Vapur Gibi Öt Kaptan Baba!

Akşam saatlerinde Ortaköy Meydanı ve Vapur İskelesi tenha. Hava soğukça. Hafif yağmurlu; Ahmak ıslatan... Akşamın alaca karanlığı çökmek üzere ama karşı kıyı rahatca görülebiliyor.

VAPUR  GİBİ  ÖT  KAPTAN  BABA!..                                                                         

Akşam saatlerinde Ortaköy Meydanı ve Vapur İskelesi tenha. Hava  soğukça. Hafif yağmurlu; Ahmak ıslatan... Akşamın alaca karanlığı çökmek üzere ama karşı kıyı rahatca  görülebiliyor.

Vapur iskelesinin sağ tarafındaki, diğer tarafında balık lokantası olan dar kıyıda, birkaç amatör balıkçı çapari çekiyorlar. Çoğu, yağmurluklarının kapşonlarını başlarına geçirmişler; Yüzleri tam görülmüyor. Bunlardan biri; Ama onun  başı açık, tombulca, genç bir kadın, otomatikleşmiş hareketleriyle, oltasını atıp  çekiyor; her seferinde birkaç istavrit çapari iğnelerine takılmışlar, kıvrılıp, çırpınıyorlar...  

Genç, tombulca kadın, belli ki, böyle bir havada salt zevk için burada değil. Diğerleri gibi, evin nafakasına, biraz da olsa, katkıda bulunma kaygısı içinde. Kovasındaki suda sekiz-on, küçük istavrit kovaya sığışma telaşı içindeler...

Takılıyorum: "Bakıyorum akşam nevalesini doğrultmuşsunuz."

Yanıtlıyor: "Yetmez, bu kadar daha avlarsam akşam yemeğini beleşe  getiririz." Otomatikleşmiş hareketleri devam ediyor; oltasını atıp çekiyor, atıp çekiyor...

Hava biraz daha  kararıyor…

Vapur iskelesinin küçük, ahşap binasının kapıları biraz evvel  açılmış. İçerisi loş. Birkaç ampul takılı, antika bir avize ile aydınlatılmış. Pencere  kenarları ve duvar diplerinde özenle sıralanmış saksılardaki çiçekler canlı ve bakımlı. Yolcu salonu, bu hali ile, titiz bir ev hanımı tarafından düzenlenmiş gibi, bir an evvel evlerine gidebilme aceleciliği içinde, jeton turnikesinden geçen yorgun ve üşümüş bir  kaç yolcuyu kabul ediyor, sıcaklığı ile onları sarıp sarmalıyor.

İskele binasının dış duvarına iki çizelge asılmış. Biri hafta içi, diğeri tatil günlerinin az sayıdaki vapur saatlerini gösteriyor. Başka zamanlar gelseniz, iskeleyi, bu görünümü ile kendi haline bırakılmış, terkedilmiş sanabilirsiniz. Sanki, zaman durmuş, yıllar-yıllar evvelinin Ortaköy Vapur İskelesi... Şehir Hatları İşletmesi Ortaköy İskelesini unutmuş, bazen anımsayan kaptanlar, eski bir anıyı yaşarlar gibi,  ara sıra uğruyorlar...

Karanlık iyice çöküyor. Artık, ayrıntıları  kaybolmuş karşı  kıyının ışıkları bir yanıp bir sönüp göz kırpıyorlar.

Aniden tiz bir vapur düdüğü... "vüüüüt...vüüüüt...vüüüüt..."

Sağ taraftan;  Beşiktaş' dan gelen 17.15 boğaz vapuru... Tam burundan; gebe inekler gibi, iki yanı-karnı şiş, suları yara yara geliyor. Heybetli bir  görünüşle... Hayret!.. Şehir Hatlarında bu kadar büyük vapur var mıydı?..

Vapur, iskeleye yüz-yüzelli metre kala hız kesiyor...Sonra tam  yol tornistan... Acaba bu küçük iskeleye yanaşabilecek mi?.. Üstelik Ortaköy Cami çıkıntısı yolu kesmişken... Vapur iskeleye iyice yaklaşıyor, önce kıçını yanaştırıyor  iskeleye... Bir kaç küçük manevra... Burnu da yanaşıyor. Bildiğimiz Boğaz Vapurlarından.  Heybeti, görüş açısı ve göz yanılgısından...

Palamarlar vapurdan  atılıp iskele babalarına bağlanıyor. İskeleden vapura uzatılan seyyar köprüden birkaç yolcu iniyor, yolcu salonundakiler  biniyorlar... İşte tam bu anda, yan taraftan, yüksek tonda bir ses; davudi ve çatallı: " Kaptan Baba!.. Bir defa çek!.. Bir defa çek!.."

Herkes başını sese çeviriyor. Kırçıllı saçı sakalına karışmış, pejmürde kılıklı, yaşlıca, sarhoş bir adam. Lime lime olmuş balıkçı kazağı üzerine geçirmiş eski, rengi kaybolmuş pardesünün ceplerinde bir şeyler var. Çuval gibi şişmişler. Birinin ağzından, içki şişesinin ucu görülüyor. Kaptana, hem sesleniyor hem de sağ elini yumruk  yapmış, kolunu omuzunun hizasından yukarı kaldırıp, indirip, bir şeyler betimliyor...

Kaptan köşkünün penceresinden aşağı bakan kaptan sarhoşun sesini duyup yaptığı hareketi görüyor ve ne istediğini, hemen anlıyor. Dudaklarında hoş bir gülümseme... Elini başının üzerindeki bir kola uzatıp aşağı doğru, bir kaç kez, çekiyor; sarhoşun betimlediği gibi... Anında ince; kadınsı ve kırılgan bir düdük sesi: " vüüüt...vüüüüt...vüüüüt..."

 Sarhoş adam, bu ince düdük sesinden hoşlanmadığını belirten bir devinimle her iki elini dudaklarına götürüp megafon gibi yaparak, "Kaptan Baba" sına yine sesleniyor: "Vapur gibi öt Kaptan Baba!..  Vapur gibi!.."  

Sarhoşun ne demek istediğini anlayan "Kaptan Baba", sanki onun bu itirazını önceden biliyormuşçasına, gözlerinde muzip bir parıltı, dudaklarında, daha da yayılan tebessümü ile, bu kez,  başının üzerindeki bir başka kola uzanıp, uzun, uzun asılıyor  Ve... Bir düdük sesi; Kalın ve tok...Yüksek perdeden... Etraftaki tüm sesleri bastırıp,  her yeri; Karayı ve denizi, tüm gökyüzünü inletiyor,  "Vuuut...Vuuut...Vuuut...Vuuuuuut..."

Bilenlerin bildiği, tutsağı olduğu, her seferinde, benliğinde kim bilir ne çağırışımalar yapan, tam bir " VAPUR DÜDÜĞÜ " sesi, bütün iskele meydanını bir anda etkisi altına alıp, ta uzaklara, Beşiktaş'dan Arnavut Köye, daha da ötelere ve de karşı kıyıya; Beylerbeyi'ne Üsküdar'a ulaşıyor; yankılana yankılana...

Tanıdık, "DOST" Vapur Düdüğü Sesi, iskele meydanındaki insanları bir hoş ediyor. Günün gerginliğini hala üzerinden atamamış bir iki asık suratlının yüz kaslarını gevşetip onları bile mutlu ediyor. Ama asıl, sarhoş adam, çok değerli bir armağan almış küçük bir çocuk gibi, yerinde duramıyor, sarhoşluğu bir kat daha artıp, iyice kendinden geçiyor. Sabahtan beri içtiği onca, ucuz, afyonlu şarabın yapamadığı etkiyi  “ KAPTAN BABASININ “ öttürdüğü  "VAPUR GİBİ ÖTEN DÜDÜK SESİ" sağlıyor. Ne yaptığını bilemez halde, büyük bir coşku içinde, "bunu ben yaptım" der gibi, bir sağına bir soluna ve arkasına bakıp bakıp oradakilere ellerini sallıyor. En sonunda, bu duyumsamaları kendine ve iskele meydanında bulunanlara, hatta daha uzaktakilere yaşatan Kaptan Baba'sına dönüp, sağ elinin, beş parmağını iyice açıp, olabildiğince gererek yüreğinin tam üzerine koyup, sol elinin, yine parmakları açık ve gergin sol kolunu defalarca, yukarı kaldırıp, aşağı indirerek, çenesi göğsünde, gözleri kapalı, yarı beline kadar eğilip, eğilip "KAPTAN BABA" sına mutluluğunu iletiyor:  " SAĞ OLASIN KAPTAN BABA SAĞ OLASIN”

" Kaptan Baba" da, sağ elinin gergin parmaklarını göğsüne koyup, dudaklarındaki  tebessümü daha da artarak, vakarı ile, hafifçe başını eğip bu mutluluğa ortak olup, karşılık veriyor. 

Seyyar köprü vapurdan alınıp, çözülen palamarlar vapura  atılıyor. Vapurun kıçındaki sularda müthiş bir karmaşa... Biraz tornistan... Sonra tam yol  ileri... Boğaz'ın derinliklerine; Arnavut Köye, Bebek ve ilerisine doğru...  Tekrar tekrar, vapur gibi vapurluğunu gösterip, düdüğünün yankılanmalarını arkasında bırakarak: "Vuuut...Vuuut...Vuuut..."

Her şey beş dakikada yaşanıp, bitiyor... İnanılmazcasına…                                 

CENKHAN

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com