Beyaz Zambaklar Ülkesi

Eğitim hayatımın ilk 6 yılı köy öğretmenliğinde geçti. Bunun da son 5 yılını kendi köyümde geçirdim. Hemen söylemeliyim ki, bu ‘geçirdim’ fiili biraz zayıf kalıyor burada. Çünkü köyümdeki o 5 yıllık icraat, resmen bir devrimdi.

Atatürk’ün hayran olduğu Beyaz Zambaklar Ülkesi neresiydi?

Eğitim hayatımın ilk 6 yılı köy öğretmenliğinde geçti. Bunun da son 5 yılını kendi köyümde geçirdim. Hemen söylemeliyim ki, bu ‘geçirdim’ fiili biraz zayıf kalıyor burada. Çünkü köyümdeki o 5 yıllık icraat, resmen bir devrimdi. O zamanki öğrencilerimin çoğu hayatta olduğu için, anlatacaklarımda zerre kadar övünme payı aramayın. Yaygın bir espri ile, “alçak gönüllü olamayacağım, bakarsınız inanan olur!..”

Öğretmenliğimin ikinci yılında köyüme (Trabzon-Of- Erenköy) atandığımda manzara-i umumiye şöyleydi:
3000 küsur nüfuslu köydeki okulda, 2’si kız toplam 52 öğrenci vardı. Okul dışında ise çoğunluğu kız olmak üzere 200’den fazla okul çağında çocuk. Atanma kararnamesinde ‘Başöğretmen’ yazılıydı ama, 5 derslikli bir okulda tek öğretmendim. Yani neyin ve kimin başöğretmeniydim. Ve 5 sınıfı bir arada okutacaktım. Tıpkı benden öncekilerin yaptığı gibi…

Ne var ki, benim okuduğum kitaplar, aldığım kültür ve devrimci ruhum böyle pasif bir role uygun değildi. ‘Boş ver, salla başını, al maaşını’ hikâyesi yani… Üstelik, okuduğum kitaplardan beni en çok etkileyen biri de hep elimdeydi: Rus Yazar Gregory Petrov’un 1920’lerin başında yazdığı Beyaz Zambaklar Ülkesi’nde adlı kitap. Ne var ki ben, o kitabın, çıktığı ilk yıllarda Atatürk tarafından okunduğunu yıllar sonra öğrenecektim. Bu konuya yeniden döneceğim.

Ama şimdi, devrim diye nitelediğim hareketimin nasıl geliştiğine bakalım:
Hemen kolları sıvayıp okul dışında olan tahmini 200 öğrenciyi okula almalıydım.

Peki bunu nasıl yapacaktım?.. Önce, muhtardan köyün nüfus kütüğünü istedim. O kütüğü hane hane inceleyip okul çağındaki çocukların listesini çıkaracaktım. Ancak, daha başta hayal kırıklığına uğradım. Çünkü 200 kadar olduklarını tahmin ettiğim ve bir kısmını tanıdığım çocukların çoğu nüfus kütüğünde yazılı değildi. Ama o sırada yeni çıkan 222 sayılı İlköğretim Yasası’ndan haberdardım. O yasaya göre nüfusa kayıtlı olmayan çocukları muhtar ve öğretmen görüp kaç yaşında olduklarına karar verebiliyordu. İyi de bunun için ev ev gezmemiz gerekecekti ki, bu pek kolay yol gibi görünmüyordu.

O yıl (1961) sonbaharda yapılacak seçimler öncesi seçmen listeleri oluşturmak amacıyla köye memurlar gönderildi. Bu, tam da aradığım fırsattı. Ben de yol göstermek bahanesiyle ev ev gezdim o memurlarla. Böylece, çaktırmadan okul çağındaki 210 çocuğun listesini çıkardım. Ve muhtara onaylattım. Bu en önemli adımdı. Sıra velilerine yazı yazıp çocukları okula istemeğe geldiğinde gece gündüz çalışmaya başladım. Önce bir daktilo aldım. Ama, tebliğ yazısını çoğaltmak için ne fotokopi vardı elimizde ne de teksir makinesi. Daktilodan çıkardığım 210 adet yazıyı köy bekçisiyle, elden velilere tebliğ ettim. Talebim çok basit ve çok haklıydı: Kanun maddesi de göstererek çocuklarını okula istiyordum.

Kıyamet koptu köyde:
Ben de kim oluyor muşum?.. Daha dün köyün derelerinde yüzen donsuz, sümüklü çocuk. Adam olmuş da, çocuklarımızı zorla okula alacak… Ondan önceki öğretmenler bunu akıl edememiş de buna mı kalmış bu iş… Çevre köylere baksın bir de, hiçbir yerde böyle bir uygulama yok… Dünyanın en akıllı adamı sen misin lan? Hem, çocuk benim değil mi, ister okuturum ister okutmam, sana ne? Hele de kızlar?.. Kızlar okuyup da ne olacak?.. Herife bakın yahu!..

Aradan bir hafta geçince, bir Cuma günü, namazdan sonra, cami avlusunda bir taşın üstüne çıkarak, kararlılığımı ifade eden bir konuşma yaptım ve on gün içinde çocuğunu okula göndermeyen veliye önce para cezası uygulanacağını, yine göndermemekte direnen olursa mahkeme verileceğini söyledim. Yuhalayanlar ve arkamdan küfredenler oldu.

Sonuçta, 120 kişi çocuğunu okula gönderdi. Geriye kalan 90 kişiye para cezası uyguladık. İlçeden gelen tahsildar bu paraları tahsil etti. Buna rağmen 26 kişi çocuğunu okula vermemek için direndi. Onları mahkemeye verdim. Mahkemeye verdiklerim arasında babamın kuzeni ve yeğenimin dedesi de vardı. Ve Yargıç her bir veliye 10’ar gün hapis cezası vererek, çocuğunu okula göndermek koşulu ile bu cezaları erteledi.
Mahkeme sonucunda, biri hariç 25 kişi çocuğunu okula gönderdi. Sadece bir kişi, yeğenimin dedesi, altına kaçırıyor diye çocuğa uydurma bir rapor aldı ve okula vermedi. Yeğenim bugün bile, onu okula gitmekten men ettiği için dedesini lanetle anar.

Sonuç: Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitabın beynime zerk ettiği devrimci ruhla, ilk atılımımı başarıyla sonuçlandırmıştım.

Gelelim Atatürk’ün, daha çıktığı ilk yıllarda (1920’li yılların başı) okuduğu ve askeri okullar dahil, bütün eğitim kurumlarında okutulmasını istediği Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitaba…
Gregory Petrov bu kitapta Finlandiya’nın ilginç kalkınma öyküsünü anlatıyor. Hayatı boyunca 3997 (yani 3 eksikle 4.000) kitap okuduğunu bildiğimiz Atatürk (sadece altını çizdiği ya da altına not düştüğü kitapların sayısı bu), belli ki bu kitaptan çok etkilenmişti. Ben de Trabzon Öğretmen Okulu son sınıfındayken okumuştum bu kitabı. Ama Atatürk’ün o kitabı okumuş olduğunu yıllar sonra öğrenecektim.

Bu bilgiye ne zaman ulaştığımı sizinle paylaşayım:
AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Oli Rehn 15 Temmuz 2007’de, İstanbul’da yaptığı ve ‘Türkiye’nin AB’ye girmesinde Finlandiya’nın rolü’ konusunu ele aldığı bir konuşmasında anlattı. Oli Rehn o konuşmasının neredeyse tamamını Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabına ayırmıştı. Ve şöyle dedi:
“Türkiye ve Finlandiya’nın siyasal mitolojisindeki önemli benzerlikler de dahil, iki ülkenin arasındaki bir tarihi bağlantıyı hatırlatmak istiyorum. Bu bağlantı, Modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal’e kadar gider. O, Gregory Petrov’un ünlü eseri ‘Beyaz Zambaklar Ülkesinde’ adlı kitabını Türkiye’nin eğitim kurumlarında zorunlu bir ders olarak okutulmasını istedi. Kitap Fin Ulusal kalkınmasını ve ünlü düşünür J. V. Snelman aracılığıyla eğitim ve sivil toplumun önemini anlatıyor…”

Ben kitabı okuduğumda okutulması zorunlu değildi. Ne var ki, Trabzon Öğretmen Okulu’ndaki pek çok hoca, bu kitabın okunmasını tavsiye ediyordu o zamanki öğretmen adaylarına. Benden başka kaç arkadaş daha okumuş o kitabı ve ne kadar etkilenmiş, ya da gereğini yapmış, bilmiyorum.
Ama Finlandiya örneği benin devrimci ruhumu ayaklandırdı ve kızları okula aldıktan bir yıl sonra ikinci bir hamle daha başlatmama sebep oldu.

(Şefik Asan - 09.11.2017 )
(Şefik Asan: Eğitimci-yazar-televizyon programcısı. 1941’de Trabzon’un Of ilçesine bağlı Erenköy’de doğdu. İlköğrenimini Of’ta, Öğretmen Okulunu Trabzon’da, yüksek öğrenimini Samsun’da tamamladı.)

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com