Paranı ona harca

Ankara’nın çekilmez sıcağında dışarıda olmanın cehennemde yanmak gibi bir şey olduğunu söylerlerdi de inanmazdım. Günlerden pazardı. Ercan Topuz İstanbul’da, ben ise yine misafirhanenin serince olan yatak odasında masa başına yazmak için oturdum.

Ben Askerdeyken...

Ankara’nın çekilmez sıcağında dışarıda olmanın cehennemde yanmak gibi bir şey olduğunu söylerlerdi de inanmazdım. 

Günlerden pazardı. Ercan Topuz İstanbul’da, ben ise yine misafirhanenin serince olan yatak odasında masa başına yazmak için oturdum.

Epey bir süredir bir şey yazmadığımın farkına varmıştım. Bu sıralar İngilizce öğrenme çabasındaydım. Dil kursuna gidiyordum; eksikliğini çektiğim bu konuyu çözmek istiyordum.
Bu nedenle elime kalem almam pek mümkün olmuyordu. 

Bugün, 1967 yılının öne çıkan olayları içinde yaşadıklarımın bir kısmını hatırlamaya ve anlatmaya çalışacağım, özellikle her şeyiyle içinde olduğum özel okulların devletleştirilmesi ile ilgili yaşananları ve Ankara yürüyüşünü öne çıkarmak istiyorum. Ancak değişen aile yapımı her şeyin önüne almak istiyorum. 

Bazı hafta sonlan İstanbul’a gidip kızlarım Senem’i, Seheri ve kardeşlerimi görüp geliyordum. Muhabere okulunda iken cumartesi saat 13.30 otobüsüne biniyor, 23.00 civan İstanbul’da evde oluyordum. Pazar günü 22.30 otobüsü ile de Ankara’ya dönüyordum. Yol boyu uyuduğumdan yorulmaz, kızlarımı gördüğüm için çok mutlu olurdum. Kardeşlerim; Sena, Haluk, Selma ve eşim Yıldız bu kadar kısa süre kalışımdan hoşnut olmasalar da böyle olmak zorundaydı. Asteğmenlik süremde izin sürelerim uzamıştı; İstanbul’a gittiğimde daha çok kalabiliyordum. İki asteğmen doktor lise arkadaşımdan zaman zaman rapor alıyor ve gerekeni yapıyordum.

İstanbul’a sık sık gitmek zorundaydım çünkü babamı 16 Haziran 1972’de muhabere okulundaki dönemimde kaybetmiştim ve ben iki kız çocuğu babasıydım. Senem 12 Ocak 1968’de Bursa’da, Seher ise 22 Kasım 1971’de İstanbul’da doğmuştu. Seher 3-4 gün kuvözde kalıp anasının kucağına gelmişti.

Babamı kaybettiğim 16 Haziran 1972 günü, zorlukla izin alıp İstanbul’a gitmiş, onu toprağa verip gelmiştim. O izin alma gününün gerginliğini unutamıyorum. Babam ölmüş
ve iki günlük izin için gece yarısı okul komutanının evinin kapısında izin dileniyordum. Olmayacak soruların cevabını vermeye çalışıyordum. Ancak böyle sıkıntılı anların içinden
güzellikler de yeşeriyordu. Ben izin almaya giderken bir yandan da İstanbul’a nasıl gideceğimi düşünmekteydim. Oysa dönem arkadaşlarım ben okula dönünceye kadar, yetişebileceğim ilk uçağa bilet almışlardı ve beni gecenin bir vakti, ITÜ’den sınıf arkadaşım Ankaralı Korkutun otomobili ile uçağa kadar götürüp yolcu etmişlerdi. Okul komutanından izin almaya da Korkut götürmüştü zaten.

İstanbul dönüşü uçak parasını vermek istediğimde ise kimse dönüp bir şey demeyerek, bana gereken yanıtı vermişlerdi. Askerlik arkadaşlığının ülkemizdeki efsanevi hikâyeleri
böyle olaylardan doğuyordu.

Evet, buradan biraz gerilere Senem’in doğduğu yıla dönmek istiyorum. Senem doğduğunda, öğrencilik yıllarımın en sıkıntılı ve zorlu zamanını yaşamaktaydım. Her sıkıntılı ve zor
işin içinde öyle ya da böyle hep ben bulunuyordum. Senem’in doğumuyla birlikte işin rengi biraz değişmişti..1966 yılından bu yana ‘gözümü budaktan esirgemeden ’girdiğim kavgalara, artık 'gözümü budaktan esirgeyerek’ girme kararı aldım. 

Ama gene de bu kararımı çok uygulayamadım. Yapılması gerekenleri yapmaya çalıştım. Benden başka hiçbir arkadaşım evli de değil, baba da değildi. Bana hissettirmeden beni kollamaya çalıştıklarını hep hissettim. Çok zaman şakalaşmalarının konusu olmam da cabasıydı

Paranı ona harca

(Bu araya bir kutlama olayı sıkıştırmam gerekiyor).

Senem’in doğumundan sonra bana arkadaşlarım 'ne zaman yemeğe götüreceksin’ diye takılıyorlardı. Bunu ben de istiyordum ancak on beş kişiyi yemeğe götürmem biraz zordu. 
Aylardan nisandı sanırım, hazırlığımı yapıp bugünkü Beşiktaş iskelesinin üstündeki lokantadan on beş kişilik yer ayırttım ve arkadaşlarımı davet ettim. Gecenin uzun süren yemek faslının sonunda hesabı ödemek için kasaya gittiğimde, hesabın ödendiğini söylediler.

Şaşkınlıkla masaya döndüğüm zaman arkadaşlarım, hesabı kendi aralarında topladıkları parayla ödediklerini söylediler ve ‘Bu bizim yeğenimize doğum hediyesi, paranı git ona
harca' dedikleri zaman kimlerle arkadaşlık ettiğimi ve paylaşmanın ne demek olduğunu bir kez daha anlamış ve çok duygulanmıştım.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com