Panayır ve Ellez

Dr. Yılmaz Ergut / Panayır ve Ellez / Bigadiç / Bilgi Peşinde / Eyüp Rıza Güzey

Panayır ve Ellez

PANAYIR
18 Ağustos'ta, Bigadiç panayırı olurdu. 4 gün sürerdi. Hıdrellez'le birlikte, çocukluğumuzun en önemli 2 aktivitesinden biriydi. Günler öncesinden hazırlık yapılırdı.

Panayır için, Hıdrellez'de olduğu gibi, ekşi nohut mayalı simit yapılırdı. Kızlar yeni elbise diktirir, erkekler pantolon, ayakkabı ve gömlek alırdı.

Sabah erkenden kalkıp, yer kapılırdı. Traktörü olanlar traktör römorkuyla, arabası olanlar arabayla giderdi. Aracı olmayanlar için ise, belediye yokuşunun başında minübüsler bekler; 'Panayıra,panayıra' diye bağırırlardı. Köylerden, minübüslerle köylüler gelirdi. Panayır yeri, çok kalabalık olurdu. Panayırın favorisi, büyük bir salıncak olurdu. Bu salıncağa binenler, öndekini tekmelerdi,

îki adet çadır tiyatrosu olurdu; İstanbul Tuna Tiyatrosu ve İstanbul Nil Tiyatrosu. 18 yaşından küçükler içeri alınmazdı. İçeriden gelen ıslık ve alkış sesleri, ortalığı inletirdi. 

Çok sayıda halkacı olurdu. Benim de çok almışlığım vardır. Küçükler için, atlı karıncalar olurdu. Bul karayı-al parayı oynatılırdı'. Hayvanat bahçesi olurdu. İçeriye 2 tane şebek bağlarlar ve bir kaç tane plastik yılan koyarlardı.
Çadırın üstünde, büyük bir deniz kızı resmi olurdu; Kapıdaki adam, elinde mikrofonla bağırırdı. 'Böyle yılanlar,böyle yalanlar görülmedi'!

Penaltı atma vardı. 14-15 yaşında kızlar kaleye geçer, erkekler elinde sigara ile, onlara penaltı atardı.

Çay bahçeleri olurdu. En ünlüsü, Gangaster Ali'nin çay bahçesiydi. 2 liralık gazozu, 10 liraya satardı.

Bir sürü tuhafiyeci olurdu. Sık sık çocuklar kaybolur,durmadan kayıp anonsu yapılırdı. Erkekler, sevdiği kızlarla makara çevirirdi. 

Akşam üstü, dönüş telâşı başlardı. Sanıyorum, akşamlan açık olan yerler de olurdu. Herkes, çok eğlenirdi. 

Bu gelenek,1980'lerin ortalarına kadar devam ettti.

Efes'li Heraklitos'un dediği gibi; 'Değişmeyen tek şey değişimdir' Değişen dünya ile birlikte, bu gelenek de, Hıdrellez ve Bayramlarda makara caddesinde turlama geleneği ile birlikte yok olup gitti.
 
HIDIRELLEZ
Bugünün Hıdrellez olduğunu akşam okuduğum gazetelerden Öğrendim. Gözlerimin önüne, yarım asır önceki Hıdrellezler geldi.

İnsan aklına kazınan en önemli yaş kesiti, 7-12 arasıymış. Bu dönemi nerede geçirirseniz, kalbiniz orada kalırmış. Ben bu yaş dilimini,1968-1973 yılları arasında Bigadiç'te geçirmiştim. Eğer, bir zaman makinası olsa ve geriye gitme şansım olsaydı, bu yılları tercih ederdim.

Bizim ilçe, haritada Marmara, folklorik olarak Ege'dir. Senenin en sevdiğimiz günü, Hıdrellez olurdu. Herkes,Traktör römorkları ile Panayır yerine giderdi. Biz Dıdrelleze, kısaltılmış haliyle 'Ellez' derdik.

Bir gün öncesinden 'Ellez Simidi' yapılırdı.

Panayır yeri, çınarlar altında, yemyeşil bir piknik alanıydı. Yanıbaşından Susurluk Çayı geçerdi. Orada, salıncak kurup, piknik yapar, koşup eğlenir, ip atlardık. 

Küçük şeylerle mutlu olmasını bilir, birbirimizi çok severdik. Zaten, o zamanki çocuklarin hepsi çok mutluydu. Kırlarda papatya toplar, taç yaparlardı. Gelincikten şurup yapar, taze ceviz kabuğundan kına yakarlardı. Herkesin tel arabası olurdu. Kırlarda, kuzu kulağı toplar, erik ve çağlayı dalından yerdi. Yollardan arabalar geçmezdi. Sokakta dokuz kiremit, çelik çomak, yakan top oynar, çember çevirirdik. Çamurdan ekmek yapar, evcilik oynardık. Balatlı deresinde balık tutar, Susurluk çayında donla yüzerdik. Yollarda, gündüz uzun eşek, geceleri saklambaç oynardık. Ortaokulun bahçesinde akşama kadar top oynar; akşamları yattığımız yeri beğenirdik.

50 yıllık süreçte, 3 büyük devrim oldu. ilki,1973'de televizyonun gelmesi oldu. Çocukların sokakta oynamasına ilk darbeyi televizyon vurdu, İstiklâl marşı çıkana kadar televizyon seyreder, doktor Richard Kimbel'ı heyecanla izlerdik. Ceyar’a çok kızar, komiser Kolombo'ya bayılırdık. İkinci devrim Bilgisayar oldu. Bilgisayarlar hayatımıza kolaylık getirdi ama; bedeli, çocuklara sokakta oynamayı unutturması, kırlarda gezmeyi, hayatından sildirmesi oldu, öldürücü darbe, akıllı telefonlardan geldi.

Şimdi, çocuklar ne parklarda koşmayı, ne kırlarda gezmeyi biliyor. Arkadaşlık bile kurmak istemiyorlar, sadece akıllı telefonları ile oynamak istiyorlar. Bu topraklarda yaşamış, ünlü filozof Heraklitos; 'Değişmeyen tek şey, değişimdir' diyerek, 2000 yıl önce, evrendeki en temel kuralın farkına varmıştı. Toplum hayatındaki, 50 yıllık zamandaki korkunç değişimi, biz yaşayarak gördük; varın siz,1400-1500 yılı düşünün.

Asırlar önceki, Arap adetleri ve Arap kıyafetlerini dinle karıştırıp, Emevilerin yaptığı aldatmacaya kanan halkımız; inandığı dinin, paylaşımcı ve ahlakçı felsefesini gözardı etti; ritüeller ve Arapların folklorik kültürünün peşine takılıp, yozlaşmış bir toplum oldu. Umarım, biz göremesek bile, ileride oluşacak değişimler, pozitif yönde olur; medeni ve barış içinde yaşayan, müreffeh bir toplum oluruz.

Dr.Yılmaz Ergut

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Diğer Web Sitelerimiz