Perdesiz Evler

Kavşakta trafik ışığının kırmızıya dönmesi ile yavaşlayarak durdum. Arkamdaki araç ise duramadı ve çarpıştık. İlk şaşkınlığı atlattıktan sonra motoru durdurup aşağı indim. Çarpan araçta hasar büyük görünüyordu. Aracın şoförü iyi giyimli yaşlı beyefendi heyecanlanmıştı. Telaşla arabasından indi. Bu arada yanımızdan akmaya devam eden trafikte az daha bir aracın altında kalıyordu. Beti benzi atmıştı.

Perdesiz Evler
Kavşakta trafik ışığının kırmızıya dönmesi ile yavaşlayarak durdum. Arkamdaki araç ise duramadı ve çarpıştık. İlk şaşkınlığı atlattıktan sonra motoru durdurup aşağı indim. Çarpan araçta hasar büyük görünüyordu. Aracın şoförü iyi giyimli yaşlı beyefendi heyecanlanmıştı. Telaşla arabasından indi. Bu arada yanımızdan akmaya devam eden trafikte az daha bir aracın altında kalıyordu. Beti benzi atmıştı. Koluna girip kaldırıma çıkarmamla yere yığıldı. Gömleğini açıp kemerini gevşettim. Ayaklarını yukarı kaldırıp nabzını kontrol ettim. Kısa sürede toparladı. Ayağa kalkmaya çalıştı. Koluna girip yol kenarındaki çay bahçesine kadar eşlik ettim. Bir bardak su içti. Konuşmadan, öylece arabasına baktı. Haber verip polis beklemeye başladık.

Bu arada sigorta şirketlerimizi de aradık. Yakınlarına haber vermek istedim “gerek yok telaşlandırmayalım bizimkileri” diyerek engel oldu. Beyazlamış saçları, birkaç günlük sakalı ve yüzündeki derin kırışıkları ile hayatı dolu yaşamış birine benziyordu. Kaza nedeniyle ilk anda yaşadığım korku, şaşkınlık ve işlerimden geri kalmamın verdiği sıkıntı, sinirlilik çay bahçesinde içtiğimiz ilk çaylar ile kaybolmuştu. Biraz konuşturup gevşemesini, rahatlamasını sağlamaya uğraşıyordum. Söze o başladı;
-         Kusura bakmayın, çok üzgünüm sizi de işinizden ettim. Acele edeyim derken kazaya sebep oldum.
-         Hepimize geçmiş olsun. Daha kötüsü olmadığına şükretmemiz gerekiyor. Sahi  neydi size bu denli telaş ettiren, sakıncası yoksa öğrenebilir miyim?
Belli belirsiz gülümsedi. Çayını yudumladı.
-         Bizim mahallenin ilkokulunun basketbol ve voleybol takımına forma sözüm vardı. Onları yetiştirmem gerekiyordu. Çocuklar maça çıkacak, forma bekliyorlar.

Daha sonra doğma büyüme İstanbul Şehreminili olduğunu, perdecilik yaptığını, işleri oğluna devredip emekli olduğunu anlattı. Birkaç yıl önce şehrin lüks semtlerinden birinde yeni yapılmış siteye taşındığından, ancak mahallesini bırakamadığından dem vurdu. Arada sırada gittiği mahalle kahvesinde ilkokulun spor malzemesi gereksinimi olduğunu öğrenince yardımcı olmak isteyip aldığı forma ve eşofmanları okula yetiştirme telaşında olduğundan söz etti.
-         Madem bu kadar özlüyordunuz mahallenizi, neden taşındınız o zaman?
-         Hiç sormayın. Önce bizim hanım, sonra çocuklar ısrarla taşınmak istediler. Evin mutfağı küçükmüş, otoparkı yokmuş, muhit iyi değilmiş, nefes alacak yeri yokmuş diyerek yıllarca kafamın etini yediler. En sonunda gönüllerine göre ev aldırdılar. Gün geldi taşındık güzelim mahallemizden.

-         Taşındığınız yerden pek memnun değilmiş gibi konuşuyorsunuz.
Sustu bir süre. Sakinleşmiş, rengi yerine gelmişti. Kazanın şokunu atlatmıştı. Gelen ikinci çayın şekerini karıştırırken kaşlarını çatıp boğaza doğru baktı.
-         Bizimkiler çok mutlu. Sitenin her şeyi var. Manzarası, özel güvenliği, spor salonu, havuzu, seçkin insanları, yürüyüş alanları velhasıl istedikleri her şey. Bir tek perde yok.
-         Ne güzel işte. Neyi yadırgadığınızı anlamadım doğrusu.
-         Perde yok diyorum, evlerde perde yok.
-         Bu ne anlama geliyor?
-         Bir evde perde yoksa eğer, ya seni görebilecek insan yok veya kendini teşhir etme gereği duyuyorsun demektir, anlamıyor musun? Bizim site için her ikisi de geçerli. İnsan az, binalar hem uzak hem de birbirini görmüyor, garip bir yalnızlık hissediyorum. Böyle bir sitede yaşayanlar kendini farklı, özel hissetmeye çabalıyor, ona buna kendi hayatını göstermeyi de ihmal etmiyorlar. Satarken ev değil yaşam biçimi sattıklarını söyleyerek boyamışlardı gözlerimizi. Dünyanın parasını ödedik bu yalnızlığa. Şimdi konu komşudan vazgeçtim, aynı bina içinde biri birine görmeden yaşayan aileler olduk. Bir koşuşturmadır gidiyor, herkes meşgul, bir o kadar da yalnız.
-         Siz alışamamışsınız bu hayata anlaşılan.
-         Nasıl alışayım? Perdesiz ev mi olur? Hayatında diğer insanlara da yer varsa araya perde koyarsın. Yalnızsan perdeye de ihtiyaç duymazsın. Çocukluğunun mahallesini, insanlarını görmeden, onların dertlerini sevinçlerini bilmeden nasıl mutlu olur insan? Onlar orada eksikli iken nasıl rahat nefes alır, bu şehirde?

Bu arada gelen trafik polisi kaza zaptını tutmamıza yardımcı oldu. Çaylarımız bitirip çekicinin gelmesini bekledik. Evine bırakmayı teklif ettim, kabul etmedi. Aklına koyduğunu yapmaya kararlı görünüyordu. Yoldan çevirdiğimiz taksiye bagajındaki formaları yüklemesine yardımcı oldum. Kazayı unutmuştu, gözleri parlıyor “çocuklar formalarını bekliyor” diyordu.

Beyefendi ile tekrar karşılaşma fırsatım olmadı. O güne kadar özendiğim o görkemli sitelerin önünden geçerken hep o perdesiz evlere bakıyorum. Perdesiz olmanın anlamını, yalnızlığını bilmeyen o özel ama yalnız insanlara ve yaşadıkları lüks sitelere baktıkça bitmek bilmeyen kışa mahkum edilmiş ormanların suskunluğu geliyor gözlerimin önüne.

 

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.
Emeğine kalemine sağlık Mehmet kardeşim
08.04.2020 22:58 Yanıtla

E-Ticaret Sitemiz ve Sayfa Kısa Yolu

Sosyal Medya Sayfalarımız

Diğer Web Sitelerimiz