Babam Laleyi Hep Bulacaktı

Birinci sınıf öğrencisiyim, okuma bayramımız var, hatırlıyorum. Ben de orada, bir şarkının bir parçasıyım; çiçeklerden lale olmuşum. 'Nergis der ki... çiğdem der ki... lale der ki../ diye giden türkünün 'lale'si benim yani. Lale renginde bir elbise giymem, elimde de bir lale olması gerek. Kağıttan da olabilir ama ben sahicisini istiyorum.

Babam Laleyi Hep Bulacaktı Bizim İçin...

Birinci sınıf öğrencisiyim, okuma bayramımız var, hatırlıyorum. 

Ben de orada, bir şarkının bir parçasıyım; çiçeklerden lale olmuşum. 'Nergis der ki... çiğdem der ki... lale der ki../ diye giden türkünün 'lale'si benim yani. Lale renginde bir elbise giymem, elimde de bir lale olması gerek. Kağıttan da olabilir ama ben sahicisini istiyorum.

1975 yılında Kocamustafapaşa'da lale bulmak kolay mı bunu bilmiyorum tabii, çocuk aklım sadece sahici lale olsun diyor. Annem bakmış bulamamış. Ben de artık umudumu kesmişim, 'grapon kağıdından yaparız' diyorum, üzgün üzgün... Ama babam var; çoğunlukla Oda'da toplantısı olan babam, halletmiş konuyu, benim haberim yok. Bir gece öncesinde bir lale getirip vazoya koymuş, ben uyurken. Sabah görünce zıp zıp zıplıyorum sevinçten. Demek babam dualarımı duymuş, bana lale bulmuş. Babam eğri boyunlu laleyi getirmiş de benim boynum bükük kalmamış. 

Babam laleyi nereden, nasıl?... uzaktan ama çoook uzaktan bulmuş işte. Belki o gün ilk kez anladım, babam 'lale'yi hep bulacaktı bizim için. Hayat boyu bizim boynumuzun bükük olmaması için hep uğraşacaktı. O yüzden babam, bence elektrik mühendisi olmasaydı ve babalık diye bir meslek olsaydı sanırım babalığı seçerdi.

Büyürken, itiraz ederken, elbette her zaman aynı düşünmezken bile biz üç kız kardeş babamızın sevgisini hep üzerimizde hissettik. Bu yüzden şanslıyız: Bizimle oyunlar oynamasından, akşamları evde yapılan yarışmalardan, yılbaşılardan tatillere kadar hep hayatımızı organize etmesinden, bizi ders çalıştırmasından ki -bunu her zaman çok da istemedik- ama 'güneşi, dünyamızı ve mevsimleri' anlatmak için bizi elips şeklinde yürütüp, kendi etrafımızda da ayrıca döndürerek bilimsel ufkumuzu açmasından(!) ama bir o kadar da ailemizin tüm çocuklarını zamanı gelince oturduğu koltukta "hadi git git gıdak yumurtam sıcak deyin bakalım" deyip bizi yumurtladığımıza ikna etmesinden... Hayatımızın her anında olan, bizi hiç bırakmayan babam.

Tabii ki o, bu kitapta da anlattığı gibi, hayatının en çok toplumsal yanını, onun içinde de özellikle yıllardır kopmadığı Elektrik Mühendisleri Odasını ve mesleğini hep çok önemsedi. Çocukları olarak bunların çoğuna biz de tanık olduk. Mesela aranızda hâlâ odanın eski telefon numarasını bilen var mı bilmiyorum ama benim aklımda. Çünkü biz babamı arayan herkese telefonda şöyle cevap vermeyi öğrenmiştik. 'Babamın Oda'da toplantısı var, 48 50 52'yi ararsanız orada bulabilirsiniz...'

Dönemin çocuk olarak tanık olduğumuz pek çok acısını ve sevincini babam sayesinde anlamaya başladık. En çok, kitapları sevdirmesi o dünyayı bize açması önemlidir hayatımızda. Biz yatsak bile babamın yatağının başındaki küçük ışık hep yanar ve kitaplarını aydınlatırdı. Sanırım bize öğrettiği en iyi şeylerden birisi okumak, İkincisi de paradan bahsetmemekti. Evimizde paradan hiç bahsedilmezdi, zorluk ve yoksulluk çekilen zamanlarda bile para lafı geçmezdi. O melun şeyi sevmemeyi de babamdan öğrendik; ne güzel!
Üçümüz de hayatın sadece evin içinde olmadığını hem babamdan, hem annemden, hem etrafımızda bizi seven çok güzel kalpli insanlardan öğrendik. Onları, o günleri, hep özlemle ve hem de gururla hatırlıyorum. 

Güzel zamanlarda çocuk olduğumuz için etrafımızdan, ailemizden, annemizden ve babamızdan, insanlığa dair çok şey öğrendiğimiz için hep umutlu ve adil insanlar olmaya çalıştık. 

Bu kitabı okuyan herkesin bunu görmesini diliyorum.

Hayatımızın baş karakteri babamıza sevgiyle...

Senem, Seher, Elif adına Senem Esen

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com