Bin Tanrı Ülkesi

Pagan din anlayışı, Kubaba, Kyble, Artemis, Athena, Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık hatta şamanizmin kalıntıları... Bu kadar çok çeşitli inancın bu kadar çok tapınağın ve tapanın , inananın var olduğu bir başka kara parçası dünyada yok..

Bin Tanrı ülkesi Anadolu

Pagan din anlayışı, Kubaba, Kyble, Artemis, Athena, Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık hatta şamanizmin kalıntıları...

Bu kadar çok çeşitli inancın bu kadar çok tapınağın ve tapanın , inananın var olduğu bir başka kara parçası dünyada yok..

İnananlar, inançlarını binlerce yıldan bu yana o kadar güzel , o kadar etkili biçimde ifade etmişler ki, bakıyorsunuz dünyanın en güzel Pagan Tapınakları bu topraklarda . Efes Artemis, Bergama Zeus Altarı, bunların bir kaç örneği. 

Dünyanın en güzel Sinangogları da M.Ö. 3yy larda Sardis/Salihli de bu topraklarda inşa edilmiş.

En güzel kiliseyi, en muhteşem Hristiyan tapınağını, Ayasofya’yı da bu topraklarda inşa edilmiştir.

İnsanoğlu, bugünün avrupalısının ataları Ayasofya görkeminde bir benzerini yapabilmek için, tam bin yıl geçmesini beklemiş ve rönesanstan sonra ancak benzerlerini inşa edebilmiştir.

İslamiyetin en güzel camileri de bu topraklardan başka bir yerde değildir ve Tanrı sevgisinin bir sembolü olmuştur.

Bütün bunları kurgulayanlar, düşünenler, yapanlar, bu toprakların çocuklarıdır. Mimar Sinan da, Antemius da, İsidor da, Mehmet Ağa da bu toprakların  çocuklarıdır. İtalya'dan, Rusya'dan, İran'dan, Arabistan'dan ya da Yunanistan'dan gelmiş değillerdir.

Sultanahmet Camii ne kadar benimse, yanı başındaki Ayasofya da o kadar benimdir.

O nedenle Hacı Bektaş, Mevlana, Nasreddin Hoca ne kadar benim ve saygınsa gözümde, Antalyalı Noel Baba da o kadar saygındır ve aynı zamanda benimdir de...

Bu kadar inanç, farklı din, tapınak, tapınan, inanan insan neden bir başka toprakta değil de Anadolu’da göz önüne çıkmış?

Bunun bir nedeni olmalı !!

Kimilerinin iddia ettiği gibi Anadolu bir geçiş noktası değil, hedeflenen yerleşim alanıdır.

Tüm göçler Doğudan Batıya olurken, bu gerçek Anadolu’da farklılaşmış ve insanlar batıdan, kuzeyden, güneyden ve doğudan buraya göç etmiştir.

Kimmer'ler, Frig'ler, Akhalar, batıdan göç edenlerin bir kaç örneğidir. Bu gün Bosna’dan gelen, Arnavutluk’tan gelen topluluklar güncel örneklerdir.

Neden bu kadar çok ve çeşitli inanç ve neden bu kadar göç?

Dünya haritasına bakalım.. Neredeyse bütün yarımadalar kuzey-Güney ekseninde yer almakta,  Kamçatka, Birmanya, Hindistan, Arabistan, Sina, Yunanistan, İtalya, İber, Kuzeyde İskandinavya, Florida, Baha Kaliforniya… 

Dünya üzerindeki doğu batı ekseninde yer almış tek yarımada Anadolu yarımadasıdır.

Dört mevsim bu topraklarda yaşıyor! Diyeceksiniz ki birçok ülke dört mevsimi yaşıyor, doğrudur ama en uzun mevsimleri bizden başka kaç ülke yaşıyor? Yaşayan var mı? Antalya, Datça badem ağaçlarının ocak ayı sonunda çiçek açtığı yerlerdir. Oysa Erzurum, Van'ın Özalp ilçesi halkı çiçek açmış badem, erik gibi meyveleri ancak mayıs ortasında görmeye başlıyor.. 

Neredeyse altı ay ilkbahar yaşanmaktadır Anadolu’da.. Eskiden göçer toplulukları ocak ayının sonunda Toroslardan başlarmış koyunlarını otlatmaya ve koyunlar, davarlar Erzurum'lara kadar taze ot yiye yiye haziran ortasına kadar yol alıyorlarmış Anadolu’da. 

Bu kadar çok ve bu kadar uzun süre yiyecek sunan bu topraklara tabii ki herkes göç etmek ister.. Önce hayvanlar, peşlerinden de insan toplulukları bu bereketli topraklara göç edip durmuştur. Üç tarafı deniz, nefis bir iklim ve bu iklimin getirdiği bir doğa zenginliği; sular, meyveler, bitkiler, hayvanlar; ne ararsan var! Yok,yok!

Böyle güzel bir toprağı gören tüm göçerler geldikleri yerde bulamadıkları bu güzellikleri bir şeyin yarattığını düşünmüşler ki, o bir şeye -benim Tanrı dediğim yaratana- kimileri Kybele, Kubaba, Ay, Güneş, Zeus, Athena demiş. Bereket, üretim Tanrıları demişler.. 

Bunca inanılanın olması, inancın kuvvetli olmasının altında yatan gerçek, bu coğrafyanın, Anadolu’nun kendisinden başkası değildir.

Buraya gelenlerin kimisi inancını da beraber getirmiş. Kimisi bu topraklarda bir inanca sahip olmuş, kimileri inancını değiştirmiş ve kimileri yenilemiştir.

En güzel pagan tapınağını yapan benim atalarım, o tapınağın malzemelerini kullanıp daha sonra en güzel sinagogları inşa etmiştir. Ve daha sonra da en güzel kiliseleri ve camileri...

Bir önceki mabet, tapınak ne derseniz deyin, onun malzemeleri ile, taşlarıyla bir sonraki inancın mabedi inşa edilmiştir.

Cemaat inancını değiştirip kendine göre yenilediği için tapınaklar boşalmış, yeni tapınaklar aynı cemaat tarafından yeniden yapılmıştır. Bilici yani kahin, olmuş haham, sonraki dönemde haham olmuş papaz, papaz olmuş hoca ya da dede...

Bu topraklarda tarih pek din savaşından bahsetmez, geleni mevcut olan kabul etmiş, hatta kendi tanrısının yanında gelenin tanrısını da baş üstünde tutmuş. Bakarsanız Hititlilere, Asurlulara, Friglere, bunu görürsünüz. 

Hristiyan Yahudiye, Müslüman Hristiyana yani bir sonra gelen bir öncekine zulüm etmek yerine paylaşmaya çalışmıştır. Haçlıların yaptıkları Anadolu’da bir din savaşından öte ekonomik bir istiladır. Öyle olmasaydı,  Avrupa’lı Hristiyanlar 1204 yılındaki Latin istilasında İstanbul'da yerleşik Hristiyanların varlıklarını talan eder miydi? Sultanahmet Meydanı’ndaki o meşhur atın neden Venedikte, San Marco meydanında olduğunu anlıyor musunuz?

Belki sokakta yüz kişiden pek bilen çıkmaz ancak Anadolu Tanrılarından en baştacı edilen Kibele Kabe'de heykeli ile temsil edilmiş ve bugün ''kıble'' diye yöneldiğimiz yere adını vermiştir.  Ka'be adının da Hitit'lilerin kutsal tapınaklarının adı olduğunu, ikisi de arapça olmayan bu kelimelerin Anadolu’dan türediğini, Anadolu inanç ögelerinin izlerinin bu günlerde bile canlı olarak görülebildiğini neden söylemeyelim?

Tanrının verdikleri karşısında Anadolu insanı paylaşmayı becermiş, aralarında yeni bir anlayışın temellerini oluşturmuşlardır. Diğerinin varlığını kendi varlık nedeninin ön şartı saymışlardır. Onca çabaya karşın bu topraklarda gericilik, bağnazlık, köktendincilik güç kazanamıyorsa bunun nedeni bu topraklarda yaşayan ve adına Türk dediğimiz bu topluluğun, ulusun mayasındaki hoşgörüden, bir diğerini anlama isteğinden  başka bir şey değildir. Kuşkusuz laiklik anlayışı bu mayanın esasıdır.

Bu topraklarda TANRI SEVGİSİ felsefesi hakim olurken, Anadolu dışındaki başka coğrafyalarda TANRI KORKUSU felsefesi ağır basmıştır. Bu, hangi inançtan ya da dinden olursa olsun hep böyle olmuştur.

Turizm ile ilgilenene kadar ülkemi gerçekte hiç tanımıyordum. Tarih, Emin Oktay’ın yazdıklarından ibaretti benim için… Okuduğumuz, resimlerini kitaplarda gördüğümüz Anadolu’daki eski kentler, ören yerleri, taşlar ve sütunlar ise ''gavurlardan'' kalan harabelerdi.
Rehberlik kursunda o harebelerin ne olduğunu öğrendik, ''gavurlardan'' (genelde ''bizden'' olmayanlara verdiğimiz bir genel ad olarak kullanıldığını varsayıyorum) değil öz be öz atalarımızdan kaldığını fark ettik..

Başka neleri fark ettik; Truva'nın da, Efes'in de ,Ayasofya'nın da, S.Ahmet camisi'nin de benim öz malım olduğu gerçeğini…

Sonra Fransızların, Almanların papazlarını tanıdım. Çoğunun sakalı, kara cüppesi yoktu ama kendilerine “Biz papazız” diyorlardı. Heybeliada'da yeteri kadar papaz görmüş olduğunu sanan bir yurttaş olarak bu papazların ne istediğini bir türlü anlamıyordum.

Bize tur programları gönderiyorlar, Hattuşaş'ı, Hieropolis'i, Truva’yı Afrodisyas'ı, Kapadokya'yı, biliyorlardı. Bu papazlar şimdi Ayasofya'yı  Kapadokya'yı merak ediyorlardır dedik ama onlar bu yerlerle yetinmiyorlardı…

Programlarında Derbe, Lystra, Psidian antioch, Antioch, Nyssia, Collossae vb de vardı ve oraları da gezmek, görmek istiyorlardı….

İncil’i, revelation (vahiy ) bölümünü okuduk. Rev.act :2 :15 diyordu. Ama halen Derbe, Collosae, Lystra, nedir, neden önemlidir bilmiyorduk. Papazlara mı sormadık, kütüphaneler mi gezmedik, Boğaziçi Üniversitesi kütüphanesinde az günümüzü harcamadık. Araştıra araştıra ve sora sora öğrendik.

Bu topraklar önce pagan inancının, çok tanrılı inanç sistemlerinin, sonra da tek tanrılı semavi dinlerin  serpilip geliştiği, dünyaya yayıldığı topraklardır. Hepsini yapan, yayan benim atalarımdır.

YAŞADIĞIMIZ TOPRAKLARIMIZDAN HABERDAR OLMAYAN, BAĞRINDA TAŞIDIĞI DEĞERLERİ BİLMEYEN BİZLER BUNU FARKEDİP ANLADIĞIMIZ GÜN,ÖNCE KENDİ İNSANIMIZA, SONRA YABANCILARA VE TURİSTLERE ANLATMAYA BAŞLAYACAĞIZ . 

MİLYONLARCA İNANAN İNANÇLARININ KÖKLERİNİ BULMAK İÇİN ÜLKEMİZE, TÜRKİYE’YE GELECEKTİR. BİLİNİZ Kİ GELENLER DE BU TOPRAKLARDA YAŞAYAN İNSANLARI SEVECEK VE SAYGI DUYACAKTIR.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

E-Ticaret Sitemiz ve Sayfa Kısa Yolu

Sosyal Medya Sayfalarımız

Diğer Web Sitelerimiz