Türkiye'de müzecilik

Türkiye’de, Avrupa'daki gibi bir bağışçı gelenekten beslenecek bir kültürel yapı olmadığından, müzelerimiz arkeolojik kazılardan ve vakıf eserlerinden toplanan eserlerden oluşturulmuştur. Bu nedenle, müzelerde ağırlıklı olarak arkeoloji ve etnografya eserleri bulunmaktadır.

Türkiye'de müzecilik

Türkiye’de, Avrupa'daki gibi bir bağışçı gelenekten beslenecek bir kültürel yapı olmadığından, müzelerimiz arkeolojik kazılardan ve vakıf eserlerinden toplanan eserlerden oluşturulmuştur. Bu nedenle, müzelerde ağırlıklı olarak arkeoloji ve etnografya eserleri bulunmaktadır. Türk resim sanatını sergileyen müzeler ise, diğerlerine kıyasla çok az sayıdadır. Çünkü Türk Resim tarihine belge niteliğinde ışık tutan birçok eser günümüzde özel koleksiyoncuların ve kurumların ellerinde bulunmaktadır. 

Bu açıdan, koleksiyonların müzeleşerek, toplumla paylaşılması, kültürel bir görev olarak değerlendirilmelidir. Müzeye dönüştürülen ilk şahıs koleksiyonu 1980 yılında açılan Sadberk Hanım Müzesi’dir. Sadberk Hanım Müzesi’nden uzun bir aradan sonra, 2002 yılında Sakıp Sabancı Müzesi, 2004 yılında  İstanbul Modern, 2005 yılında Pera Müzesi açılmıştır. Yakın aralıklarla açılan özel müzeler, birbirinden farklı uzmanlık alanlarına yönelmişlerdir. 

Bu kurumların ortak noktaları, Türkiye’nin ekonomisine yön veren büyük işadamlarının özel girişimleriyle kurulmaları ve bu kişilerin özel koleksiyonlarından oluşmalarıdır. Türkiye’de özel koleksiyonlarıyla müze kuran öncüler Sabancı, Koç ve Eczacıbaşı Aileleri’dir. Hepsinin arka arkaya müze açması, iş dünyasındaki başarının ve kazancın artık eşit noktalara geldiğine, farklılığın ve yarışın ancak ağırlıklı olarak sanatla sağlanabildiğine dikkat çekmektedir. 

Özel müzeler, şüphesiz Türkiye’de koleksiyonculuğun eskiye oranla ne kadar yol katettiğinin göstergesidir. Küreselleşme sayesinde yurtdışındaki örneklerin yakın takibinin de, bu sürecin hızlanmasını sağlayan bir faktör olduğunu söyleyebilirim.

2000’li yıllar itibariyle ard arda açılmaya başlanan özel müzelerin, 2004 yılında uygulamaya konulan 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu’ndan sonra daha da artış göstermesi bekleniyor. Özel müzeler, Türkiye’nin kültürel yaşamında önemli bir açığı kapatmakta; farklı, çağdaş yüzleriyle, bu sektöre yeni bir kimlik kazandırmaktadırlar. 

Ancak 21. yüzyılda gerçekleşebilen bu kültürel patlama, temelleri 1980’li yıllarda atılan koleksiyonculuğun ve 2000’li yıllar itibariyle hız kazanan kültürel aktivitelerin bir ürünü olarak tanımlanabilir. Yaklaşık çeyrek yüzyılda yerleşen / oturan sanat piyasası, küreselleşmenin sayesinde Avrupa’daki örneklerin de takibiyle, özel müzecilik gelişim göstermiştir. Hediyelik eşya dükkanları, restoran, kafeterya, konferans salonu, sinema, konser ve bilimsel yayınlarıyla birer kültür kompleksine dönüşmüşler; tüm yaşlara yönelik sunulan alternatif programlarla, aileler için çekim noktası olmayı kısmen de olsa başarmışlardır. Bundan sonra da çıtayı yüksek tutmak, talebi yükselen kesimin gereksinimlerini sağlamak gereklidir. Özellikle genç kuşağın, çağa ayak uyduran hızlı kültürel gelişimleri göz önünde bulundurularak, müze çeşidi ve sayısının buna paralel olarak artış göstermesi beklenmektedir. Ancak, müze kurmanın çok temel ve gerekli şartları vardır. Bu şartları oluşturmak maddi kaynak, profesyonel kadro ve uzun bir süreç gerektirir. Tüm bu nedenlerden dolayı, emsal koleksiyonların sahipleri dahi müze kurmada çekimser ya da erteleyici davranabiliyorlar.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Sosyal Medya Sayfalarımız

E-Ticaret Sitemiz ve Sayfa Kısa Yolu

Diğer Web Sitelerimiz