Yaşanır Dünya için
Dünya nüfusu 10 milyar kişiye doğru at koşturuyor. Önümüzdeki 30 yıl içinde bu mertebeye ulaşacağız. Bu yarışın hemen yanı başında katlanarak büyüyen başka bir olgu paketi de var: ağır sağlık sorunları: kanserdi, diyabetti, aşırı tansiyondu, bir sürü bela.
Sağlıklı beslenmeye ve yaşanır dünyaya yönelen bir model
Dünya nüfusu 10 milyar kişiye doğru at koşturuyor. Önümüzdeki 30 yıl içinde bu mertebeye ulaşacağız. Bu yarışın hemen yanı başında katlanarak büyüyen başka bir olgu paketi de var: ağır sağlık sorunları: kanserdi, diyabetti, aşırı tansiyondu, bir sürü bela. Buna bir de doğal kaynakları canavarca berbat edişimiz ekleniyor. Bu gidişin sonu açlığın doğurduğu kanlı savaşlar mı?
Günlük yaşamın basit telaşları arasında geleceğe dönük bu manzarayı görmezden geliyoruz. Ama sayısız uzman bıkmadan usanmadan uyarıyor bizleri. Yönetimleri de. Ama devletlerin de, karar verenlerin de yalnızca bugüne odaklanmış kısa vadeli hedefleri var; geleceği düşünemiyorlar. Öyleyse, on-yirmi yılın ötesinde insanlığı hudutsuz bir felaket mi bekliyor? Adım adım bir cehennem mi yaratıyoruz elbirliğiyle? Umutsuz mu olmalıyız?
Hayır! Uzmanlar çıkış kapısı var diyorlar, ışıklı günlere ulaşacak yolları bilgimize sunuyorlar. Yeni bir bilimsel çalışmanın yaptığı gibi.
EAT adlı vakıfla THE LANCET adlı tıp dergisi el ele verip bir araştırmaya önayak olmuşlar ve geniş çerçeveli bir komisyona oluşturmuşlar. On altı ülkeden otuz yedi uzman yer almış bu komisyonda. (Türkiye’den kimse yok.) Tarım, beslenme, halk sağlığı, siyasal bilgiler ve çevre konularında söz sahibi olan bu uzmanlar üç yıl boyunca birlikte çalışmışlar. Kapsamlı raporları The Lancet’te üç gün önce yayımlandı.
Komisyon felaketten çıkış yolunun var olduğunu, karamsarlığa gerek olmadığını vurguluyor. Ama insanlığın beslenme sisteminde hem üretim, hem de tüketim açısından radikal değişim yapması gerektiğini söylüyor.
Uzmanlar mevcut beslenme sistemlerinin bir yandan aşırı, gereksiz ve zararlı beslenme yarattığını, öte yandan da milyonlarca insanı açlığa mahkûm ettiğini belirtiyorlar. Yani iki zıt olgu bir arada. Sonuçta da bu yapı alkoldü, sigaraydı, uyuşturucuydu, korunmasız cinsel ilişkiydi ve benzeri etkenlerden çok daha fazla sağlık sorununa ve giderek ölüme neden oluyor.
Dünyada 820 milyon kişi açlık çekiyor. Ama 2,4 milyar kişi anlamsız ölçüde aşırı besleniyor ve diyabet, aşırı tansiyon ve kalp-damar hastalıkları sıkıntılara davetiye çıkarıyor. Ayrıca 2 milyar kişi de (vitamin, demir, kobalt, krom, bakır, iyot gibi) mikro besinlerden uzak kalıyor. Sonuçta her yıl 11 milyon kadar kişinin kötü beslenme yüzünden erken öldüğü biliniyor.
Bu irkiltici tablonun yanı sıra tarım endüstrisinin çevreyi şiddetle zedeleyen etkileri söz konusu. Bu endüstri sera gazlarının %30’unu üretiyor, temiz suların %70’ini tüketiyor ve toprakların %40’ını umursamazca kullanıyor.
Komisyonun önerdiği köklü değişimi ve yeni modeli bu çalışmaya katılmamış olan bilim insanları da destekliyor. Ortak görüşe göre başka türlü yemeyi ve içmeyi becermek zorundayız. Fazla beklemeden. Bu araştırmanın önerdiği yeni model saygıyla selamlanıyor.
Araştırma sağlıklı yaşam için günlük olarak 2.500 kalori alınması gerektiğini vurguluyor. Ancak Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde bu değer 3.700’e ulaşıyor. Diğer bölgelerde ise 2.200’de kalıyor. Mesele tek tip bir beslenme düzeni uygulamak değil; her bölgenin kendi alışkanlıklarına ve geleneklerine göre uygun bir hedefe varmak mümkün. Ancak görülüyor ki, genelde kırmızı et tüketimi çok fazla. Örneğin Amerikalılar sağlıklı düzeyin 6 katı üstünde et yiyorlar. (Daha sonra aşırı şişmanlıktan, önemli sağlık bozukluklarında yakınarak.) Dünya genelindeki et talebi de hayli fazla; olması gerekenin 3 misli. Araştırmanın önerdiği model eti çok aza indirmek gerektiğini söylerken patates, bezelye türü nişastalı sebzeleri de yarı yarıya azaltmamızı öneriyor.
Modelin saptadığı çerçeve içinde etleri, nişastalı sebzeleri, yumurtayı azaltırken diğer sebzelere, yemişlere ve tahıllara beslenme rejiminde çok daha fazla yer vermek gerekiyor. Günde bir bardak sütle, az buçuk peynirle yetinmek doğru bir tercih. Yumurtayı da haftada bir ya da iki ile sınırlamak.
Bu noktada komisyonun önerdiği ve genel kabul gören modelin çıktılarına göz atalım. Aşağıdaki listede her gün alınması gereken besin miktarları gram olarak veriliyor. Bunların kazandıracağı gündelik kalori de sergileniyor. Önemli olan günde 2.500 kaloriyi geçmemek, ya da bu sınıra ulaşmak.
Tahıllar (buğday, pirinç, mısır, vb.) – 232 gr. / 811 kalori
Nişastalı sebzeler (patates, bezelye, vb.) – 50 gr. / 39 kalori
Diğer sebzeler – 300 gr. / 78 kalori
Bütün meyveler – 200 gr. / 126 kalori
Süt (ve sütlüler) – 250 gr. / 153 kalori
Kırmızı etler – 14 gr. / 30 kalori
Tavuk ve benzerleri – 29 gr. / 62 kalori
Yumurta – 13 gr. / 19 kalori
Balık – 28 gr. / 40 kalori
Baklagiller – 75 gr. / 284 kalori
Kuru yemişler – 50 gr. / 291 kalori
Doymamış yağlar – 40 gr. / 354 kalori
Doymuş yağlar – 11,8 gr. / 96 kalori
Şeker – 31 gr. / 120 kalori
Rapor alışık olduğumuz beslenme düzenimizle, her birimizin doğa ve kaynakları üzerinde ciddi bir baskı kurup tahribat yarattığımızı hatırlatıyor. Bunu azaltıp değiştirmek ve dünya çapındaki bir tarım devrimini gerçekleştirmek zorunda olduğumuzu belirtiyor. Ülkeleri, hükumetleri elbirliğiyle davranmaya davet ediyor.
Rapor, doğru beslenmenin hem insan sağlığını iyileştirecek, hem de yaşanabilir bir çevrenin kazanılmasını sağlayacak tek araç olduğunu vurguluyor.
Bu kapsamlı çalışmanın özet raporuna ulaşmak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. Biz yalnızca kısa bir özet vermekle yetindik. Ana rapor önemli boyutlar taşıyor.
Atila Alpöge, Ekogazete, 20.1.2019 / Yararlanılan kaynaklar: Pierre Le Hire, Le Monde, 17.1.2019 – Damian Carrington, The Guardian 17.1.2019
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com