Avrupalı

"Oğlum git, Avrupa’lıya mahsus selamımı söyle, bir ara bize uğrayıversin." Babam böyle söyleyip bana iş verdiğinde çok sevinirim... Hemen koşar Avrupa’lının arastadaki dükkanına giderim. Usta, arkası kapıya dönük, masasında bir şeyler yapmaktadır: "Selümünaleyküm usta, hayırlı işler" diye selamlarım. "...ve Aleykümselam" diye, sanki büyük bir adammışım gibi beni karşılar.

AVRUPALI
                         
"Oğlum git, Avrupa’lıya  mahsus selamımı söyle, bir ara bize uğrayıversin."

Babam böyle söyleyip bana iş verdiğinde çok sevinirim... Hemen koşar Avrupa’lının arastadaki dükkanına giderim. Usta, arkası kapıya dönük, masasında bir şeyler yapmaktadır:  "Selümünaleyküm usta, hayırlı işler" diye selamlarım. "...ve Aleykümselam" diye, sanki büyük bir adammışım gibi beni karşılar. "Babamın mahsus selamı var usta, bir ara bize uğrayıversin, dedi" diye babamın, gönderdiği haberi ilettiğimde Avrupalı işini bırakır, bana elini uzatır, benimle tokalaşır. Elini öpüp başıma koymak isterim ama o buna izin vermez. Elimi bırakmadan uzun uzun sıkar. Başlangıçta, Avrupalı 'nın kocaman ve güçlü elinin içinde kaybolan minicik elim, O, tokalaşmayı uzattıkça, büyür... büyür... büyür... Sanki, onun eli gibi kocaman olur. Onunla denk "adam" olurum. "Hoş geldin evlat" der. "Çay içer misin?.."               
Oturmam için, duvarın kenarındaki tabureyi çekip bana verir. Ona teşekkür ederim. Çaylar hemen gelir. Çaylarımızı içerken benimle bir büyükmüşüm gibi söyleşir. Beni adam yerine koyar. Okuma yazmayı ilerletip ilerletmediğimi, kitap okumanın çok güzel bir şey olduğunu söyler. Çok kitap okumamı öğütler. Bazen bana, okuyabileceğim kitaplar verir. Sanki karşısında yedi/sekiz yaşında bir çocuk değil de yaşıtı olan birisi vardır. Buna bayılırım.

Daha fazla oyalanmadan hemen eve dönerim. Ama dönerken hiç koşmam. Yürürüm; "Adam " gibi. Hem de yolun tam ortasından ve ellerim arkamda... Babama benzeterek...

Eğer üstün nitelikli, sağlam bir iş yaptırmak istiyorsanız "Avrupalı” yı bulmalısınız. Fakat herkes ona iş yaptıramaz; laf dinlemez; ketumdur. Ücreti biraz yüksektir. Boş zamanı yoktur. Müşterisi çok olduğundan mı?.. Hayır!.. Müşterileri azdır ancak onlar seçkindirler ve ustaya nasıl iş yaptıracaklarını bilirler. Pazarlık ve işi tarif etmezler. İşi gösterip gerisine karışmazlar. Daha doğrusu, karışamazlar. Aksi halde derhal işi bırakır. Bir daha da o kişinin işini, kesinlikle, yapmaz. Aldığı işe hemen başlar, yapılacak onarımı yapar, değiştirilecek parçaları takar, yaptığını dener ve çalıştığı yeri iyice temizler, işini bitirir ve ücretini söyler. İşi yaptıran borcunu öder. Helalleşir, gider. Yaptığı tamiratın bozulduğu görülmemiştir. Kendi hatasından, olmaz ya, bir aksaklık olursa, haber verdiğinizde, ikiletmez hemen gelir. Hatalı veya eksik yaptığı işi tamamlar. Bundan dolayı ek ücret almaz .

Avrupalı'nın arastadaki esnaf arasında da ayrı bir yeri vardır. O "Avrupalı" dır. Yıllar evvel, ailesi ile birlikte, Bulgaristan'dan göç etmiştir. Diğer dükkan sahipleri bir birleriyle uygunsuz şakalar yaparlarken eğer o gelirse, derhal şakalaşmaktan, itişip kakışmaktan vazgeçerler. Bilmedikleri şeyleri ona sorarlar. Akıl danışırlar. Saygı gösterirler. O da hiç hayıflanmadan, yapabildiğince, onlara yol gösterir, yardımcı olmaya çalışır. Ama kimse ile senli/benli değildir.

Avrupalı'nın dükkanı bir çıkmaz sokak içinde, sol tarafta, baştan üçüncü dükkândır. Üç/dört  metrekare var, yok... Dar bir giriş kapısı, kapının yanında bir pencere, pencerenin pervazına tutturulmuş bir sergen; vitrin görevini gören... Sergenin üzerinde çeşitli el aletleri; penseler, tornavidalar, eğeler, törpüler, keskiler, çekiçler... Karşı duvara çakılı çivilere asılmış daha büyükçe olanlar; bir kaç çelik gönye, büyüklü küçüklü balyozlar. Toprak zemin üzerinde teneke ve sac parçaları, boya kutuları, kağıt torbalara konmuş çimento ve kireç. Tahta bir kutunun içinde paslanmış çiviler, vidalar, çengeller ve zincir parçaları.. Ortada küçük, tahta bir masa, masanın kenarına sıkıştırılmış bir mengene, masanın hemen yanında tahta bir sandalye... Bir de tabure... Duvar kenarında...  Misafirleri için. İşte, Avrupalı'nın bütün anamalı bu kadar. Bir de, pencerenin altındaki sergende duran bazı kitaplar. Bir kısmı Almanca ve Fransızca. Türkçe olanlar arasında bana verdikleri de var. Masallarının kahramanlarıyla özdeşleştiğim, hüzünlendiğim, zaman zaman güldüğüm, ağladığım, üşüdüğüm, "Andersen'den Masallar" ı gibi;  Ateşiyle ısınmak için, tüm kibritleri yakarak tüketmesine karşın kışın amansız soğuğunu hala iliklerinde duyumsayan " Kibritci Kız" ı okuduğumda, uzun süre etkisinden kurtulamadığım...   

Babam haber gönderdiğinde, daha sokağın başında, onun dükkanında olup olmadığını hemen anlarım. Eğer sandalyesi, arkası dönük olarak kapının önündeyse dükkanında yok demektir. O zaman, karşı komşusu, kalaycı Rasim ustaya haber bırakırım;  "Avrupa'lı bize biraz uğrayıversin..."

Avrupa'lı bulduğu ilk fırsatta gelir.

Babamla çok samimi bir şekilde el sıkışırlar; her iki elleriyle birlikte. Babam işi gösterir. Avrupa'lı vakit geçirmeden işe başlar ve kısa zamanda bitirir. Babamın ibrikten döktüğü su ile ellerini yıkar, benim tuttuğum peşkirle de siler. Hiç alışkanlığı olmadığı halde, kahve ikramını geri çevirmez. Babamla karşılıklı olarak kahvelerini içerlerken söyleşirler. Babam ona hem saygı gösterir hem de onu sever. Ona "Ustabey" der. Bu duygunun karşılıklı olduğunu anlarım. Çünkü sohbetleri uzadıkça uzar... Siyasetten, kitaplardan, Alman'ların savaşı kaybedip kaybetmeyeceğinden söz ederler. Başka zamanlar asık suratlı olan "Avrupalı" babamla birlikteyken yumuşar. Onun güldüğünü, ancak, bizim evdeyken görürüm. Babamla birlikte, hem de nasıl, gülerler... kahkahalarla... Ben de, bazen, onlara katılır gülerim. Konuştuklarını her zaman anlamasam da...

Öğrenimimi bitirip, memlekette iş yerimi açtıktan sonra, O'nu aradım. Eski dükkânını boşaltmış. Sorup soruşturdum, arayıp buldum. Daha küçük bir dükkana geçmiş.  Arkası kapıya dönük, ayni tahta masasının üzerinde bir şeyler yapıyordu. "Selamünaleyküm, usta, hayırlı işler..."

Bir an öylece kaldı. Hiç hareket etmedi. Sonra yavaş yavaş başını arkaya çevirirken: "...ve Aleykümselam evlat, hoş geldin." dedi.

Ayağa kalktı, kocaman ellerini uzattı, çok içten bir şekilde ellerimi tutarak aşağı yukarı sallıya sallıya, uzun uzun sıktı. Rahmetli babamın ellerini sıkar gibi...

Saçları bembeyaz olmuş. O koskoca, dev gibi adam, beli bükülmüş, zayıflamış, küçücük kalmış. Ama gücü kuvveti yerinde ve eller yine, ayni eller... Kocaman, mahir ve nasırlı... Usta elleri... "Gel bakalım evlat... çay içer misin?.. Seni görünce rahmetli babanı anımsadım birden... Seni de, onu da çok özlemiştim."

Yaşlılığından mı... Sesi titriyor gibi geldi. Birkaç damla göz yaşını, sözde, bana duyumsatmadan, gözlerini ovuşturur gibi, nasırlı ellerinin ayasıyla sildi...

Cenkhan Sandıkcıoğlu

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com
kljgşlsjdkgplşsjds
ldfkgıişslkdgfıişskdg


Bilgi Temalı Web Sitelerimiz

Eğlence Temalı Web Sitelerimiz

Sosyal Temalı Web Sitelerimiz

Güzellik Temalı Web Sitelerimiz

Yöresel Temalı Web Sitelerimiz

Kısa Yollar