İstanbul'daki Küba

Yıllar önce İstanbul'da Küba diye anılan, bir hayli garip, sıra dışı bir mahalleden söz edildiğini duymuştum. Hakkındaki " şehir efsaneleri" o kadar inanılması zordu ki, her ne kadar " kurtarılmış bölgeler" görmüş kuşaktan bile olsam da ciddiye almamış zaman içinde unutmuştum.

İSTANBUL'DAKİ KÜBA

Yıllar önce İstanbul'da Küba diye anılan, bir hayli garip, sıra dışı bir mahalleden söz edildiğini duymuştum. Hakkındaki " şehir efsaneleri" o kadar inanılması zordu ki, her ne kadar " kurtarılmış bölgeler" görmüş kuşaktan bile olsam da ciddiye almamış zaman içinde unutmuştum. Geçtiğimiz cumartesi günü, bir haftadır birlikte çalıştığımız otobüsün kaptanı İlhan: Bak abi ben şu gördüğün binanın arka tarafındaki mahallede oturuyorum dedi. Hani sen Küba'ya gideceksin ya bizim Kübamız da burası diye ekledi. Telefonla konuşurken benim ocak ayı sonunda Küba'ya gideceğimi duymuştu.

Bu Küba denen mahalle E-5 otoyolu üzerinden Atatürk Hava Alanına giderken Merter'e gelmeden, eskiden Vakko fabrikasının olduğu yerin arkası: Tozkoparan ile Merter arasında bir yer. İlhan'a turist grubumuzu hava alanına bıraktıktan sonra mahallede beni gezdirmesini rica ettim. Mahallede yabancıların gezmesinden pek hoşlanmazlar ama ben seninle dolaşırım o zaman sıkıntı olmaz abi dedi.

Akşam eve geldiğimde, İnternetten bu Küba mahallesi ne çeşit bir yerdir diye araştırma yaptım. Meğer ben ıskalamışım, Kutluğ Ataman 2005 yılında "Küba" adlı video enstalasyonu ile bu mahalleyi dünyaya tanıtmış. Ataman'a ABD'nin önemli sanat ödülü Carnegie'yi kazandırmış 'Küba' çalışması. Daha sonra da Londra'da kullanılmayan eski bir posta binasında The Sorting Office'te sergilenmiş. Bu projesi için iki buçuk yıl sürekli Küba mahallesine gidip birçok çekim yapmış Ataman. Onlarca kişiyle konuşmuş. Sonuçta dünya çapında ödül alacak bir eser çıkmış ortaya.

31 Aralık öğlen, gezdirdiğimiz turist grubunu hava alanına bıraktıktan sonra otobüs ile Küba'ya gittik. İlhan otobüsü park ederken, turist grubunun başkanı beni arayıp araçta bir çanta unutulduğunu söyledi. İlhan, dert etme abi hemen hallederiz dedi. Birilerini aradı ve iki dakika sonra otobüsün yanında bir taksi belirdi. Kübalı Vaso'ya unutulan çantayı grup başkanına verilmek üzere teslim ettik. Bütün bunlar olurken başka bir araba daha yanaştı yanımıza. İlhan'ın "Dayı" dediği orta yaşlı bir adamla tanıştık. Otobüsten inip beni Küba'ya götürmek üzere Dayı'nın arabasına bindik. Özel bir misafir özel korumalarıyla sanki "girilmez" olan çok özel bir bölgeye gidecektik.

Küba'ya gelince arabadan indik. Derme çatma yapılmış barakaların yanında, kendine ait bahçeleri olan nispeten daha düzgün gecekonduların olduğu bir mahalleydi burası. Sokağın girişindeki bir gecekondunun duvarında kocaman ama neredeyse silinmek üzere Küba yazısı hemen göze çarpıyordu. İlhan sokağa girer girmez bahçesinde evinin önünü süpüren bir kadın görünce hemen içeri dalıp elini öptü. İçinde meyve ağaçları olan bir bölümünde sebze ekilmiş son derece hoş görünümlü bir bahçeydi burası. İlhan'ın abisinin kaynanasıymış kadın.

Mahallenin daracık sokaklarında kimse bizi rahatsız etmeden gezdik. Bazı evlerin önünde son derece lüks arabaların olması çok dikkatimi çekti. İlhan'a sorduğumda, abi bakma evlerin kötü göründüğünde çoğu zengindir bunların, burada yaşamayı sevdikleri için terk edemiyorlar bir türlü dedi. Mahalleyi, dar sokaklarıyla, küçük meydanlarıyla iyice gezdikten sonra başka bir köşeden " Dayı" gelip aldı bizi. Buraları daha iyi tanıyabilmek için "Dayı" ve İlhan ile uzun uzun sohbet etmem gerektiğine kanaat getirince, haydi gelin bir çilingir sofrası kuralım dedim. İlhan'a yeni iş çıkabileceğinden sadece birer bira içmek ile yetindik.

Küba'da Siirtli ve Bitlisliler çoğunluktaymış. Alevi’si, Sünni’si, Kürt’ü, Arap’ı, Türk’ü hep birlikte yaşıyorlarmış burada. Herkesin herkesi tanıdığı, herkesin birbirine yardımcı olduğu neredeyse komünal bir yaşamın hüküm sürdüğü bir yermiş burası. 70li yıllarda sağ sol çatışmalarında solun girilmez "kurtarılmış" bölgelerindenmiş. O sıralar birisi duvara "Küba" yazmış böylece mahallenin adı Küba kalmış. İlhan diyor ki bir gün ehliyetsiz araba kullanırken yakalandığımda polisten zor kaçtım bu mahalleye ama beni teslim etmediler. Polis o yıllarda kolay kolay giremez arama yapamazmış. Hiçbir ev "boş" değilmiş. Dışarıya karşı sert de olsa kendi içinde çok eğlencelidir burası diyor "Dayı". Sabaha kadar yer içeriz, çalar söyler eğleniriz diye ekliyor. Bir ağızdan, abi unutmadan söyleyelim burada uyuşturucu falan satılmaz, kimse kimseyi zehirlemez, sadece kuralları olan büyük bir aileyiz biz diyorlar...

Biralarımız biterken Vaso göründü taksisiyle. Dayı'yla ve İlhanla Küba'da yazın mangal yaptıklarında beni de çağıracaklarının sözünü aldıktan sonra Vaso'nun taksisiyle evin yolunu tuttum. Vaso gel abi bir tur daha atalım dedi. İtirazsız kabul ettim. Arabayla geçerken o da kendi bildiklerini anlattı. Yol boyunca sohbet ettik.

Etrafı tamamen yeni sitelerle çevrilmiş Küba mahallesi, ağaçları ve çiçek ve sebze ekili bahçeleri ile sanki hâlâ düzene baş kaldırıyor Kentsel dönüşüm denen garipliğe kendilerince direniyorlar. Yaşam onların yaşamı ve içinde boğulacakları yeni kimliklere dönüşmek istemiyorlar.

Kalbim Küba'da kaldı...

 

 

 

 

 

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.
Sayın arkadaşımın yazdıkları bende büyük aınıları gözümün önüne getiriyor , babamın ve amcalarımın yaptıkları evler ilk yapılan beş evlerdi , diğerleri sonradan geldi , oraya geldiğimizde ben üç yaşındaydım , Tozkoparan mahallesi sonradan kuruldu , Davutpaşa kışlasından E5 e kadar her yer yeşillik, çeviz ağaçları , bahçe ve tarla doluydu , huzurlu bir çocukluğun yaşantısı Tanrı hediyesiydi. 13 yaşında Avrupa’ya gittim 23 yaşında tekrar çocukluk zamanı özlemiyle ziyaretçi olarak geldim , orası benim için vatan içinde vatan kaldı , şu anda harita üzerinden küçük olsada, kalbimde büyük yüzölçümü olan yerdir.,
29.06.2019 10:57 Yanıtla