Giysinin İklime Etkisi?

“Bu da ne demek?” diyeceksiniz. “Yaşadığımız çevresel felaketler bitti de, söz neyi nasıl giydiğimize mi kaldı?” Böyle bir tepki elbette haklı. Ancak yaptığımız giyim tercihleri bu felakete bir ölçüde katkıda bulunuyormuş, diyorlar.

Giyinip kuşanırken bile iklim değişimi devreye giriyor

“Bu da ne demek?” diyeceksiniz.  “Yaşadığımız çevresel felaketler bitti de, söz neyi nasıl giydiğimize mi kaldı?”  Böyle bir tepki elbette haklı.  Ancak yaptığımız giyim tercihleri bu felakete bir ölçüde katkıda bulunuyormuş, diyorlar.  Biz farkında olmadan.  Gelin, “Ne giyiyoruz da bunların iklim değişimine ne gibi katkısı oluyor?” sorusuna bir göz atalım.  Gereksiz suçluluk duygusuna kapılmamak için.

Tekstil endüstrisi kullanıma sunacağı ürünlerini oluştururken, işin gereği, kimyasal maddeler kullanıyor.  Bunun çevresel anlamda bir zararı var mı?  Varsa ne kadar?  Bizler yaptığımız tercihlerle acaba farkında olmadan ekolojik dengeleri etkiliyor muyuz?  Tartışmalı bir konu.  Ama işin önemli tarafı şu ki, giyim kuşam tüketimi durmadan artıyor.  Gelişmiş ekonomilerde son 5 yılda giyim kuşam için eskiye göre %14 daha fazla harcama yapılmış.

Konuya şöyle bir göz atalım.  Giyim eşyaları büyük çoğunlukla dört ayrı elyafa (ipliğe dönüşen maddeye) dayanıyor: Sentetikler…  Pamuk…  Yapay ipek (rayon)…  Yün.

Sentetikler
Polyester, naylon ve diğerleri…  Dünya pazarında %60 oranında ağırlıkları var.  Tabii, bunların hepsi petrol kaynaklı.  Böyle deyince kaşlarımız çatılıyor belki, ama ötesi de var.  Bunlar zamanla lif döküyor.  Kullanım sırasında.  Daha da önemlisi yıkanınca.  Başka bir deyişle, yıkama suyuna karışıyor, oradan da atılanlarla birlikte akarsulara ulaşıyor.  Dereleri, ırmakları, denizleri kirleterek.  Bir ölçüde denizlerdeki yaratıkların beslenme sistemine girerek.  Yok, arındırma yapılıyorsa bu kez biriken atıklarla birlikte gübre yapımına yollanıyor.  Giderek hayvanların beslenme kaynaklarına uzanarak.  Bunun fazla bir önemi yok, diyeceksiniz; ama Avustralya’daki yepyeni bir araştırma bu tür kirlenmenin büyük boyutu olduğunu vurgulamış.

Pamuk
Pamuğun bu listede yer almasına “Bundan daha doğal girdi olur mu?” diye itiraz edeceksiniz.  Şöyle diyelim: giysilerdi, perdelerdi, örtülerdi, mobilyaydı dediğimiz ürünlerde pamuğun önemli yeri var.  Ancak kimi zaman pamuk üretiminde düşüş oluyor, ya da fiyat artışları beliriyor.  O zaman sentetiklerle takviyesi giriyor devreye, gittikçe artan bir oranda.  Daha da önemlisi, pamuk üretiminde kimyasal ilaçlar büyük ölçüde söz konusu.  Bunlar giderek toprağı, hatta akarsuları kirletiyor.  Az da olsa, pamuğu organik yaklaşımla üretmeye çalışanlar var.  Ama onların çabası, şimdilik kaydıyla, daha pahalı sonuç veriyor.

Yapay ipek (rayon)
Yapay ipek 19’uncu yüzyılda esas ipeğin yerine geçsin diye üretilmiş bir madde.  İlk zamanlar bitkisel liflerden elde edilirken, giderek karbon disülfik dahil çeşitli kimyasallar girmiş devreye.  Bunlar üretimin ana çerçevesini oluşturmuş.  Ancak biliniyor ki, karbon disülfit yapay ipek üretiminde çalışan işçiler için ciddi bir sağlık tehlikesi.  Parkinson, kalp krizi, inme gibi sonuçlar yaratabiliyor.  İşleme sırasında bazı zararlı maddeler havaya da karışabiliyor.  Ancak işlenip bitmiş giyim eşyalarında tehlike söz konusu değil.

Yün
Aslında yün bir hayli doğa dostu.  Ama giyim kuşamda kullanımı sınırlı kalıyor.  Hem çoğu kişi pratik bulmuyor, hem de daha pahalı oluyor bunlar.  Ancak, konunun başka bir boyutu daha var.  Yün koyundan, keçiden ve benzerlerinden elde ediliyor.  Bu hayvanlar durmadan yellenip çok miktarda metan gazı salıyorlar.  Bunu hafife almamak gerekir.  Uzmanlar çiftlik hayvanlarının yellenmesinden ortaya çıkan gazın iklim değişimine küçümsenmeyecek bir katkı yarattığını söylüyorlar.  Örneğin yün endüstrisinin salıp ekolojiye zarar veren gazların yarısının bu hayvanlardan geldiğini belirtiyorlar.

İyi güzel de, ne yapmalı öyleyse?
Uzmanlardan gelen öneri basit: Eskileri kullanın!  Durmadan kullanın!  Her mevsim ille de yeni bir şey gerekiyor diye düşünmeyin!  Malum, çoğu giyecek özellikle uzun zaman sürmesin, dayanmasın diye yapılıyor artık.  Modanın bu tuzağına düşmeyin!

Atila Alpöge, Ekogazete, 19.4.2018 / Yararlanılan kaynak: Tatiana Schlossberg, The New York Times, 24.5.2017

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com