Kırtik Ali
Kırtik Ali / Mustafa Hakkı Kurt / Bizim yerel dilde / boydan nasibini almayanına / yani ki öyle susuz yerde yetişmiş / ‘hırra’ gibi kalanına / ufak tefek anlamına
17.
KIRTİK ALİ
Bizim yerel dilde
boydan nasibini almayanına
yani ki öyle susuz yerde yetişmiş
‘hırra’ gibi kalanına
ufak tefek anlamına
“kırtik” derlerdi.
Zaten bizim orada
herkesin bir lakabı vardı.
Lakabı söylenmeyeni pek tanımazlardı.
Misal, Kırtik Tefo, Eşek Hallo, Deli Reşo…
Ya da Hayasız Güzzo, Ekmekçi Ayno, Tavuklu Zelo…
Dedemin lakabı Kırey Memet’ti örneğin
saçları çok erken ağardığı için…
Öbür dedem ve babam “Bozkurt” diye anılırlardı
ülkücülüğü hiç duymadıkları
parmaklarıyla kurt işareti falan yapamadıkları halde.
Bana ve kardeşlerime ise “Bozkurt’un oğlu” derlerdi.
Yani bizim kasabada bu işler böyleydi…
Kırtik Ali, çarşının en ünlü
en eski bakkalıydı.
Evleri de bizim sokakta
bir sürü çocuk, oğlu kızı.
Yaz sabahları avluda
onların radyosunu dinleyerek
yapardık kahvaltımızı.
Dükkânı dersen tam bir modern çerçi…
(“Çerçi”yi bilir misiniz?)
Yok, komşu dükkânlara göre
büyükçe bir yerdi gerçi
ama içi pek karman çorman
pek düzensiz görünürdü.
Her şey üst üste, yan yana, iç içe.
Resimli sakızlar, şeker torbaları, kuru üzümler
sabun kalıpları, kara lastik çizmeler, terlikler, cevizler…
Kırtik Ali o dükkânın içinde
oturduğu yerde kaybolurdu.
Kimi zaman da yaz sıcaklarında
iskeleti çıkmış koltuğunda uyurdu.
Nedendir bilmem
Kırtik Ali’den alıp götürdüğüm
hiçbir şeyi beğenmezdi bizimkiler.
Herhalde “son kullanma tarihi” falan
o yıllarda henüz ortaya çıkmadığından
ne alıp getirirsem o dükkândan
ya kokardı ya küflenmiş olurdu
ya da bayat.
Aldığım zeytin ya da peynirle
gerisin geri bakkala yollandığımda
sen gel de bunu Kırtik Ali’ye anlat.
“Ne, bu mu bayat?
Daha geçen hafta geldi bu peynir
elimle dilip kavanoza koydum
he vallah.
Madem ele, al parayı
get tezesini bul, yallah!”
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com