Cesaretin var mı sana?
Yıldız büyük bir keyifle uyanarak mutlulukla gerindi. Kendini iyi hissediyordu. Sağa sola bakındı ve kendine aldığı minik oyuncak fareyi aradı. Yastığının kenarına sıkışmıştı. Hemen kucağına alıp sıkı sıkı tuttu. Ne kadar şirindi. Kollarını iki yana açmış ortasında kırmızı şerit üzerinde “seni bu kadar seviyorum” yazıyordu
Cesaretin var mı Sana…
Yıldız büyük bir keyifle uyanarak mutlulukla gerindi. Kendini iyi hissediyordu. Sağa sola bakındı ve kendine aldığı minik oyuncak fareyi aradı. Yastığının kenarına sıkışmıştı. Hemen kucağına alıp sıkı sıkı tuttu. Ne kadar şirindi. Kollarını iki yana açmış ortasında kırmızı şerit üzerinde “seni bu kadar seviyorum” yazıyordu. Kendine aldığı ilk hediyeydi. Sevgi ile kucakladı. Bir süredir yaptığı çalışmalar ona iyi geliyordu. Daha önce yaşadıklarını, kararsızlıklarını yanılgılarını düşündü, başını yeniden yastığa koyarken. Ne zordu yalnızlığı kabullenmek. Sabahları içindeki ağırlıkla kalkmak. Hayatı kararsızlıklar içinde geçmişti. En basiti kendine aldığı eşyaları bile sürekli değiştirirdi. En büyük hayali dolu dolu sevmekti. İşinde kariyer yapmak da olabilirdi kararını verebilseydi. Tüm seçimler kararsızlık yüzünden yarım kalmıştı hayatında… Karar verememek verdiği karardan memnun olmamak ve sürekli onay beklemek; işte onu delirten buydu ve bu durum ayağına bağlanan kocaman bir ağırlıktı. Fark etmesi bile otuz yılını almıştı. Arkadaşlarının isyanı aslında onun farkındalığını yaratmıştı. Mutsuzdu hem de çok… Kendine güveni azalmış, sevmek ne kelime duygusunu bile unutmuştu.
En yakın arkadaşı Çiğdem ile konuşurken kişisel gelişim seminerleri hakkında bilgi edindi. Hepsine gitti. Çok çalıştı. Sonunda kendini çözmenin, kendini yeniden keşfetmenin ne kadar zor bir süreç olduğunu farketti. Ama kararlıydı artık. O bir kopya değildi, rüzgârın götürdüğü yöne giden. Kendini bulmalıydı. Yazdı, konuştu kendiyle uzun uzun. Ama sonuç en ufak bir krizde yine aynıydı.
Bu savaşı kendi ile verdiği günlerden birinde yaşamında bir fark yaratıldı.
Bir gece rüyasında bir yandan annesinin “hayır” ları bir yanda kendi “evet” leri büyüyerek üstüne geliyorlardı. Masal kahramanı tavşanı cebinden saatini çıkarıp zaman kalmadı diyor, siyah beyaz karelerden oluşan kartlar ona yol açıyordu. Yolun kenarlarında bahçe makasları açılıp kapanıyor, “getir keselim” diyorlardı. Korksa da sesler çok tanıdık geliyordu kulağına. Ses kendi sesiydi. Tanıdık yüzler “kimsin sen” diyordu. Sıçrayarak uyandı. Gün ağarmamıştı henüz…
Defter ve kalemini aldı, yazmaya başladı. Kelimeler tek tek dökülüyordu. “Sen değerlisin” ile başladı ve devam etti. Kendini, sevdiklerini, sevmediği yönlerini, kabul etmesi gereken şeyleri, olayları, hataları, yanılgıları, itiraf edemediği yalanları tek tek bıkmadan usanmadan yazdı. En sonunu da yazısını “seni seviyorum” ile bitirdi. Hafiflemiş hissetti kendini. Sanki bir başkası vardı karşısında. Günlerce gecelerce yazdı. Yazdıklarına şu anda bakmaya cesareti yoktu. Defterini kapadı ve kitaplıktaki yerine kaldırdı. Ne zaman cesaretini toplarsa o zaman bakacaktı. Defterinin en başına “Cesaretin var mı sana” yazmıştı.
Bu cesareti kazanması ise bir yılını aldı. Canı arkadaşı Çiğdem’in “hayatında bir şeyleri yarım bırakmak, yarım yaşamaktır” demesiyle tetiklenen merakı ile defterini açtı ve yüreklilikle yazdıklarını okumaya başladı.
İlk satırları okurken sadece gülümsedi. Doğru yoldaydı. Artık biliyordu.
Bir yıl önce kendine yazdığı notları gözleri sevgi ile parlayarak okudu. Çünkü kendine yolculuğu devam ediyordu. Notlar ona;
“Her şey sen varsan var
Ve her şey sen nasıl istersen öyle olacak.
Önce içinde sevgiyi büyüt,
Sevgi tohumlarını tüm dünyaya dağıt sonra,
Toleranslı ol, unutma karşında olan sen olabilirsin.
Dürüst ol, yalanlar üzerinde kurulan yoldan gitme,
Geçici mutluluklar daha büyük yalanları getirir beraberinde,
Hata yapmaktan, ağlamaktan korkma, yaşamın bir parçası bunlar
Gök kuşağını düşün, nasıl çıkar ortaya…
Ve sen yeter ki yüreklilikle cesaret et.”
diyordu.
Yıldız’ın yolculuğu bir büyük adımdan sonra küçük adımlarla halen devam ediyor. Yaşamı bitene kadar da devam edecek..
Evet doğduğumuz andan itibaren bize teslim edilen çantamıza aldığımız yükler bazen bize çok ağır gelir. Eski bilgilerimizin yenilenmesi, değişmesi, gerekebilir. Bizi hataya, yanlışa götüren yükleri bırakmak, yeniliklere yer açmak gerekebilir. Hatta bazen tüm ağırlıkların atılmasının gereğini bile farkederiz. Burada işin sırrı bizde.
Bizi kendimize götüren bir çok yol var. Bize gereken ise… Cesaretle adım atmak.. Hadi başlayalım neden duruyoruz?
Sevgiyle kalın…
Sevilay Aksel
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com