Peynirin tuzu

Peynirin tuzu / Dr. Mehmet Uhri / Harf Tamircisi / Bilgi Peşinde / Günlerdir neredeyse aralıksız devam eden yağmur hepimizin ruhunu daraltmıştı. Grinin egemen olduğu o renksiz günler, yağmur nedeniyle kapalı kalmanın getirdiği iç sıkıntısı ve kötü hava şartlarına karşın hastanenin giderek artan hasta yükü enerjimizi soğuruyordu.

Peynirin Tuzu

Günlerdir neredeyse aralıksız devam eden yağmur hepimizin ruhunu daraltmıştı. Grinin egemen olduğu o renksiz günler, yağmur nedeniyle kapalı kalmanın getirdiği iç sıkıntısı ve kötü hava şartlarına karşın hastanenin giderek artan hasta yükü enerjimizi soğuruyordu.  

O sabah yine bu ruh hali içinde hastalarımız ile ilgilenirken servis hemşiresi hastalarımızdan birinin yatağında olmadığını, serviste de bulamadığını bildirdi. Kısa süre sonra yaşlı kadın hastamızın kocasıyla birlikte bahçede olduğu haberi geldi. Hastamız, iyileşmek bilmeyen hastalığı nedeniyle eşinin refakatinde uzun süredir yatmaktaydı, servisimizde.

Bahçeye çıkıp yanlarına gittim. Sağanak halinde yağan yağmurun altındaydılar. Hayli ıslanmışlardı. Karı koca yağan yağmura ellerini yüzlerini açıp yıkanıyorlardı, sanki. “Ne yapıyorsunuz bu yağmurun altında? Üşütüp hasta olacaksınız, girin artık içeri” diye seslendim. Yaşlı beyefendi elindeki yağmur damlalarını eşinin yanaklarına sürüp “doktor bey yağmurda yıkanalım, arınalım istedik. Merak etme, az kaldı birazdan gireriz içeri” diye yanıtladı.

Servise döndüğümüzde fena halde ıslanmıştık. Yaşananlar nedeniyle içerlemiş olduğumu gören hastamız kocasının tavsiyesi nedeniyle bahçeye çıktığını söyleyip özür diledi. Kocasına dönüp çıkıştım.
-         Bu yaptığınız iş mi? Eşinizin bunca hastalığına bir de soğuk algınlığı mı eklemek mi istiyorsunuz?
-         İşinizi aksattığım için kusura kalma doktor bey oğlum. Lakin faydam dokunsun istemiştim.

Üşümüşlerdi. İki çay söyleyip yanlarına oturdum. Bir daha sormadan böyle işlere kalkışmamalarını rica ettim. Çaylarımızı içip ısınırken beyefendi baba mesleği olan peynircilik yaptığından hayatını peynirden kazandığından, peynir imal edip sattığından ve peynirin nasıl yapıldığından söz etti. 

-         Sütü mayalarsın peynir olur zannederler ama olan taze peynirdir. Yumuşak ve lezzetsizdir. Sonra, beklersin olgunlaşsın. Bekledikçe olgunlaşır sertleşir kıvama gelir, peynir. Biraz insana benzer. Olgunlaşması zaman alır sabır ister.
-         Sonra da rakıya meze ederler, değil mi?   
-         Orasına karışmam, olgunlaşan peyniri bozulmaması için salamura dediğimiz tuzlu suya yatırırız. Salamura bozulmasını önler ama peyniri daha da sertleştirir. Eskiyip yaşlandıkça dışı iyice sertleşir, kalıba girmez olur, peynir. Hani insan da yaşlanınca söz dinlemez, inatçı olur ya, onun gibi.
“Yok mu bunun çaresi?” diye sordum. Çayından bir yudum daha aldı gülümsedi;
-         Olmaz olur mu? Baktık ki tuzlu su peyniri iyice sertleştirdi, acılaştırdı yağmura çıkarır tuzu gidene kadar yağmur suyunda yıkar bekletiriz. Yağmur suyunda yıkanan peynir çok direnmez, yumuşar, gençleşir.
-         Onun için mi yağmurun altına çıkardın hanımını?
-         Doktor bey günlerdir hastanedeyiz ve hanımım onca tedaviye ilaca rağmen bir türlü iyileşmiyor, siz de görüyorsunuz. Geçen gün hemşire hanımdan eşimin kolundaki serumun içinde tuzlu su olduğunu öğrenince ninemden kalma bu yöntem geldi aklıma. İlaçların etki edebilmesi, gençleşebilmesi için yağmurda yıkanıp arınmasının iyi geleceğini düşündüm.
“İşe yarayacak mı dersin?”diye sordum. Bardağında kalan son yudum çayı da içip sevgi dolu gözlerle hanımına baktı.
-         Bunca gündür hava kapalı, hep yağmur, hep yağmur. Elbet bir gün güneşin yüzünü göstereceğini bilmesek sabırla bekler miyiz sanıyorsun? Bizim hanım için de elbet güneş bir gün yüzünü gösterecek. Dilerim birlikte görürüz o güneşi.
 “Çocuklarınız yok mu?” diye sordum. Pek gelen gidenleri yoktu. Hanımı ile göz göze geldi, elini tuttu.
-         Vardı, doktor bey oğlum. İki oğlumuz vardı.
-         Ne oldu onlara?
-         Büyük oğlumu anarşi zamanında solcu diye vurdular. Küçük oğlum da ağabeyinin intikamını almak için gitti, vuranları vurdu. Şimdi biri mezarda, diğeri hapiste. Yani yoklar.
O zamana kadar konuşmayan hastamız yatağında doğruldu. Gözleri yaşlanmıştı. Kocasının koluna sarıldı. Bey amcanın da gözleri dolmuştu.
      - O zamandan beri yas tutuyoruz, doktor bey oğlum. Tuttuğumuz yas salamuramız oldu, sanki. Bizi sertleştirdi, o sayede ayakta duruyoruz.
      - Keşke küçük oğlunuz da sizin gibi yapabilse, yanınızda kalsaydı.
      - Küçük oğlumuz yas tutmak istemedi. Kolay yolu seçti. İntikam almakla yas tutmaktan kurtulacağını sandı. Gençten tüketti kendini.
Hüzünlenmişlerdi. Karı koca biri birilerine bakıp sustular. Hastamızın tedavisini düzenleyip odadan çıktım. Servisin penceresinden dışarıya baktım bir süre. Yağmur hafiflemeye başlamış, ortalık biraz aydınlanmıştı. Renkler geri geliyor gibiydi. Güneş, yüzünü göstermeye hazırlanıyordu, sanki.

DR. MEHMET UHRİ

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

E-Ticaret Sitemiz ve Sayfa Kısa Yolu

Sosyal Medya Sayfalarımız

Diğer Web Sitelerimiz