Cin

Halamın başı ağrıyor. Günlerce, haftalarca sürüyor bu ağrı. Gitmedik doktor, okutmadık hoca kalmıyor. Ama doktorların verdiği kutu kutu ilaçlar, hocaların yazdığı muskalar ve kâğıtlar halamın baş ağrısına çare olmuyor. Halamın başında her zaman beyaz bir çatkı, “Off başım!” diyor, başka bir şey demiyor.

13  -  CİN

Halamın başı ağrıyor. Günlerce, haftalarca sürüyor bu ağrı. Gitmedik doktor, okutmadık hoca kalmıyor. Ama doktorların verdiği kutu kutu ilaçlar, hocaların yazdığı muskalar ve kâğıtlar halamın baş ağrısına çare olmuyor. Halamın başında her zaman beyaz bir çatkı, “Off başım!” diyor, başka bir şey demiyor.

Bir gün, uzak köylerden bir Cinci Hoca getiriyorlar eve. Hepimiz halamlarda toplanıyoruz. Amcalar, yengeler, kuzenler. Halamların büyük eyvanında yer minderlerine sıralanıp oturuyoruz. Cinci Hoca başköşede. Halam yastık, minder, zorlukla oturuyor. Cinci Hoca, halamı dinliyor. Sonra da kapıya doğru, “Posta Sıncar!” diye sesleniyor. Posta Sıncar, Cinci Hoca’nın özel ulağı. Postacı cin! Açılan kapıya bakarak “Gel, gel yanıma otur. Anlat bakalım, nedir mesele?” diye soruyor. Eyvanda toplananlardan çıt çıkmıyor. Kolay mı, aramızda bir cin var! Adı da Posta Sıncar. Fare sesi gibi viç viç sesler duyuluyor. “Tamam, anlaşıldı” diyor Cinci. “Onu bulup getir bana.” Bir kazan sıcak su istiyor. Bahçede hemen bir kazan sıcak su hazırlıyorlar.

Cinci bu arada açıklama yapıyor: Halam bir gün leğendeki sıcak çamaşır suyunu bahçedeki bir ağacın dibine dökmüş. Cin yavruları da oradaymış. Yavrular, halamın döktüğü sıcak sudan kaçamamışlar, haşlanıp ölmüşler. Anne cin gelip de yavrularının öldüğünü görünce öç almaya karar vermiş. Halamın bir türlü bitmeyen baş ağrısının nedeni buymuş. Cinci, şimdi o cini yakalayıp cezasını verecekmiş. Çünkü halamın bu işte suçu yokmuş.

Kazandaki kaynar suyu büyük bir leğene döküp evyanın ortasına getiriyorlar. Cinci, açık kapıya doğru sesleniyor: “Onu getirdiniz mi?” Sonra da “İyi,” diyor, “getirin, atın şimdi onu bu suyun içine!” Nefes almaya korkuyoruz. Nasıl korkmayalım ki, bir cin haşlamasına tanıklık ediyoruz! “Sıkı tutun, bırakmayın sakın!” Cinci, önceden hazırlanan bir başka leğeni, kaynar su dolu leğenin üstüne kapatıp sıkı sıkı tutuyor. Viç viç sesler. Leğen arada bir oynuyor. Cinci Hoca, “Dışarı çıkmak istiyor,” diye açıklama yapıyor.

Cin, sıcak suda haşlanırken, tam da o anda, ben birden bağırıyorum: “Orada! Gördüm onu!” Oysa gördüğüm hiçbir şey yok. Çocukça bir hınzırlıkla ve hiç düşünmeden, Cinci’nin tezgâhına destek oluyorum. “Bazı masum çocuklar bizim Posta Sıncar’ı görebilir,” diyor Cinci.

Biraz sonra sıcak su dolu leğenin üstünü açıyor. Su kıpkırmızı olmuş. “Cin boğuldu, bacımız kurtuldu.” İlginçtir, halamın baş ağrıları o günden sonra gerçekten de bitiyor!

Bu olaya inanmayanlara, halamın iyileşmesini kanıt, beni de tanık diye gösteriyorlar. “Mustafa da gördü o cini. Öyle değil mi Mustafa?” Ben de her seferinde başımı sallıyorum. “Neye benziyordu?” diyenlere, Pamuk Prenses masalındaki sivri külahlı cücelerden birini tarif ediyorum. 

On ya da on bir yaşındayım.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Diğer Web Sitelerimiz