NEVESER KÖKDEŞ

1904 yılında bazı kaynaklara göre Üsküdar Altunizade'de, bazılarına göre de babasının sürgünde olduğu bugün Yunanistan sınırları içinde olan Drama'da dünyaya gelmiştir. Babası Başmabeyinci Hurşit Bey'dir. Bir baba ve üç anneden 8 kardeşler. Kardeşlerinden biri de ünlü operet bestecisi Muhlis Sabahattin Ezgi'dir. Zuhal Olcay'ın babaannesidir.

Çok Sesli Türk Müziğinin Öncüsü Neveser Kökdeş'in yaşam öyküsü:

Doğum tarihi: 1904
Ölüm tarihi ve yeri: 1962, Kadıköy, İstanbul

1904 yılında bazı kaynaklara göre Üsküdar Altunizade'de, bazılarına göre de babasının sürgünde olduğu bugün Yunanistan sınırları içinde olan Drama'da dünyaya gelmiştir. Babası Başmabeyinci Hurşit Bey'dir. Bir baba ve üç anneden 8 kardeşler. Kardeşlerinden biri de ünlü operet bestecisi Muhlis Sabahattin Ezgi'dir.  Zuhal Olcay'ın babaannesidir.                                

Neveser Kökdeş, müzik zevkini, çeşitli klasik ve halk sazlarını çalabilen, amatör bir müzisyen olan babasından almıştır. Notre Dame de Sion'da piyano çalmasını da öğrenmiş, okuldaki bir yarışmada birincilik kazanmış. Besteciliğe henüz 12 yaşında polkalar besteleyerek adım atmıştır. İstanbul Radyosu'nda bir süre tambur sanatçısı olarak da çalışmış, ama radyoda aradığı ortamı bir türlü bulamamış Ağabeyi Sabahattin Bey'in operet temsillerinde piyano çalmış ve ona ait operet şarkılarını taş plaklara okudu. Piyano, tambur ve gitar çalması, güftekârlığı yanında, hem kendine özgü bir tarz yaratmış olması ve hem de çok sayıda eser vermiş olması nedeniyle Neveser Kökdeş'in ne kadar önemli bir üstat olduğunun kanıtıdır.                                                                                                                               

Varlıklı bir ailenin kızı ve döneminin şık hanımlarından biri olan Neveser Hanım, 16 yaşında topçu subayı Mehmet Ali Üsküdarlı ile evlenmiştir. Ancak, bu evlilik çok kısa sürmüş, henüz ikinci yılında eşinin Çanakkale Savaşı'nda şehit düşmesi neticesinde bir yaşındaki oğlu Adnan ile baş başa hayatını devam ettirmiştir.  Eşinin şehit olması ile ekonomik sıkıntılara girmiş, bu sıkıntı yüzünden içine kapanmış ve sinir hastası olmuş,  35 yaşlarında geçirdiği yüz felci nedeniyle yüzünün sağ tarafını kullanamaz olması da onu büsbütün üzmüştür.

Hayatının son yıllarını Moda'da Ahmet Sapmaz'ın himayelerinde yalnız başına geçirmiş, 1962 yılının 7 Temmuz günü Kadıköy'deki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Cenazesi ertesi gün İstanbul Üsküdar'daki Karacaahmet Mezarlığı’ndaki aile mezarlığında toprağa verilmiştir.            

Çok Sesli Müziğin İlk Uygulayıcısı:
Aldığı eğitimin sayesinde batı tarzında eserler bestelemesi zamanında tenkit edilmesine: "Fes-mes devri geçti, niçin Musikimizde inkılâbı hazmetmiyoruz. Dede'ler ve Rahmi Bey'lerin bile zaman zaman Türk Musikisinde inkılâp yapmak üzere harekete geçtikleri görülmüş, fakat fes'in altındaki zihniyet karşısında daha fazla cesaret edememişlerdir. Yani herkes bilir ki Dede'nin valsleri vardır” cevabını vermiştir.                                                                   

Neveser Kökdeş'in bazı kaynaklara göre 500'den, bazılarına göre ise 1000' den fazla eser bestelediği ileri sürülmekle beraber, elimizde bunların 100 kadarının notası vardır. Eserleri, tango, vals, operet ve şarkı formlarındadır.

Şarkılarının çoğu semai (vals) usulündedir ve çoğu eserinin güftesini de kendisi yazmıştır. Bestelerini uzun süre saklamış ve ancak ağabeyi Muhlis Sabahattin'in ölümünden sonra ortaya çıkarmıştır.

Gülüyorsun güzeli: Neveser Kökdeş in radyoda çalınan ilk eseri hazin bir rastlantı olarak ilk kez 13 Şubat 1947 de ağabeyi Muhlis Sabahattin Ezgi’nin cenazesinin kaldırıldığı gün yayınlanır. Neveser Kökdeş bu olayı şöyle anlatır: “Ağabeyim Muhlis Sebahattin beyin öldüğü gündü. Dünyam başıma bir kere daha çökmüş, perişan, bitkin mezarlıktan dönüyordum. Yol üzerindeki kahvelerden gelen bir şarkı sesi ile irkildim. Durdum, dinledim. Şu şarkı çalıyordu radyoda;
Gülüyorsun güzelim, gül, güle gülmek yaraşır,
Bakamam gözlerine bakmaya, gözler kamaşır..

Bu benim aylar önce radyoya gönderdiğim ve artık çalınıp söylenmesinden zerrece ümidim kalmayan bir şarkıydı. O an! İşte, sevincim ve kederim birbirine karıştı ve ben o gün bu gün, birbirine sarmaş dolaş olmuş üzüntümü sevincimi, birbirinden asla ve asla ayıramadım gitti” diye ifade eder.

Ölümünden sonra da eserlerinin yakılmasını vasiyet etmiş ve bu nedenle de pek çok bestesi yakılmış ve böylece de kaybolup gitmiştir.  

Hakkında yapılan ropörtajlar:

Sermet Sami Uysal bir anısını şöyle anlatıyor: 
1950 yılının mayıs ayı başlarında ikindi vakti Lütfi ile Kadıköy’e geçip sıra sıra eski evlerin bulunduğu Dumlupınar sokağındaki 11 numaranın kapısını çaldık. Neveser Hanım bu evin giriş katında oturuyordu. Kapıyı oğlu Adnan açıp bizi içeriye aldı. Uzun salon son derece huzur veren yemyeşil bir bahçeye açılıyordu. Bahçeye bakan geniş pencerenin yanında asılı Muhlis Sabahattin portresi sanki kız kardeşinin piyanosuna gözünü dikmiş, onun üst üste yarattığı besteleri dinliyor gibiydi.

Özellikle operetlerinde (23 adet) Türk musikisi makamı ve usullerini uyguladığı gibi zaman zaman batı müziğinin tampere sesleriyle geleneksel Türk perdelerini başarıyla kullanan, ayrıca Türk müziği formunda da besteler yapan ve bu gün hala ‘Bahar geldi gül açıldı’, ‘Hatırla ey peri o mesut geceyi’, Oturmuş testi elinde çeşme başında’ başta olmak üzere pek çok eserini zevkle dinlediğimiz Muhlis Sabahattin, kız kardeşinin kendi yolunu izleyen bestelerini dinledikçe huzur buluyordu mutlaka. İyi giyinmiş, özenli makyaj yapmış olan Neveser Hanım salona girip biraz sohbet ettikten sonra piyanosunun başına oturdu. Radyoda okunacak şarkıların meşkini Lütfi ile birlikte yaptılar.

Daha sonra bizlere tuşların üzerinde adeta raks eden parmaklarıyla bazı bestelerini çaldı, söyledi. Daha sonra ellerimi tutarak yalnız olup olmadığımı sordu. Yalnız olduğumu öğrendiğinde ellerimi daha sıkı tuttu ve ben de yalnızım dedi. Benim için bir beste yapacağını ekledi. Yalnızlığımdan çok etkilenmiş, adeta kendi yalnızlığıyla benimkini özdeşleştirmişti.

Bir süre sonra Neveser Hanım evime telefon ederek yalnızlığımın kendisine ilham olduğunu, besteyi yaptığını, iki gün sonra İstanbul Radyosunda Muallâ Mukadder tarafından okunacağını söyledi. İki gün sonra, ‘Gönlümün baharı bir gün açacak mı acep’ isimli şarkıyı dinlediğimde benim için yapılmış bu güzel eser beni çok gururlandırmıştı.

Oğlu Adnan Kökdeş, 1950 yılında yapılan bir röportajda annesinin okuldan sonraki müzik hayatını şöyle anlatıyor:  
‘Annem mektep kapanınca Ankara’daki Türk Ocaklarında konserler verip sonra İstanbul Radyosuna girmiş ve ayrıca Colombia Şirket’ine epeyce plak doldurmuş. Sonra ver elini Anadolu. Ağabey’i Muhlis Sabahattin çalmış o söylemiş.’ Gerçekten de 1930'lu yılların başında Muhlis Sabahattin’in bazı operet şarkıları Neveser Kökdeş tarafından seslendirildiği görülür. Colombia Şirket’inden çıkan plaklar ‘Asetlemeap’, ‘Çaresaz’ ve ‘Ayşe’ operetine aittir. Muhlis Sabahattin’in Emprezeryoluğunu yaptığı topluluklarda piyano çaldığını Toto Karaca söylemiştir.

Zuhal Olcay, babaannesi ile ilgili şunları söylemektedir: 
Babaannemin ölümünden sonra Mesam’dan onun telif hakları olduğunu öğrendim. O, bestelerinden hiç para kazanamadı. Müzisyenliğinin keyfini süremedi; çünkü hep sıkıntı içinde yaşadı. Eserlerinin restorasyonunu bile kendi parası ile yaptırdı. Türkiye’nin çok önemli kadın bestekârının çektiği sıkıntılara rağmen beste yapmaya devam ettiğini düşününce onun gerçek bir sanatçı olduğu bir daha anlaşılıyor.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com