İLHAN ERDOST
17 Aralık 1944’te Tokat, Artova'da doğdu. Ailesinin geçim sıkıntısı ve II. Dünya Savaşı yüzünden ilkokulu bitirdikten sonra çalışmaya başladı. Daha sonra ağabeyi Muzaffer İlhan Erdost ile birlikte Ankara'ya yerleşti. Burada tekrar okula başladı. Lise yıllarında Atatürkçü düşünceyi benimsedi. 27 Mayıs Darbesi'nin olduğu sıralarda, 16 yaşındayken, düşünceleri bu darbenin çerçevesinde sola yakın bir çizgiye oturdu.
İlhan Erdost'un yaşam öyküsü:
Doğum tarihi: 17 Aralık 1944, Tokat
Ölüm tarihi ve yeri: 7 Kasım 1980, Ankara
17 Aralık 1944’te Tokat, Artova'da doğdu. Ailesinin geçim sıkıntısı ve II. Dünya Savaşı yüzünden ilkokulu bitirdikten sonra çalışmaya başladı. Daha sonra ağabeyi Muzaffer İlhan Erdost ile birlikte Ankara'ya yerleşti.
Burada tekrar okula başladı. Lise yıllarında Atatürkçü düşünceyi benimsedi. 27 Mayıs Darbesi'nin olduğu sıralarda, 16 yaşındayken, düşünceleri bu darbenin çerçevesinde sola yakın bir çizgiye oturdu.
Erdost, liseden sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. Aynı zamanda Muzaffer Erdost'un kurduğu Sol Yayınları'nda da çalıştığı için okulu bitiremedi. Muzaffer Erdost'un 12 Mart 1971'de hapse girmesinin ardından, Sol Yayınları ve Onur yayınları'nın sorumluluğunu üstlendi. Bu sırada eşi Gül Erdost ile evlendi.
12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası, yasak yayın basmak ve bulundurmak iddiasıyla gözaltına alındı.
7 Kasım 1980'de Mamak Cezaevi'nde görevli erler tarafından dövülerek öldürüldü.
İlhan Erdost'un ölümünü abisi Muzaffer İlhan Erdost şöyle anlatıyor:
Ne için gözaltına alındığımızı bilmiyorduk ki. Bizi götürdükleri Mamak 1 No’lu cezaevinin giriş kısmında bize suçlarınızı yazın dediler ama biz suçumuzu bilmiyoruz dedik. Yasak yayın bulundurmaktan bizi gözaltına almışlar.
12 Eylül Darbe gecesi biz tatildeydik. Tatilden çıktık geldik, bize polisin İlhan’ı aradığını söylediler. Nedeni de matbaaymış. Biz matbaayı zaten tasfiye ediyorduk, kapatmıştık. Orada “Okulun Toplumsal İşlevi” diye bir kitap vardı. Bir de Halit Çelenk’in “İdam Gecesi Anıları”. İlhan’a dedim ki, “Halit Abi’ye çok yükümüz oldu, kitabını biz basalım, sonra kapatalım matbaayı” dedim. Çıkışta açık olarak 1000 tane kadar duruyor bu kitaplardan. “İdam Gecesi Anıları” zaten hukuki açıdan hiçbir sorunu olmayan bir kitap, 5. baskısı yapılıyor. Matbaayı İlhan’a kurdurdum. Çünkü cezaevine girince kayyum atıyorlar matbaaya, o yüzden. Yayınevi benim üzerimeydi.
Beni aradılar, sıkıyönetim çağırıyor dediler. 15 gün kadar işim var, geleceğim dedim. Sonra beni aldılar, evi aramaya getirdiler, İlhan da aranıyor tabi. Evde bir şey bulamadılar, benim yayınladığım “Ne Yapmalı?”yı buldular. Bu kitap için kısıtlılık kararı var dediler, halbuki yok, ben basıyorum, olsa bilmez miyim?
Beni alıp götürdüler birinci şubeye. Orada bir komiser var, beni tanıyor. Geldi bana “Sıkıyönetim komutanının sizi yakalama emrini okur musun” dedi. Hiçbir delil bulunmadığı takdirde ‘derin uygulama’ yapılması emri yazıyor kağıtta el yazısıyla. Ben bilmiyorum tabi ne demek olduğunu. Kontrgerillanın yerine 1. Şube görevlendirilmiş, derin uygulama yapılacakmış. Komiser dedi ki, “Size derin, ağır işkence yapmamız talimatı var. Bu askerin bildiği bir terminoloji değil. Askerden başka birileri var bu işte” dedi. MİT de demedi.
Üç gün kaldım orada, eşim beni görmeye gelmişti. Dedim ki İlhan da bir gelip baksın. İlhan geldi, ifadesini aldılar. Sonra 5 Kasım sabahı bizi alıp Mamak’a götürdüler sabah 9’da. Orada gelen herkesi bir saat arayla alıyorlar, bizi gece 11’e kadar beklettiler, almadılar içeri. Gece Mamak’tan Emniyet’e geri götürdüler. 6 Kasım sabahı yine getirildik Mamak’a. Geceye kadar bekledik, yine almadılar bizi ve tekrar Emniyet’e döndük. Üçüncü gün, 7 Kasım sabahı yine gittik, saat 17.00’dan sonra herkes gitti, dağıldı personel. Sonra bizi getiren polis memuru geldi, “Gözaltı” dedi. Beni alacaklar sandım, İlhan’ın hiçbir şeyle ilgisi yok ki… “İkinizi de” dedi memur. Bizi gözaltına almak için delil üretmeye çalıştılar o beklediğimiz iki üç gün boyunca. Elimizde yasak kitap yok, delil yok. Bizi serbest bırakmaları gerekiyor. Ben yıllarca cezaevlerinde kaldım, Sansaryan’da işkenceye maruz kaldım. Dolayısıyla biliyorum bu işleri.
“Sahibi oldukları yayınevinde çok sayıda yasaklı yayın bulundurmak” yazıyor gerekçede. 1 No’lu cezaevinin girişinde bizi indirdiler. İnerken İlhan dedi ki, “Abi bakar mısın, Rana ablam ağlıyor.” Rana’ya döndüm dedim ki, “Ne oluyor yahu, o kadar yattım çıktım, endişelenme.” “Bu başka bir şey, iki kardeşi birden alıyorlar” dedi.
Girişimiz o giriş…
Aşağıya indirildik, orada fotoğrafımızı çektiler, önce bıyıklarımızı ve saçlarımızı kestiler tabi. Bana hasta olup olmadığımı sordular, değilim dedim. İlhan’a da sorarlar diye ses çıkarmadım aslında kardeşim ameliyatlı diyecektim ama sormadılar, diğerlerine sordular.
Sonra bir yere telefon açtı, “İki kişilik araç yolla büyük, F blok için, anlarsın ya” dedi. Önce bize sıra dayağı çektiler, sonra gelip bizi aldılar apar topar, arabaya bindirdiler jopla, tekmeyle. Dört er geldi. “10 yaşındaki bebeleri zehirlediniz, içerisi sizin zehirlediklerinizle dolu” dediler bize. Arabanın kapısı açık biraz bekledik, sonra bir hışımla içeri girdiler. Ben o kadar içeri girdim çıktım, o arabalarda dayak gibi bir şey yaşamadım o yıllar içerisinde. Aracın içerisinde dört er bizi birden dövmeye başladılar. Sonra benim başımdaki erlerden biri de İlhan’a yöneldi. Üç kişi birden İlhan’ı dövmeye başladılar. Bir yerde durduk, bir astsubay (Şükrü Bağ) aldık arabaya, cam bölme var aramızda. Dayak devam ediyor tabi. Bir yerde indik, kapının önünde, ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama hava kararmıştı. Sonrasında tam kapıdan girecekken, geri çağırdılar bizi. Tekrar dayak atacaklarını anladık. İlhan dönüp dedi ki, “Küçük kızımı uyandırmaya kıyamadım, öpemedim, dövdürmeyin bizi.” Yine kıyasıya dövmeye devam ettiler ama ne dövme…
O dayağa rağmen, bakın İlhan’ı öldürmüşler, saatlerce bize dayak atmışlar, sonra doktor bana 5 günlük rapor verdi sadece…
Ellerinizi yapıştırın dediler, ellerimiz öyle şişmiş ki tutamıyoruz bile. Bir posta daha dayak attılar bize, sonra içeri aldılar. İçeri giderken bağırdılar arkamızdan. Arabaya binerken, arabanın içinde, indikten sonra o kadar çok vurdular ki bize… İçeriye girdik, İlhan’ın yüzü kan içinde. Bağırdım, bir yudum su getirin diye. “Midem bulanıyor, kusacağım” diyerek yere düştü İlhan. Vahap diye bir çocuk var, tıp fakültesi öğrencisiymiş. O koşturdu, şekerli su istedi. Beni içeri aldılar o sırada. İlhan’ı iki ranzanın arasına yatırdılar, yığıldı zaten. “İlhan İlhan” dedim, ses vermedi. Biri nabzı durmuş dedi. Battaniyenin arasında alıp götürdüler İlhan’ı…
Sonra beni alıp götürdüler. Bir yudum su istedim. Astsubay bana “Kardeşinin kalbi vardı niye söylemedin” dedi. Kardeşimin kalbi yoktu, ayrıca sordunuz mu ki dedim. Sonra ifade verdim. Halit Çelenk’e “Halit Abi beni çıkar, İlhan’ı ben gömeceğim” dedim. Sonrası zaten malum. Tek bir yasak yayınımız yoktu ama bizi dövdüler, öldürdüler. Hikaye bu kadar basit aslında…
Muzaffer İlhan Erdost kimdir?
18 Eylül 1932 tarihinde Tokat'ın Artova ilçesinde doğdu.
M. Rana ve Muzaffer Mustafa imzalarını da kullandı. AÜ Veteriner Fakültesi’ni bitirdi (1957). Ankara’da Pazar Postası (1957-1959), Ülke dergilerinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. 1965’ten beri Sol Yayınları’nı yönetiyor. 142. maddeye aykırı eylemde bulunmaktan hüküm giydi (1971), 1974’te Af Yasası’ndan yararlanıp çıktı. Yeniden yayıncılığa başladı.
12 Eylül dönemi sıkıyönetimince gözaltına alınan kardeşinin dövülerek öldürüldüğü ileri sürüldü. Kardeşinin ölümünden sonra adını Muzaffer İlhan Erdost olarak değiştirdi.
İlhan İlhan adıyla bir kitap yayımladı (1995). İnsan Hakları Derneği Ankara şubesi başkanlığı yaptı (1989).
Şiir, öykü ve yazılarını 1950’den başlayarak Hisar, Yeni Ufuklar, Seçilmiş Hikayeler; Kaynak, Mavi, Yön, Türk Solu, Dost, Ülke, Papirüs dergilerde yayımladı.
Tek sayıda kalan Açık Oturum adıyla bir dergi çıkardı (mayıs 1955). Açık Oturum Yayınları’nı (1958-1960) yönetti. Marx, Lenin, Stalin, Politzer’den kitaplar çevirdi, yayımladı. İkinci Yeni adını yazılarında ilk o kullandı. Halen Ankara’da yayıncılık yapıyor ve yazarlığını sürdürüyor.
Muzaffer Erdost, şiir, öykü, deneme ve eleştiri türlerinde yazılar yazdı. Yazılarında, toplumsal sorunlar, Türkiye ve Osmanlı tarihi, tarım, faşizm ve demokrasi konularına daha ağırlıklı eğildi.
Kardeşi İlhan Erdost‘un 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Mamak Askeri Cezaevi’nde dövülerek öldürülmesinin ardından, adına kardeşi İlhan’ın adını ekleyerek, “Muzaffer İlhan Erdost” ismini kullanmaya başladı.
Erdost, Sol-Onur Yayınları’nın sahibi ve yönetmenidir. Türk şiirinde Garip Akımı’ndan sonra ortaya çıkan İkinci Yeni akımının isim babasıdır. Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHAK) girişimci ve kurucu üyesidir.
Muzaffer Erdost’un Eserleri
Türkiye Sosyalizmi ve Sosyalizm (1969)
Türkiye Üzerine Notlar (1970)
İlhan İlhan, (1981)
Kapitalizm ve Tarım (1984)
Osmanlı İmparatorluğu’nda Mülkiyet İlişkileri (1984)
Bilim ve Yazın Arasında (1984)
Şemdinli Röportajı (1987)
Demokrasi ve Demokrasi (1989)
Havada Kalan Güvercin (Şiir, 1990)
Ey Karanlık Mavi Güneş (Öykü, 1990)
Adam İçin Türevler (1990)
Ulus, Uluslaşma, Demokratikleşme (1991)
Bir Fotoğrafa Altyazı – İki 7 Kasım (1991)
Üç Şair – Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Ahmed Arif (1994)
Kanı Kanla Yıkamak (1994)
Faşizm ve Türkiye, 1977-1980 (1995)
Türkiye’nin Yeni Sevr’e Zorlanması Odağında Üç Sivas (1996)
İkinci Yeni Yazıları (1997)
Küreselleşme ve Osmanlı “Millet” Modeli Makasında Türkiye (1998)
Pandora’nın Bir Başka “Kutu”su (2000)
Türkiye’nin Kararan Fotoğrafları (2003)
Sosyalizmi Seviyorum (2007)
Türkiye 2009 (2009)
İLHAN’IN SON BEŞ GÜNÜ İÇİN FOTOĞRAFLAR
İlhan gelir Türküler’le
Türküler’le biz elele
Güleriz güzel günlere
İlhan uzatmış kadehi
Güler gözlerinin içi
Çağıldar cümle sevinci
İlhan’la biz nezarette
Yanyana bir kanepede
Akar gündüz uçar gece
İlhan’ı gördüm düşüyor
Yanım ateşe düşüyor
Elim kolum yetişmiyor
İlhan’ı gördüm yaralı
Gözleri kandan hareli
Yüzü güllerle çevrili
İlhan’ın paltosu kanlı
Alazlanmış tüter canı
Düşmüş omuzdan kolları
İlhan İlhan, İlhan İlhan
Sular çavlan kuşlar pervan
Gittin mi can gittin mi can.
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com