Telvenin Cini

Telvenin Cini / Dr. Mehmet Uhri / Harf Tamircisi / Bilgi Peşinde / www.bilgipesinde.com / Dökülen sonbahar yapraklarından boğazın incisi Ortaköy de nasibini almıştı. Havanın kararsızlığı tercihini yağmurdan yana kullanacak gibi görünüyordu. Rüzgarla gelen gri bulutların gökyüzünü kaplamasıyla inceden bir yağmur başladı, Ortaköy’de. Önce kimse umursamadı, yağan yağmuru.

Telvenin Cini
Dökülen sonbahar yapraklarından boğazın incisi Ortaköy de nasibini almıştı. Havanın kararsızlığı tercihini yağmurdan yana kullanacak gibi görünüyordu. Rüzgarla gelen gri bulutların gökyüzünü kaplamasıyla inceden bir yağmur başladı, Ortaköy’de. Önce kimse umursamadı, yağan yağmuru. Meydanın kedileri yağmur damlaları ile huysuzlanıp ağaç altına kaçıştı.

Sarı siyah bol tüylü olanı daha çelimsiz tekir kediye tırmık atarak yanından uzaklaştırdı. İkindi ezanı okunuyordu. 

Biraz sonra hızlanan yağmur meydandakileri ıslanmamak için kaçacak yer arama telaşına düşürdü. Büyük şemsiyelerden biri rüzgarla devrildi. Meydana bakan çay bahçelerinden birine sığınıp yağan yağmur ve rüzgarda uçuşan yapraklar eşliğinde boğazı seyretmeye koyuldum. Rıhtımdaki sarmaş dolaş çift oturdukları banktan kalkmayıp inadına ıslanmayı sürdürdü. Yağmur arttıkça  sırılsıklam aşık sözüne nazire yaparcasında sokuldular birbirilerine. Ezanın bitimiyle arkamızdaki kilisenin çanı çalmaya başladı.  
Sığındığım çay bahçesi yağmurdan kaçanlar ile dolmuştu. Yan masada orta yaşlı, başı bağlı kadın üniversite öğrencisi olduğunu tahmin ettiğim iki kıza kahve falı bakıyordu. Dikkatle onları izlediğimi görünce falcı kadın ile göz göze geldik. Kaşlarını kaldırdı;
“Sakın çay isteme. Kahve iste senin de bir falına bakayım” dedi. Sonra içeriye “beye bir sade kahve” diye kahveciye seslendi.  Bakmakta olduğu fala geri döndü. Biraz sonra üzerinde kalın köpüğü ve buram buram kokusu ile kahve gelmişti. İçip fincanı ters çevirdim. Oldum olası inanmazdım bu fal işine. Ama falcı kadın o kadar otoriter konuşmuştu ki itiraz edemedim. Yağmurun azizliği diye düşünerek beklemeye başladım. Biraz sonra masama gelen falcı kadına sormadan edemedim;
-         Kahve içeceğimi, hatta kahveyi sade tercih ettiğimi nereden bildin?
-         Falcılık diyelim veya sen boş attı tutturdu de. Ne fark eder. Şu fincanı uzat da çıkaralım telvenin cinini.
Fincanı açtı, silkeledi. Dikkatle incelemeye başladı. Bildik bir iki laftan sonra kendimi sanki psikanaliz seansında gibi hissetmeye başladım.
-         Farklı olduğunu düşünüyorsun ama bunu belli etmekten kaçınıyorsun. Elini yıkarken akan kirli suların kimse tarafından görülmesini istemeyenlerdensin. Herkesin eli kirlenir bilirsin ama yine de elinin kirini gizleyenlerdensin. Seni tanıyanlar, sevenler için bunun önemi yok halbuki.
-         Başka ne görüyorsun?
-         İnsanlara yakın olmak istiyorsun ama onları aramaya cesaret edemiyorsun. Bir dostuna telefon edip iki çalışta vazgeçip telefonu kapatanlardansın sanırım. Dahası çalan telefona cevap vermek bile bazen zul geliyor olmalı sana. Halbuki aranmak çok hoşuna gidiyor. Anlayacağın, bir gelip bir gidiyorsun seni sevenlerin gözünde.
-         Peki ne olacak benim bu halim?
-         Bir şey olmayacak. Yağmurdan sonra açan güneşle insanın içine bir çoşku yerleşir koşup çoşmak ister ya insan, sen de öyle bir açıp bir kapayıp devam edeceksin, yoluna. Hiçbir işin kolay olmayacak, çoğumuzun hayatında olduğu gibi. 
Bir iki bilinen laftan sonra fal bakmayı bitirdi. Bu arada ötedeki bir masayı da bağlamıştı fal için. Teşekkür ettim. Borcumu sordum. “Ne verirsen” dedi. Ödeme yaparken “Gerçekten nereden bildin kahve istediğimi, dahası kahveyi sade içtiğimi” diye üsteledim. Gülümsedi.
-         Yağmurda ıslanmışların canı kahve ister, kokusundan mıdır nedir bilemem, bir de senin tipindekiler genellikle kahveyi sade içerler yani falcılık ile alakası yok” dedi.
Kahveyi sade içenlerle aynı tipte olduğuma sevineyim mi üzüleyim mi bilememiştim doğrusu. “Peki çay ile fal bakılamıyor mu?” diye sordum.  
-         Çay falı olur diyenlere inanma, yok öyle şey.
-         Neden?
-         Aslında çay ile kahve fahişe gibidir insanlara kendini sunup zevk verirler. Ama çay, sokak fahişesidir. Bardaklara doldurulup servise çıkar artık kime hangi çay bardağı denk gelirse ona sunar kendini. Kahve ise telekız gibidir. Adamına göre sipariş edilir, isme özel gönderilir. Bırak şekerini, köpüğü bile adamına göredir.
-         Yani?
-         Kahve kişiye özel yapıldığı için telvesi de içene aittir. Telvenin cinini çıkarıp konuşturmak da bize düşer. O yüzdendir kahvenin fala bulanması.
“Peki nedir bu telvenin cini dedikleri” diyecek oldum. Bir süre düşündü, yüzünü ekşitti. “Biraz ayna tutmak gibi insanlara. Ne bileyim? Falın falına da bakacak halim yok ya” dedi. Bekleyen müşterisini gösterip izin istedi.
Masadan uzaklaşırken dönüp “bir de yağmursuz havada gel, belki göremediklerim vardır falında” dedi ve diğer masaya ilişip kapanmış kahve fincanına uzandı. 

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Sosyal Medya Sayfalarımız

E-Ticaret Sitemiz

Hakkımızda

Diğer Web Sitelerimiz