Vişne Ağaçları

Önünde açılmış boş sayfaya bakarken gözü camdan dışarıya kaydı. Bu şehir diye düşündü ne kadar da hızlı bina yığınına dönüşüyor? Daha dün şu karşıda görülen gökdelenin arsasında mahallenin çocukları çift kale top oynuyorlardı. Kendi çocukluğunu anımsadı. Onun büyüdüğü mahallenin de arkasında böyle bir arsa vardı. Yazları neredeyse her gün bu arsada çift kale maç oynayarak geçerdi günleri.

Vişne Ağaçları

Önünde açılmış boş sayfaya bakarken gözü camdan dışarıya kaydı. Bu şehir diye düşündü ne kadar da hızlı bina yığınına dönüşüyor?  Daha dün şu karşıda görülen gökdelenin arsasında mahallenin çocukları çift kale top oynuyorlardı.

Kendi çocukluğunu anımsadı. Onun büyüdüğü mahallenin de arkasında böyle bir arsa vardı. Yazları neredeyse her gün bu arsada çift kale maç oynayarak geçerdi günleri. Arsayı çevreleyen vişne ağaçları baharın müjdeleyicisi olarak beyaza bürünürken mahalleli meyvelerinden yapacakları reçel için şimdiden hazırlığa başlardı.  

Kimin ne zaman diktiği belli değildi bu ağaçları O kendini bildi bileli ağaçlar oradaydı. Yaz günlerinin belli saati bu ağaçların gölgesinde ve dallarında geçerdi. Çift kale maçın ardından yorgun argın atarlardı kendilerini ağaçların gölgelerine, bir süre soluklanınca içlerinden biri ardından da diğerleri tırmanmaya başlardı ağaçlara, en yükseğe kim çakacak yarışıydı bu.

Nejat en afacan olanlarıydı. Her oyunu önce o başlatırdı yenilgiyi de kolay kolay kabul etmezdi. Hırslıydı O nedenle en yüksekteki ince dallara korkusuzca atılır ve genellikle de yarışı o kazanırdı.  Bir gün hesabını iyi yapamamış tutunmaya çalıştığı ince dal onu taşıyamamıştı.  Tedavi süreci uzun sürdü. Kolu iki yerden kırılmış, alçıya alan teknisyen dikkat etmediği için kolu bir daha ameliyat edilmek zorunda kalınmıştı. O günden sonra o yarış bir daha yapılmadı. 

Artık sadece Vişne toplama zamanı çıkılacaktı ağaçlara, Mehmet efendi ve Mümine Hanım sanki gönüllü olarak koruyuculuk yaparlardı çocuklar zarar vermesin diye. Meyveler olgunlaşmaya başladığında evlerinin penceresinde oturur ağaçları gözlerlerdi. Mahallelinin karar verdiği günde ve hep beraber toplanırdı meyveler. Bellerinden ağaca bağlanan çocuklar ince dallardaki uzanabildikleri vişneleri tek tek toplarlardı. Daha alttaki kalın dallardaki meyveler ise büyüklerin toplama bölgesindeydi. Merdiven konularak ulaşılan ağaçların bütün dallarındaki vişneler itina ile toplanırdı. Çocuklar kolayına geldiği için sapları koparmadan toplamaya başladığında hemen uyarılırlardı. Zira o şekilde toplanırsa ağacın bir daha ki sene meyvesinin az olacağına inanılırdı. Ve bu nedenle tek tek sapları ile toplanırdı vişneler.

Vişne toplama tamamlandığında ağaçlardan inenlerin her yeri kırmızıya boyanırdı; elleri, avuçları elbiseleri ve dayanamayıp yedikleri içinde özellikle dudak ve çevreleri kıpkırmızı olurdu. Bu durum da ayrı bir eğlence noktasıydı. Ağaçtan her inen bir sonrakine bakar güler ve sepetten daha çok midesine topladığını ima ederek dalga geçerdi.

Vişne toplama günü Mahalle için şenlik günüydü aynı zamanda ateşe konulan kazan içindeki vişneler reçele dönüşürken bir kısmı da ayrılır hoşaf yapılarak gelenlere ikram edilirdi. 
Elbette hoşaf tek başına ikram edilmezdi. Yanında börek ve pilav eksik olmazdı. Günün erken saatlerinde başlayan hazırlıklar, o gün için sunulacak börek ve pilavın kusursuz olması için itina ile sürdürülürdü.

Doğanın; bir mahallenin arkasına düşen bu arsasında sunduğu vişne ağaçları, insanın kendini toplumsal bir yapıya nasıl dönüştürebileceğinin gizli anahtarı oluyorlardı.

Doğa izlenilmesi ve ders alınması gerekendir diye geçirdi içinden. Ondan yararlanabiliriz. Biz bir, bir yok ediyoruz. Oysa yok ettiğimiz toplumsal geleceğimiz.

Bir farkına varabilsek!

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com