Ayakkabı Bağı

Lise sınıflarında Edebiyat dersinin en ilgi çekici konularından biri Divan şiiri ve Aruz veznidir. Öğrenciler daha önce hiç karşılaşmadıkları bu Osmanlıca şiirleri ve fâ i lâ tün, mef û lü gibi Arapça hecelerden oluşan kalıpları eğlenerek, bulmaca çözer gibi öğrenirler.. Hatta bu kalıplar bazen takma isimlere dönüşür..

Ayakkabi bağı (!)
Lise sınıflarında Edebiyat dersinin en ilgi çekici konularından biri Divan şiiri ve Aruz veznidir. Öğrenciler daha önce hiç karşılaşmadıkları bu Osmanlıca şiirleri ve fâ i lâ tün, mef û lü gibi Arapça hecelerden oluşan kalıpları eğlenerek, bulmaca çözer gibi öğrenirler.. Hatta bu kalıplar  bazen takma isimlere dönüşür..

2000'li yılların başında çalıştığım özel okulda, bırakın kalıpları öğrenmeyi, Aruzla şiir yazan öğrencim olmuştur.. Şimdi Fizik Mühendisi olan sevgili Deniz Mert'in de kulaklarını çınlatalım..

Aruzun Türk Edebiyatında en çok kullanılan kalıplarını verdikten sonra, önce ben tahtada birkaç örnek çözer sonra da sırayla öğrencilere çözümleme yaptırırdım.. Tahtayı ortadan bölerdik ki hızlıca bütün sınıf birer örnek çözebilsin..

Şimdi anlatacağım olay Aruzla ilgili değil ama böyle bir çalışma sırasında gelişmeye başladığı için bu konuyu işlediğim her derste hatırladığım bir anımdır..

Balıkesir Lisesinin 10 Edebiyat sınıflarından birinde vezin çalışması yapıyorduk.. Sınıfın çalışkan öğrencilerinden parasız yatılılardan (Adına Ahmet diyelim...) Ahmet sıra kendisine geldiğinde ayağının ağrıdığını söyleyerek tahtaya kalkmadı. O anda yanındaki arkadaşının göz ucuyla ve biraz da tedirgin bir bakışla Ahmet'in ayaklarına baktığını fark ettim, üstelemedim, derse devam ettik..

Tahtadaki öğrencilere birer beyit yazdırıp her zaman yaptığım gibi defterleri kontrol amaçlı süzerek sıraların arasında dolaşmaya başladım.. Asıl amacım bir an önce Ahmet'in ayağına bakmaktı..

Önce gözlerime inanamadım sonra gözlerim doldu.. Ahmet önü üst kısımdan tamamen ayrılan ayakkabı tabanını bağcık haline getirdiği bir bezle bağlayarak tutturmuştu. Açıkta kalan burun kısmından hâlâ çorabı görünüyordu. arkadaşlarından utandığı için o halde tahtaya kalkamamıştı..

O zamanlar şimdiki gibi Japon yapıştırıcı, uhu benzeri şeyler yoktu.. Yan tarafında inceltici ve fırça kabı olan zamklar kullanırdık ama bu zamklar da öyle öğrencilerin falan ulaşabileceği şeyler değil pahalı kırtasiye malzemeleriydi. Yani Ahmet'çiğin bağlamaktan başka çaresi olmamıştı..

İçimden ''Anlaşıldı bu akşam üstü yine duvar gazetesi için malzeme almaya gidilecek..'' diye geçirip dersin sonunu zor getirdim.. 

Yatılı, özellikle de parasız yatılı öğrencilerle okul sonrası akşam üstleri bazen görev icad edip çarşıya inerdik.. Ufak tefek bir şeyler atıştırır, ihtiyaç varsa gömlek, çorap, bot gibi şeyler alırdık.. Aslında devlet onlara giyecek ve kırtasiye yardımı yapıyordu ama genç çocuklar, ya hızlı büyüdükleri için küçük kalan ya da oynarken yırtılıp parçalanan bir şeyleri hep olurdu. Böyle durumlarda duvar gazetemize veya pano çalışmasına malzeme almak için bana taşımakta yardımcı olacakları gerekçesiyle çıkardık okuldan..

Balıkesir esnafı hemşehrilerimin bu konudaki cömertlikleri her türlü takdirin üstündedir.. Çoğu ya velimiz ya da eski mezunlar oldukları için öğrencilere kardeş, evlat muamelesi yaparlardı. Sadece birinin ihtiyacı olsa bile çocuğu utandırmamak için genellikle sayıları 5-6 civarında olan grubun hepsine ne lazımsa verirlerdi. Ben birinin parasını verdiysem beşi onların hediyesi olmuştur.. Hatta, içleri rahat olsun, eziklik hissetmesinler diye verdiklerinin parasını devletten aldıklarını söyleyenler olurdu..

İki gün sonraki derste Ahmet gıcır gıcır botlarıyla tahtada Fuzûlî'nin bir beytinde vezin çalışması yapıyordu..

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com