Bir Göçmen Çocuğuydu

Yağlı güreşlerde Türkiye Başaltı birincisi Manisalı Abdullah’ın ablasının oğluydu ama o, arkadaşlar arasında bile hiç güreş tutmazdı.. Güreşi sevmezdi nedense.

BİR GÖÇMEN ÇOCUĞUYDU

Bir göçmen çocuğu idi. Güçlü kuvvetli idi ama hiç kavga etmezdi. 
Yağlı güreşlerde Türkiye Başaltı birincisi  Manisalı Abdullah’ın ablasının oğluydu ama o, arkadaşlar arasında bile hiç güreş tutmazdı.. Güreşi sevmezdi nedense.

Benim kasam, (siz deyinki) benim bankamdı. Babamdan gelen paramı o alır, ben ondan ihtiyacım kadar ister harcardım. Babamdan gelen para bitse bile, ben para istediğim zaman bana : “Senin paran bitti“ demezdi. Ne kadar paraya ihtiyacım olursa hemen çıkarır verir, ama hemen de borç haneme borç olarak yazardı. Yani beni borçlandırırdı. Çok hesaplı para harcar, kendisi de parasız kalmaz, beni de parasız bırakmazdı.

Beden olarak sınıfın en küçüğü bendim. Küçük olduğum için beni kavgacı arkadaşlarımdan korurdu. Beni döverlerken koşar gelir, onların elinden alır, ama kendisi döverdi.  Kurtarıldığıma sevinemezdim bile. Sevincim boğazımda kalırdı. Beni başkalarından kurtarıp da kendisinin dövmesine çok gücenirdim. Bir gün beni gene birilerinin elinden kurtardıktan sonra döverken dayanamadım ve : “Mademki benim kaderimde her yerde ve her zaman dövülmek var. Bırak, beni kurtaran değil, dövmek isteyenler dövsünler.” Dedim. O gün bu sözüm üzerine beni dövmemiş, öyle düşünüp kalmıştı.

Enstitü kooperatifinde sucuk satılıyordu. Bir gün aklıma sucuk yemek geldi. Canım sucuk istemişti. Hasan Menteş’e :”Benim paramdan bana bir lira ver de (tabii o zamanlar bir liralar çok iyi işler yapıyordu bakın.) de ben sucuk yiyeceğim “ dedim. Bana: “Beraber yiyelim. Ben de yerim“ dedi. “Peki“ dedim. Gidip yemekhane nöbetçisi arkadaşımdan bir ekmek, kooperatiften bir kangal sucuk alıp doğru ormana (Çamlığa) gittik. Sağdan, soldan kuru dallar toplayıp kuytu bir köşede ateş yaktık. Cebimdeki Arnavut çakısıyla yaş çam dallarından şişler yapıp, sucuk parçalarını şişlere dizerek kızarttık. Şahane oldu. Böylece hiç yoktan kendimize güzel bir kebap (e ) ziyafeti çektik. Ama bu kebap ziyafetinde Hasan Menteş benim konuğumdu. Sucuk parası benden çıktı ama bayramı beraber kutladık. Olsun. Meğer ben ondan sucuk parası istediğim zaman benim param yokmuş. Benim param bitmişmiş. Neyse sucuğu beraber yedik ama Hasan bana masrafın yarısı senin, yarısı benim demedi. “ Senden borç istedin, ben de sana borç verdim. Yediğimiz para senin borcunudur.” Dedi ve benim hesabıma bir lira borç yazdı. Babamdan para gelince o bir lira borcu kesecekti.

Hasan Menteş ne de olsa Avrupalıydı. Arada bu kadar fark olacak tabi. 
Asyalıyı himayesine almış koruyor havalarındaydı ya. Koruyor ve kayırıyor muydu, yoksa başkalarının yerine o mu dövüyordu? Anlayın işte. Hasan Menteş 1938 yılında eğer Türkiye’ye gelmemiş olsaydı, Bulgar asimilasyonu sırasında belki de ismi değişecek, belki de  “ HASANOF” olacaktı.
Beni başkalarının elinden alıp dövünce, ona gücüm yetmezdi de oturup şiir yazardım. Ondan öfkemi ancak böyle alabilirdim. Ona yazdığım o şiirlerden biri hala hatırımda. İsterseniz okuyayım. Bakınız şöyle:

“Hasan Menteş olur olmaz
Küfürleri sayar yazmaz
Küçükleri adam saymaz
Çünkü kendi çam yarması;

Böyle bu tür şiirler döktürürdüm ona. Ama o şimdi yükünü yenmiş, zorlukları aşmış bir insan çocuklarını okutup hayata katmış. Altlarına arabalarını ve başlarına da evlerini almış. Kızı ile damadı şimdilerde İSTANBUL İKTİSAT FAKÜLTESİ’nde iktisat doktoru olarak çalışıyorlar. Oğlu ÇUKUROVA HOLDİNG’te Genel Koordinatör.

Bendeniz ise yine okuldaki gibi kendi yağı ile kavrulan bir insanım. Adı ve sanıyla maruf Manyas’ın ÇAVUŞKÖY’ünden inşaat ustası ( Trabzon’ludur ama yörede  ona laz derler” Laz Mustafa’nın oğluyum.Tarifsiz kederlerle yoğrulmuşum dostlarım.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com