. Fahri Fındıkoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Salih Sel, Hasan Cemil Çambel, F. Osman; gibi dönemin güçlü yazarları göze çarpmakta idi.

Üç ortaklı bir şirket şeklinde kurulan gazete, 1930’lu yılların başına gelindiğinde ilkin Nebizade Hamdi’nin ardından da Zekeriya Sertel’in ortaklıktan ayrılmasına tanık olmuş, gazetenin yönetimde tek yetkili kişi Yunus Nadi kalmıştır. İçerik kadar teknik yeniliklere de önem veren Yunus Nadi, gazetesine o dönemde Türk basını için bir ilk olan linotip makinesini getirtmiştir. Dağıtım konusunda da değişikliklere giden gazete, taşra kopyalarını bayilere doğrudan doğruya kendisi göndermeye başlamıştır. Türk basını için teknolojik devrimlere imza atan gazetenin, kuruluş misyonu doğrultusunda hareket ederek devrimlerin yaygınlaştırılmasında da öncü görevi üstlendiği görülmüştür. Örneğin, 1928 yılında Latin alfabesine geçişte gazetede bu yönde tam bir seferberlik havası hakim olmuştur. 

Gazetenin soyadı kanunu, lakap ve unvanların kaldırılması ile ilgili kanun, ondalık ölçü sisteminin kabul edilmesi, hafta sonunun pazara alınması gibi çeşitli konulardaki yayınların da aynı desteği verdiği görülmüştür. Gazete, bu süreçlerin neden olduğu tiraj bunalımların üstesinden hükümetin mali yardımları ve yöneldiği promosyon ve yarışmalar ile gelmiştir. İktidarın gayri resmi yayın organı olarak nitelenebilecek olan gazete, Atatürk’ün ölümünün ardından üretilen politikalardan rahatsızlık duymuş, 1940’lı yıllara gelindiğinde, yönetim ile arası oldukça açılmıştır. Özellikle de, ikinci dünya savaşı yıllarında Nadir Nadi’nin kaleme aldığı, ‚Alman Realitesi‛ başlıklı yazı, hükümet ile gazeteyi karşı karşıya getirmiştir. Bu konuya anılarında değinen Nadir Nadi, yazısının maksadı aştığını kabul etmiş, amacının yalnızca o günlerin siyasi atmosferinde çok sesliliği sağlama kaygısından ibaret olduğunu dile getirmiştir. Oysa o günlerde başta Hüseyin Cahit Yalçın ve Sabiha Sertel olmak üzere pek çok kişi gazetede çıkan bu yazıları, ‚Alman yanlısı bir tutum içinde olmak‛ olarak yorumlanmışlardır.

Dış politikanın hassaslaştığı bu süreçte, Cumhuriyet’in tavırları yönetimi rahatsız etmiş ve gazete kapatılma kararlarıyla ilk kez tanışmıştır. Gazete, Bakanlar Kurulu kararıyla ve devletin genel politikasına aykırı yayın yaptığı gerekçesiyle 29 Ekim 1934 tarihinde 10 gün süreyle, 1940 yılında da aynı gerekçeyle bu kez üç ay kapatılmıştır. 12 Temmuz 1941’de iki günlüğüne, yine aynı yılın Aralık ayında da bu defa da devletin dış politikasına aykırı yayın yaptığı için bir günlüğüne yayını durdurulmuştur.

İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde, gerek Türk siyasi hayatında, gerekse de Cumhuriyet’te yönetimsel değişiklikler yaşanmıştır. Ülke çok partili hayata geçiş hazırlıkları içinde iken, Cumhuriyet de kurucusu Yunus Nadi’nin ölümüne tanık olmuştur. Gazetenin yönetimini üzerine alan Nadir Nadi, bir yandan gazetedeki Değişime alışmaya çalışırken, bir yandan da iktidar ile muhalefet arasındaki dengeyi sağlamaya çalışmıştır. Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu sırasında bir muhalif partinin varlığını demokrasinin gereği olarak gören gazete, yeni partiye destek yazıları yazmasına rağmen, mesafeli yaklaşmaktan da geri durmamıştır. 1946 yılında kurulan Demokrat Parti’ye ise, gazete, halkın partiye gösterdiği ilgi ve sevgiden etkilenerek heyecan duymuştur (Nadi, 1991:279-293). Bu heyecanı, Hıfzı Topuz kitabında ‚DP’yi tutmak‛ olarak nitelemiş, fakat aynı günlerde Doğan Nadi’nin köşesinde bir kaç cümlelik mizahi eleştirilerin de bulunduğunu eklemiştir.

Cumhuriyet’in DP’ye yakınlaşması iktidarı rahatsız etmiş olacak ki, 1946-1950 yılları arasında çeşitli sebeplerle hakkında dokuz dava açılmış ve Nadir Nadi’nin de sayısız davada yargılanmıştır (Nadi, 1991: 321). 1950-1980 Yılları Arasında Cumhuriyet Gazetesi 14 Mayıs 1950 seçimlerinde iktidar el değiştirmiş ve DP yönetime gelmiştir. Siyasetin çehresinin değiştiği bu yıllarda, basın da farklılaşmış, sermayenin ağırlığı kendisini hissettirmeye başlamıştır. Cumhuriyet’in başyazılarını bu dönemde de Nadir Nadi kaleme almaya devam etmiştir. Doğan Nadi, Ömer Sami Coşar, Burhan Felek, Fahri Celal, Vala Nurettin, Hamdi Varoğlu, Cevat Fehmi Başkut, Feyyaz Tokar, Yaşar Kemal, Hasan Ali Yücel, Bedri Rahmi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Tanyol, Nurullah Kunter, Osman Okyar, Adnan Adıvar, İsmail Hakkı Danişment, Kemal Saraçoğlu, Esat Tekeli, Aydemir Balkan, Kemal Salih Sel, Hasan Ali Ediz, Fahrettin Kerim Gökay, Fakir Baykurt v.b. isimler Cumhuriyet’in yazı kadrosunu oluşturmakta idi. O yıllarda ez altı, en fazla 10 sayfa olarak çıkan Cumhuriyet, bu dönemin de yüksek tirajlı gazetelerindendir. Gazetenin tirajının yıllar içerisinde seyrine ilişkin kesin bilgiler bulunmamakla birlikte, gazetenin çok fazla değişmeyen, sabit bir okur kitlesi olduğu ve gazetenin tirajının ortalama olarak 50-60 bin civarında olduğu ifade edilmiştir.

İktidarın Arapça Ezan okunma yasağının kaldırılmasına ilişkin çıkardığı kanun, Cumhuriyet ile DP iktidarı arasında yaşanan ilk sınav olmuştur. Kanun, laik kesimin büyük tepkisini çekmiştir. Atatürk devrimlerinin savunucucu Cumhuriyet’in de bu konuda kesin bir tavır göstermesi beklenirken, Nadir Nadi’den fazla da suya sabuna dokunmayan bir yazı gelmiştir. Nadi, kanunun çıkarılmasını, yeni hükümete yöneltilecek olumsuz propaganda vesilesi olması nedeniyle bir taktik hatası olarak ele almıştır. Yazıda her ne kadar iki parti de seçim döneminde dini siyasete alet etmekten geri kalmadıklarını belirtilse de, burada da ilk hareketin Halk Partisi tarafından geldiği söylenerek, DP bir bakıma kayırılmıştır. Hükümetin Ekim sonlarında okullara zorunlu din dersi konması konusunda ise Nadi, daha eleştirel davranmıştır.(Cumhuriyet, 31Ekim 1950). 

Cumhuriyet, 1954 seçimlerine kadar partiler arasında dengeli bir tutum izlemeye özen göstermiş, 1954 seçimleri yaklaştığında ise, açıktan DP’yi desteklemeye başlamıştır. Özellikle de Nadir Nadi’nin o günkü başyazıları, dört sene boyunca demokrasiyi geliştirme yönünde adımlar attığını düşündüğü DP iktidarına yönelik, övgüler ile dolu idi.

1960 SONRASI:

Ülkenin genelinde olduğu üzere, Cumhuriyet de 27 Mayıs hareketini desteklemiş, fakat bu destek uzun sürmemiş, kısa bir müddet sonra gazetede yeni yönetimi eleştiren yazılar yer almaya başlamıştır. Cumhuriyet’in Milli Birlik Komitesi kararları arasında en çok tepki verdiği 212 sayılı kanun olmuştur. Cumhuriyet diğer sekiz gazete ile 10 Ocak 1961’de ortak bir bildiri yayınlayarak, kanunu eleştirmiş, bildiriden sonuç alamayınca da, üç gün gazete çıkartmama kararı almıştır. 

Gazete yönetimine çalkantıların hakim olduğu bu dönemde bazı teknik yeniliklere gidilmiştir. Bunlardan ilki, 1928’den beri kullanılan rotatifin değiştirilmesine karar verilmesi idi. Böylece matbaa makineleri tamamen yenilenmiştir. İkinci değişim ise, yazı kadrosunda yaşanmıştır. Gazete kadrosuna İlhan Selçuk dahil olmuştur. Hasan Ali Ediz, Melih Cevdet Anday, Nüzhet Baba, Selmi Andak, Burhan Arpad, Cihat Baban , Bahri Savcı, İsmet Giritli, İsmet Sezgin, Oktay Akbal, Altan Öymen, Mehmet Barlas, Sadun Tanju, Ahmet Şükrü Esmer, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Şevket Süreyya Aydemir, Seha Meray, Rauf Mutluay, M. Tali Öngören, Samim Kocagöz, Ümit Gürtuna, Yalçın Küçük, Ergun Balcı, Uğur Mumcu, Ali Sirmen, Mustafa Ekmekçi, Orhan Apaydın, Yalçın Doğan, Müşerref Hekimoğlu, Tan Oral, Yalçın Pekşen, Hasan Cemal 1960-1980 yılları arasında Cumhuriyet’te yazan diğer isimlerdir.

Nadir Nadi’nin gazeteden ilk istifası, Şadi Alkılıç’ın ‚Türkiye’nin Tek Kurtuluş Yolu: Sosyalizm‛ başlıklı yazısının gazetede yayınlanması üzerine yaşanan gelişmelerden kaynaklanmıştır. Yazarın, ‚komünizm propagandası yapmak‛ suçuyla soruşturmaya alınması ve dava neticesinde suçlu bulunması üzerine Genel Yayın Yönetmeni Cevat Fehmi Başkut’un istifa etmek zorunda bıraktırılması, Nadir Nadi’nin gazeteden uzaklaşma kararı almasına yol açmıştır. Ortaklarının Nadir
Nadi’nin istifasına ses çıkarmayışı, Nadir Nadi’nin İlhan Selçuk’un düşüncelerinin tesiri altında kaldığı düşüncesinden kaynaklanmıştır. Bu olumsuz bakış açısı nedeniyle Nadir Nadi gazeteye ancak bir buçuk yıl sonra dönebilmiştir (Nadi, 1981:166-167). Nadi’nin gazetesine tekrar kavuştuğu günlerde, toplumda terör olayları gündeme iyice yerleşmiş, toplumsal kutuplaşma ise iyice artmıştır. 12 Mart Muhtırası ile bu duruma bir çözüm getirilmeye çalışılmış, gazetede muhtıraya destek vermiştir. İlerleyen günlerde ise, Nadir Nadi’nin muhtıraya ilişkin görüşleri değişmiş ve kaygıları artmıştır. Hatta anılarında 12 Mart’ı desteklemiş olmakla bir hataya düşmüş olabileceklerini dahi itiraf etmiştir.

Nadir Nadi’nin 12 Mart sonrası fikrinin değişmesine yol açan en büyük etmen ise, İlhan Selçuk’un tutuklanması olmuştur. Selçuk, 27 Nisan 1971 tarihinde kaleme aldığı ‚Hoşgeldin Tanzimat Kafası‛ başlıklı yazısı nedeniyle tutuklanmış, gazete de kapatılma cezası almıştır. Nadi anılarında, gazetenin daha erken açılması yönündeki girişimlerde bulunduğunu, fakat dönemin Genelkurmay Başkanının gazetenin genç subay üzerinde yıkıcı tesirler yaptığını belirterek, bu isteğini geri çevirdiğini aktarmıştır.

1960’ların getirdiği sol düşünce Cumhuriyet’te gitgide hakim olmaya başlamış, öyle ki bu durum gazetenin diğer ortaklarında rahatsız etmiştir. Fakat, bu hoşnutsuzluk gazetenin çizgisini etkileyememiş, aksine 1970’li yıllarda gazeteye dahil olan kadro ile sol kimliğe iyiden iyiye bürünmüştür. Artık gazete sol grupların kendi aralarındaki yazışmalarına ev sahipliği yapacak kadar bu fikri temsil eder hale gelmiştir. Bu nedenle de Cumhuriyet ülkenin karışık dönemlerinde
sağcı grupların okunmasına tepki verdikleri bir yayın organı haline gelmiştir. Oysa Nadir Nadi, gazetenin siyasi kimliğindeki değişimi kendilerinin bilinçli tercihi olarak değil de, üzerlerine bir yakıştırmaymış gibi ele alarak, şunları söylemiştir (aktaran Topuz, 2003: 240): "12 Mart’a yaklaşan dönemlerde Cumhuriyet yeraltı ve yerüstü örgütlenmeleriyle Marksist kökenli tüm solcuların okudukları bir gazete haline gelmişti. 1962'ye kadar, ilk çıkışından itibaren 39 yıldır
Cumhuriyet'in sayfalarında hiç görülmeyen bir şey oluyordu. Cumhuriyet, solcuların birbirleriyle iç haberleşme yaptıkları ve kamuoyuna mesaj ilettikleri bir gazete oldu. Solcular yayınladıkları gazete ve dergilerin ilanlarını ilk önce bize veriyorlardı. Nişan, nikah, doğum, evlenme ve ölüm ilânları bizde çıkıyordu. Düzenledikleri miting ya da yürüyüşü, bir protestoyu, bir konferans bir paneli bizim sayfamız aracılığıyla duyuruyorlardı. Bu konumda yarı cahil ve bilinçsiz
kitlelerin gözünde adımız, ‘solcu gazete’ye, ‘komünistlerin okuduğu gazete’ye çıkmıştı. Ama ben, sağcı gazete ve yazarları ciddiye almıyor, 12 Mart darbecilerinin Cumhuriyet’e darbe vurabileceklerini hiç aklıma getirmiyordum. Nadir Nadi’nin darbe olarak bahsettiği gazete yönetiminin kendi içinde yaptığı bir girişimdi. 

Cumhuriyet Matbaacılık ve Gazetecilik T.A.Ş. Genel Kurulu olağanüstü bir toplantı gerçekleştirmiş ve Nadir Nadi’nin siyasal tutumunun gazeteyi çöküntüye sürüklediği gerekçesiyle yönetim kurulunun değiştirilmesine karar vermişlerdir. Nadir Nadi, bunun üzerine istifa etmiştir. Nadir Nadi’nin gazeteden ayrılışının ardından yeni yöneticiler ‚solcu bildikleri‛ yazarları da gazeteden uzaklaştırmışlardır. Bir yıl sonra ise, genel kurulda oy dengeleri değiştiğinde Nadir 
Nadi, tekrar gazeteye çağrılmış, yazar da ilişikleri kesilen arkadaşlarının da geri alınması koşulunu ileri sürerek, teklifi kabul etmiştir.

1980 Sonrası:
Cumhuriyet, muhalif kimliğini devam ettirmeye kararlı olsa da, bu dönemde şartlar onu zorlamış ve basın için dönüm noktası olarak alınan ekonominin yeniden şekillendirildiği 24 Ocak 1980 günü Cumhuriyet de değişime gitmiştir. Özellikle de, 25 Ocak’ta kağıt fiyatlarının saptanmasının üzerine, bütün basın ve yayıncılık dünyası para sıkıntısı içine düşmüş, piyasa da sadece arkasında büyük sermayeyi ve oradan gelen bol reklamın desteğini alabilenler ayakta kalabilmişlerdir. Direnmeyi deneyenlerin sayısı ise, hayli sınırlı olmuştur. Cumhuriyet kapanmak tehlikesi karşısında, Haziran 1980’de bir bildiri ile liberal ekonomiyi savunacağınıaçıklamak suretiyle zorluğu kısa bir süre için aşabilmiştir. Elde ettiği ödün ise, köşe yazarlarına dokunulmaması olmuştur.

Bu gelişmelerin ardından, Cumhuriyet ikili bir görünüme sahip olmuş, gazetenin ekonomi sayfasında ılımlı liberalizmi savunulurken, buna karşın yorum ve fıkralarında Atatürkçülükten sosyalizme kadar geniş bir yelpazeyi içinde barındırmış; ilan sayfalarında en lüks tüketim mallarının reklamı ile devrimci örgütlerin anma ya da ölüm ilanlarını yan yana gelebilmiştir. Bu durum solun ancak liberalizm şemsiyesi altında yaşabileceği bir ortamda olunduğunu net bir biçimde
göstermiştir. 

Fikirlerin keskinleştiği bu dönemin sonunda, 12 Eylül askeri darbesi yaşanmıştır. Cumhuriyet diğer olaylarda olduğu gibi ilkin darbeye olumlu yaklaşmıştır. Öyle ki, gazetenin bu tutumu ileride ‚solun ezilmesine sessiz ve tepkisiz kalma‛ olarak yorumlanmıştır (Köktener, 2004:153). 1982 yılındaki bu tepkisizlik bir  süre sonra yerini direnmeye ve güçlü bir muhalefete bırakmıştır. Bu durum, bir yandan gazetenin tirajının yükselmesine neden olurken, bir yandan sayısız kapatılmaları beraberinde getirmiştir. Örneğin 24 Ocak 1983 günü, Sıkıyönetim Komutanlığı, Nadir Nadi’nin bir gün önce yayınlanan ‚Tuhaf Bir Tasarı‛ başlıklı başyazısı nedeniyle gazetenin yayınını durdurma kararı almıştır (Saral, 1989: 29-30)26, Nadir Nadi ile yazı işleri müdürü Okay Gönensin hakkında da dava açılmış, dava sonucunda yazarların ikisi de hapis ve para cezası almışlar, fakat Askeri Yargıtay cezanın uygulanmamasına karar vermiştir.

Gazetenin yeniden şekillendiği 1980-2000 yılları arasındaki tirajına bakıldığında: 1980’de 76. 358; 1981 ve 1982’de 91 bin; 1984’te 93. 984; 1987’de 124. 415 iken, 1988’de 114. 398 ve 1989’da 115.594 olarak kaydedilmiştir. 1991’den itibaren ise düşüşe geçmiştir. Bu düşüşün altında da yine gazete içi çekişmeler yer almıştır. 1992’de 42 bin olan tiraj sorunların çözümü ile birlikte yükselmeye başlamış, 1994’te 61 bine yükselmiştir. Bu yükseliş kısa sürmüş, gazete bu defa da ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizden etkilenmiştir. 1997’de 46.345 binlik tiraj elde edilince, gazete de diğer gazeteler gibi tutundurma çabalarına rağbet etmiştir. Kültürel içerikli promosyonlar yapan Cumhuriyet bu sayede bir artış yakalamıştır, fakat bunda süreklilik sağlayamamış ve gazete satışı 2002 yılı itibariyle 37 bin civarlarında kalmıştır. 

Gazetenin fiyatı ise; 1980’de 10 lira iken yaşanan enflasyon ve devalüasyonların ardından dört sene sonra tam on katına, 100 liraya çıkmıştır. Gazete fiyatı sürekli bir artış göstermiş, aynı yılın içinde beş kez zamlandığı dahi olmuştur. 1990 yılı sonunda gazete 1000 lira iken, sürekli zamlarla, 1995’te 15 bine, 1997’de 100 bine, 2001’de 500 bine ulaşmıştır. Cumhuriyet diğer gazetelerin 1960’larda geçtiği ofset baskı ile 1983 yılında tanışmış, 1987 yılında da bilgisayar teknolojisine geçmiştir. 1992 yılında da GAMEDA’nın kapanması sonrasında gazete, önce Yay-Sat daha sonra da Birleşik Basın Dağıtım tarafından dağıtılmıştır.

Gazetenin pek çok farklı sorunla yüz yüze geldiği 1990’lı yıllarda, önemli bir kayıp yaşamıştır. 1988’den beri fiilen gazetede yer almayan Nadir Nadi, 1991 yılında vefat etmiştir. Bu ölümün ardından, gazeteden bir grup yazar ayrılmıştır. Sınırlı reklam ve satış gelirleriyle ayakta durmaya çalışan, fakat bir türlü tirajını yükseltemeyen Cumhuriyet, mali açıdan zor günler içine girmiştir. Bu durum, kısa sürede iflası beraberinde getirmiştir. Alacaklıların artması, gazete çalışanların
maaşını alamaması üzerine, gazete yeni bir yapılanmaya gitmiş ve Cumhuriyet, gazetenin çalışanların da ortak olduğu Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. adlı yeni bir şirket tarafından basılmaya başlamıştır. Cumhuriyet adı bu şirkete kiralanmış, daha sonra kurulan Cumhuriyet Vakfı da, Cumhuriyet Grubuna ait bütün şirketleri bünyesine katmıştır. Nadir Nadi’nin ölümünün ardından, gazetenin imtiyaz sahipliğini ve Cumhuriyet Vakfının başkanlığını Berrin Nadi üstlenmiştir. Berrin Nadi’nin ölümünün ardından ise künyede ilkin ‚Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.’yi temsilen Cumhuriyet Vakfı adına İlhan Selçuk‛ ibaresi yer almış daha sonra imtiyaz sahibi Cumhuriyet Vakfı adına İlhan Selçuk olarak yazı değiştirilmiştir.

1991 seçimleri ve sandıktan çıkan koalisyon hükümeti, gazetenin kendi iç hesaplaşmaların tekrar su yüzüne çıkarmıştır. Osman Ulagay seçim sonuçlarını değerlendiren bir yazı yazmış (Cumhuriyet, 22 Ekim 1991) ve yazısında ANAP-DYP koalisyonunu savunmuştur. İlhan Selçuk önderliğindeki grup, yazarın bu tarz yorum yazmaması gerektiğini savunurken, Hasan Cemal’in önderliğindeki grup ise, fikir özgürlüğü çerçevesinde yorumunun uygun olduğunu ifade etmiştir. Bunun üzerine, İlhan Selçuk ve ona bağlı köşe yazarlarının çoğu gazeteden ayrılmıştır. Bu durum, okur protestolarına sebep olunca İlhan Selçuk ve diğer yazarlar gazeteye geri dönmüş, mevcut gazete yönetimi ise, gazeteden ayrılmıştır. Bu dönemde, İlhan Selçuk tarafından ‚Cumhuriyet okuruyum, çünkü  Cumhuriyet okumuyorum‛ sözleriyle ateş alan gazeteye yönelik bir boykot kampanyasını yürütülmüş, özellikle de Hasan Cemal hedef alınmıştır, Berrin Nadi’nin Nadir Nadi’ye yazdığı ‘şikayet’ mektuplarının da etkisiyle ve kamuoyunun baskısıyla bir müddet sonra Hasan Cemal istifa etmiş ve bunun üzerine İlhan Selçuk tekrar gazeteye dönmüştür.

1993 yılına gelindiğinde ise, Uğur Mumcu’ya düzenlenen suikast gazeteyi derinden sarsmıştır. Yazarın katilinin bulunması için kampanyalar düzenlenmiş, fakat 2002 yılına kadar hiçbir sonuç alınamamıştır. 28 Şubat sürecine destek veren gazete, 2001 yılında meydana gelen 11 Eylül saldırılarını da bu çerçevede ele almış, bu olayın gazetenin 28 Şubat sürecine göstermiş olduğu tepkinin haklılığını ortaya koyduğunu belirtmiştir. AKP’nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle birlikte muhalif kimliğine iyice bürünen Cumhuriyet, 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yürüttüğü kampanya ile kamuoyunu da bilinçlendirmeye gayret göstermiştir. Gazetenin iktidar ile ilişkisini gergin hale getiren bu yaklaşımlar, son yıllara damgasını vuran Ergenekon Davası ile yeni bir boyut kazanmıştır. Bu soruşturma kapsamında; İlhan Selçuk sorgulanıp salıverilmiş, Mustafa Balbay ise tutuklanmıştır. 

2000’li yıllardan itibaren gazetenin mali sorunları iyice artmıştır. Son çare olarak,yeni ortaklar bulmak ve halka açılmak zorunluluğunu doğmuştur. Gazetenin hisse yapısının son durumunu 2003 yılında Kongar’ın aktarımına göre İlhan Selçuk şu şekilde ifade etmiştir (Kongar, 2003): Cumhuriyet Vakfı değişmez ve imtiyazlı olarak %10 hisseye sahiptir. Holdingin %10’u vakfa ait olan imtiyazlı hisselerin dışındaki dağılımında bir ikinci %10’da Cumhuriyet okurlarına aittir. Bu kişilerin sayısı 240’tır. Holding hisselerinin %20’lik bir bölümü Kasım 2000 tarihinde Günay Çapan’a satılmıştır. Son günlerde ikinci bir %20 hisse de Park Grubuna satılmıştır. Holdingin kurulması ardından, gazetedeki değişimleri bir başka kaynak ise şu şekilde vermiştir (Sönmez, 2003): 1997’de Esenyurt Belediye Başkanı eski Dev Genç’li Gürbüz Çapan ve kardeşleri Yeni Gün Holding ile Yeni Gün Haber Ajansı’na %40 ortak olmuşlardır. 2001’in ortalarında da ajansın diğer %40 hissesi işadamı Turgay Ciner’e satılmıştır.

Günümüzde Nadi ailesinin dışında, gazetenin hisseleri Turgay Ciner ile Mehmet Emin Karamehmet arasında paylaşılmış durumdadır. 2002 yılında Leyla Tavşanoğlu’nun sorularını yanıtlayan Turgay Ciner ise, Cumhuriyet’e ilişkin hissesini şu şekilde açıklamıştır (2002): Cumhuriyet bir gönül işidir. Cumhuriyet’i herhangi bir biçimde parasal bir sonuç çıkarma amacıyla yaklaşmıyoruz. Zaten Cumhuriyet gazetesinin sahibi olunamaz. Cumhuriyet’in sahibi Türkiye’de yaşayan 68 milyor kişidir. Cumhuriyet gazetesi 253 ortaklı bir şirkettir. Ortaklar içinde her kademede insan var. Hapiste yatmış olan, işkence görmüş olan, güzeli, çirkini. Ben Cumhuriyet’in bu yapılanması içinde sadece Turgay Ciner ile Çapanlar’ın (Gündüz ve Günay Çapan) olmadığını biliyorum.

2003 yılında gazetenin genel yayın yönetmeni İbrahim Yıldız’ın belirttiğine göre, Cumhuriyet Vakfına bağlı dört şirket vardır. Yeni Gün A.Ş., Çağ Pazarlama A.Ş, Yeni Gün Holding A.Ş., Yapım- C A.Ş..Holding ortakları arasında Haydar Veziroğlu, Gülizar Cengiz, Turgay Ciner, M.Emin Karamehmet, Günay Çapan hatta Aydın Doğan da vardır. Gazetenin künyesine göre, imtiyaz sahibi Cumhuriyet Vakfı adına İlhan Selçuk’tur. Gazeteyi yayınlayan ‚Yeni Gün Haber Ajansı ve Yayıncılık A.Ş.‛’dir. Ortakların pay oranı ise belirtilmemektedir. Ama söylenenlere göre payların %40’ı Turgay Ciner’in, %40’ı M. Emin Karamehmet’in elindedir (aktaran Topuz, 2003: 346). 

Gazetenin 2007 itibarıyla fiyatı 75 kuruştur. Bu fiyat diğer gazetelerle karşılaştırıldığında en yüksek rakam olması ile dikkat çekicidir. Gazetenin 2003 yılından itibaren tirajlarına bakıldığında; şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır. 27 Ocak 2003 - 02 Şubat 2003 (39.822- 42.104), 26 Ocak 2004 - 01 Şubat 2004 (48.453- 51. 457), 24 Ocak 2005 - 30 Ocak 2005 (57.137- 55. 936), 30 Ocak 2006 – 05 Şubat 2006 (61. 215 - 60. 742), 22 Ocak 2007- 28 Ocak 2007 (63.748 - 63.045), 26 Mart 2007 - 01 Nisan 2007 (62.599 - 69.316). 2008 yılında gazetenin tirajı biraz yükselmiş ve 73 binlere ulaşmış, fakat bir sene içinde gazete bu satışını kaybetmiş, 2009 yılı başında 66 binlere gerilerken, 2009 yılı sonu itibariyle 54 binlere gerilemiştir.

Günümüzde 1 Türk lirasına satılan gazetenin künyesinde halen imtiyaz sahibi Cumhuriyet Vakfı adına İlhan Selçuk yer almaktadır. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız’dır. Son olarak, gazete yazarlarına bakılacak olursa şu isimler göze çarpmaktadır: Mustafa Balbay, Mümtaz Soysal, Emre Kongar, Erdal Atabek, Oral Çalışlar, Orhan Erinç, Hüseyin Baş, Erol Manisalı, Türkel Minibaş, Yakup Kepenek, Nilgün Cerrahoğlu, Cüneyt Arcayürek, Oktay Akbal, Hikmet Çetinkaya, Özgen Acar, Deniz Som, Orhan Birgit, Ümit Zileli, Deniz Kavuçuoğlu, Işıl Özgentürk, Ataol Behramoğlu, Sunay Akın, Işık Kansu, Hilmi Develi, Bedri Baykam, Leyla Tavşanoğlu, Ali Sirmen, Güray Öz, Hüseyin Baş, Şükran Soner, Öztin Akgüç, Ergin Yıldızoğlu, Erinç Yeldan, Özlem Yüzak, Yakup Kepenek, Yahya Arıkan, Mustafa Pamukoğlu, Orhan  Bursalı, Mehmet Faraç , Oktay Ekinci, Selmi Andak, Zeynep Oral, Turgay Fişekçi, Ahmet Cemal, Adnan Binyazar, Vecdi Sayar, Arif Kızılyalın, Adnan Dinçer, Ahmet Kurt, Halit Deringör.

TARTIŞMA VE SONUÇ
Cumhuriyet rejimi ile birlikte doğan ve bu ideallerle beslenen Cumhuriyet, 85 yıl boyunca siyaset ile iç içe olmuş ve bu tanıklığı nedeniyle de siyasetin  çalkantılarından bir hayli etkilenmiştir. Bir gazetenin geçen uzun sürede siyasi bir tutarlığa sahip olması zor görünse de, Cumhuriyet’in Atatürk ilke ve devrimleri konusundaki hassasiyetinin, yıllara direndiğini söylemek mümkündür. Biçimsel Atatürkçülüğe her dönemde şiddetle karşı koyan gazete, ilke ve devrimlerin
önderliğinde demokratik kurum ve kuruluşların ülke siyasetinin gelişmesi açısından önemini her dönem aynı kararlılıkla savunmuştur. Bununla birlikte, gazetenin yıllar içerisinde konulara olan yaklaşımında ise, dönemlere göre bazı farlılıklar söz konusu olmuştur. Gazetenin tek partili dönemde devletçi çizgisini koruduğunu ve günün siyaset koşullarına göre ülke çıkarlarını gözetme misyonunu ön planda tutan bir siyasi çizgiye sahip olduğu görülürken, 1950’lerde liberal politikalara
daha açık bir Cumhuriyet karşımıza çıkmaktadır. 

Soğuk Savaşın yoğun yaşandığı günlerde ise, tercihini Batı politikalarından yana koyan ve Sovyetler Birliğine karşı mesafeli bir tutum izleyen Cumhuriyet, siyasi alanda da katılımcı ve çoğulcu bir demokrasi anlayışı benimser görünürken, aşırı sağ ve sol oluşumları dışlayarak, kendi içinde çelişen tavırlar sergilemiştir. Ekonomi alanında da, özel sektörün geliştirilmesine sıcak bakan Cumhuriyet, ülke içerisindeki olanakların yetersiz kaldığı durumlarda yabancı sermayenin desteğini, dış kredi ve dış yardım alımlarını ‘normal’ karşılamış, bunların sonuçlarını sorgulamamıştır. Uluslar arası alanda Batılı devletler önderliğinde kurulan oluşumlara da destek veren gazete, ülke güvenliğini ön plana çıkararak aktif siyaset izlenmesi gerekliliğini vurgulamış ve dönem içerisinde uluslar  arası politikada yaşanan gelişmelerdeki bu tutumu nedeniyle yer yer protestolara dahi maruz kalmıştır. 1960 darbesinden sonra ise, gazetenin sağ liberal politikaları desteklemeye bir müddet daha devam ettiğini, hatta bu dönemde emek karşıtı bazı politikaları savunduğu görülmektedir. Bununla birlikte, gazete kadrosuna katılan isimlerin etkisiyle ve toplumdaki sol grubun yazışma alanı olarak gazeteyi kullanmaya başlaması ile birlikte gazete siyasi çizgide sol kısma yerleştirilir hale gelmiş ve sağ grupların tepkisini üzerine çekmeye başlamıştır. Fakat bu durum, gazete yönetiminin kendi ‚tercihi‛ olmadığı için, bu bir müddet bir yakıştırmadan ibaret kalmış ve yaşanan darbelerde gazetenin takındığı tavırla da, bu durum iyice somutlaşmıştır.

Özellikle de 1980 sonrası gazete kendi iç çekişmelerinin de sonucu olarak ‘liberal’ bir tutum izlemek zorunda kalmış, ekonomik sorunlarını aşabildiği ölçüde kendini sol çizgiye yakın tutan yazarlarını bünyesinde muhafaza etmeyi başarmıştır. İlerleyen yıllarla birlikte gazete muhalif bir çizgiye kendisini iyice yerleştirmiş, sağ liberal politikalara karşı daha temkinli hale gelmiş ve bu nedenle de son yıllarda hükümetlerle ciddi sıkıntılar yaşamıştır. 

Bütün bu ideal ve çelişkileriyle birlikte, gerek siyasi çevrelerde, gerek basın camiasında, gerekse de halkın gözünde her zaman bir saygınlığa sahip olmuş ve çoğu zaman çok önemli kararlar Cumhuriyet’in yazmasıyla inandırıcılığa sahip olmuştur. Basında ve günümüz kitle iletişim araçlarında isim yapmış pek çok kişinin okulu olan Cumhuriyet, çalışanlarının tamamının sendikalı olması nedeniyle diğer kuruluşlara örnek olmuş, bilinçli bir okur kitlesine sahip olmasının da etkisiyle de pek çok olayda bir sivil toplum kuruluşu gibi hareket etmiş, kamuoyuna ışık tutmuştur. Gazetenin satışı üzerine yayın strateji gütmeyen gazete, fikir gazeteciliğinin ülke içindeki temsilciliğini yürütmeye ısrarla devam etmiştir.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com