Eller yüreğe takılı

Mehmet’in bugün doğum günüydü. Sabah biraz rahatsız kalkmıştı. Çözemediği bir gariplik vardı. Hissettiği ama adını koyamadığı bir duygu. Kahvesini koydu. Pencereden dışarı baktı. Kabataş set üstünde küçük bir dairede oturuyordu. Kız Kulesi’ne, uzayıp giden boğaz manzarasına, kuşların sabah birlikte uçuşlarına uzun uzun baktı. Bugün nasıl geçecek diye düşündü. Elli yaşına basıyordu. Özel olmalıydı ama ne yapacaktı?

Eller, Yüreğe Takılı…

Mehmet’in bugün doğum günüydü. Sabah biraz rahatsız kalkmıştı. Çözemediği bir gariplik vardı. Hissettiği ama adını koyamadığı bir duygu. Kahvesini koydu. Pencereden dışarı baktı. Kabataş set üstünde küçük bir dairede oturuyordu. Kız Kulesi’ne, uzayıp giden boğaz manzarasına, kuşların sabah birlikte uçuşlarına uzun uzun baktı. Bugün nasıl geçecek diye düşündü. Elli yaşına basıyordu. Özel olmalıydı ama ne yapacaktı? Bankada müşteri temsilcisiydi ve çalışma saatleri değişiyor; akşamları dışarıda fazla vakit geçiriyordu. Seviyordu işini ama bu yüzden özel ilişkilere vakit ayıramamıştı. Birlikte çalıştığı, her zaman görüştüğü Sibel vardı. Ona karşı duygularını bir türlü anlayamamıştı. Sibel’i seviyordu ama nasıl? Yanında kendini iyi hissediyordu. Birlikte arkadaşça çok fazla vakit geçiriyorlardı. Bu yüzden de arkadaşları ortaktı. Onunla olmak keyifli diye geçirdi içinden… Ama daha özelde ne hissederdi, acaba kaybeder miydi Sibel’i… bunu bilemedi.

Bu karışık düşünceler içindeyken telefon çaldı Sibel’di arayan. “Günaydın” dedi neşeyle “Geç kaldın, gelmiyor musun?” biri iki kelime konuşuldu ve telefonu kapadı Sibel. Unutmuş olamaz doğum günümü diye düşündü, biraz buruldu içi. Ama çok işi vardı yapacak. Giyinip hızla çıktı dışarı. Taksiye binmek istedi. Hiç araba kullanası yoktu. Bu sevimsiz trafikte zorlukla kavuştuğu taksiye “Levent” dedi.

Başına geleceklerden habersiz cep telefonunu karıştırdı. Kimse onun doğum gününü kutlamamıştı. Of ya ne oluyordu. Zaten kendini kötü de hissediyordu. Levent’e geldiklerinde taksiden inerken fenalaştı ve iş yerinin kapısının önüne yığıldı. Güvenlik görevlilerinin desteği ile hastahaneye kaldırıldı. Ufak bir kalp krizi geçirmişti. Doktorlar gerekli müdahaleyi yapmışlardı. Bir gece hastanede kalacaktı.

Haber bankada çabuk duyulmuş, arkadaşları hastaneye gelmişlerdi.  Sibel farkında olmadan tüm olayları organize ediyordu. Doktorla görüşmüş, kimseyi odaya almıyor, iletişimi sağlıyordu. Herkes gittikten sonra birtek o kaldı Mehmet’in yanında. Uyurken uzun uzun seyretti onu. Ne güzel uyuyordu. Bir bebek gibi. Usulca yanağından öptü. Sonra koltuğa oturup kitabını aldı eline. Gözleri kitabı okuyordu da beyni kitapta değildi. Ya bir şey olsaydı, ya kaybetseydi Mehmet’i? Dayanabilir miydi yokluğuna? Bunları hiç düşünmemişti.  Sabaha karşı gözlerini açtı Mehmet. Sibel’i yanında görünce çok mutlu oldu. Gülümsedi.

Sibel’e “seninle konuşmamız gerekiyor en kısa sürede” dedi. Aynı duyguyu Sibel de hissetmişti. Mehmet devam etti zorlukla konuşmaya “bayılırken hissettiğim tek şey seni görememenin acısıydı” lütfen düşün bu ilişkinin adı ne? Sibel sadece “seni seviyorum” diyebildi gözyaşları yanaklarından süzülürken.

Hastane’ den el ele çıktılar ertesi gün. Mehmet bir iki gün evde dinlenirken Sibel ona eşlik etmiş ve uzun uzun konuşmuşlardı. Karar vermediler asla, zamana bıraktılar. Birbirlerini bulmuşlardı. Bu yetiyordu onlara. İşe ilk gittiği gün masasının üstünde kocaman bir çiçek ve “dünyaya hoş geldin Mehmet” yazısı asılıydı. Aslında bu sürpriz doğum gününde yapılacaktı.  Pastasından küçük bir dilimi yedi ve keyifle dostlarına baktı. Herkes bir şeyler anlatıyordu.”Oğlum elli yılda bir sürpriz yapalım dedik hastalanarak sürprizimizi hiç ettin.” diyorlardı. Şu anda onları duymuyordu bile. Yaşadıklarını düşündü, bir an yok olmaktan geri dönüşünü, dostlarını, Sibel’i… Kendini özel hissetti. Çünkü ona bir şans daha verilmişti. İkinci şansını iyi değerlendirecekti. Kalktı ve Sibel’in elini tuttu bırakmamak üzere.

Dostlar, arkadaşlar vardır sıcacık, gözlerinin içi güler size bakarken. Ben buradayım der, yanında olmasa da. Dostlar vardır, her karşılaştığında ne haber demesi bile o kadar içtendir ki alır götürür sizi.  Dostlar vardır her zaman yanınızda, sesi çıkmaz ama takiptedir, ayağın tökezlese kolundan tutar kaldırır. Dostlar vardır, ismini her sabah anar ve en yakınındır. Dostluklar vardır korunan, korunmaya çalışılan. Oysa özel şeylere gerek yok korunması için. Toleransı, sevgiyi, affetmeyi, sarmayı, sarmalanmayı, paylaşmayı unutmayın yeter. Aşk’la yaşayalım dostlukları ve takılmayalım yarım kalmışlıklarda… Yaşam sade ve çok kısa, tutan eller bir anda bırakabilir ellerimizi,  söylenmemiş sözlerle kalır insan, elleri yüreğine takılı…

Sevgiyle Kalın.

Sevilay Aksel

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Sosyal Medya Sayfalarımız

Diğer Web Sitelerimiz