DOĞAN AVCIOĞLU
1926 yılında Bursa'da dünyaya geldi. İlk ve Ortaöğrenimini tamamladıktan sonra Fransa'ya gitti. Fransa'da iktisat ve siyasal bilimler eğitimi gördü. 1955'de Türkiye'ye dönerek Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü'nde asistan oldu. 1956'dan sonra haftalık Akis ve Kim dergilerinde yazıları yayımlandı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Araştırma Biriminde çalıştı ve partinin yayın organı Ulus Gazetesinde yazılar yazdı. 27 Mayıs 1960'tan sonra CHP kontenjanından Kurucu Meclise üye seçildi. 1961 Anayasası
Doğan Avcıoğlu'nun yaşam öyküsü:
Doğum tarihi: 13 Mart 1926, Mustafakemalpaşa
Ölüm tarihi ve yeri: 4 Kasım 1983, İstanbul
Çocukluğu ve Öğrenimi
Nüfus kütüğündeki adı Mehmet Erdoğan Avcıoğlu‘dur. 1926 yılında Bursa’nın Mustafa Kemal Paşa ilçesinde doğmuştur ve Bursa ili Mustafa Kemal Paşa ilçesi, Lala şahin mahallesine kayıtlıdır. Babası Ahmet Celalettin Bey , annesi Fatma Pakize hanım’dır. Bir öğretmen ailesi ortamında Suna ve Hamdi adlı iki kardeşiyle yetişen küçük Doğan, ortaokul öğrencisiyken, şiire meraklıdır; o yıllarda Bursa Hapishanesinde mahkûm şair Nâzım Hikmet’i bir okul arkadaşıyla ziyaret etmek istemiş, fakat, iki küçük öğrencinin bu merakları Nâzım tarafından kabul edilmediklerinden giderilmemiştir. Nâzım’ın bir Provokasyon ihtimaline karşı tedbirli davranmış olmasını beğenmiş, “Ciddi adam, beni kabul etmedi,” demiştir. 1943 yılında Bursa Erkek Lisesini bitirmiş, kısa bir süre İstanbul Hukuk Fakültesine devam etmiş ve daha sonra yüksek öğrenim için ailesi tarafından Fransa’ya gönderilmiştir.
Paris Siyasal Bilimler Okulunda siyaset ve ekonomi eğitimi gören Doğan Avcıoğlu, aynı okulun uluslararası ilişkiler öğrencisi Metin Toker ve o yıllarda Fransa’da bulunan Prof. Turan Güneş ile dost olmuştur. Paris Siyasal Bilimler Okulu öğrencisi iken, Türkiye’de Adnan Menderes Hükümetine karşı muhalefet eden aydınların yayımladıkları Forum dergisine gönderdiği okuyucu mektupları ile dergi yazarlarından Aydın Yalçın’ın görüşlerini eleştirmiştir. Forum’da basılan okuyucu mektupları, 1960’lı yıllarda Yön’ü yayımlarken, Aydın Yalçın ile yapacağı amansız tartışmaların ilk habercisidir.
Avcıoğlu, Paris’teki öğrenimi tamamlandıktan sonra, Yalçın Küçük’ün ilginç benzetmesiyle “Fransız şematizmini, İngiliz ampirisizmiyle düzeltmek için” bir süre Londra’da kalmış ve bu arada İngilizcesini de ilerletmiştir. Fransa’daki öğrenim yıllarının Doğan Avcıoğlu üzerinde önemli etkileri olmuştur. Bir kere “düşman” olduğu liberal demokrasiyi incelemiş; Batı Avrupa ülkeleriyle Türkiye’yi kıyaslamıştır. Kendi deyişiyle, “Türkiye’nin neden böyle olduğunu ve kurtuluşun nasıl olabileceğini” düşünmeye başlamıştır.
Yön dergisi
1961 yılında Mümtaz Soysal ve Cemal Reşit Eyüboğlu ile haftalık yön dergisini kurdu. 6 yıl yayınlanan dergi Türkiye sol hareketi içerisinde önemli bir role sahiptir. Yön dergisi bildirisine göre, Atatürk devrimleri ile amaç edinilen çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak, milli üretimi yükseltmekte gösterilecek başarıya bağlıdır. Bu nedenle aydınların belli bir kalkınma felsefesinin ana hatları üzerinde anlaşmaya varmaları gerekmektedir. Böyle bir kalkınma felsefesinin hareket noktaları, bütün insanların seferber edilmesi, kitlelerin sosyal adalete kavuşturulması, istismarın kaldırılması ve demokrasinin kitlelere mal edilmesidir. Bunun adı, bildiriyi imzalayanlara göre, “yeni devletçilik” olmaktadır.
Bazılarına göre, Yön'cü sosyalizm Türk sosyalizmi iddiasıyla, marksist sosyalizmden uzaktır. Yöncü hareketi şiddetle eleştirenlerin başında Hikmet Kıvılcımlı gelir, ona göre “Yönizm”, sınıflar üstü “aydın ve zinde kuvvetlerin güdeceği bir devletçiliktir. Batılılaşma bir ülkede, kapitalizmi kurmaktır. Ayrıca “Türkiye’nin Düzeni” tek sebepli açıklamalara dayanmakla eleştirilmiştir.
Kurucu Mecliste (1961)
6 Ocak 1961 günü, Kurucu Meclisin sivil kanadını oluşturan Temsilciler Meclisinde, Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanlık kontenjanından Mümtaz Soysal ve Coşkun Kırca’yla birlikte seçilen Doğan Avcıoğlu’nun yaşamında yeni bir dönemdir. Yalçın Küçük’e göre , Doğan Avcıoğlu’nun “Kurucu Mecliste Anayasa Komisyonu üyeliği, ilk ciddi siyasal staj” olmuştur. “1961 Anayasası laboratuvar çalışmalarında iktidara açılan yolları belirlerken, zorlu dönüşümleri gerçekleştirmeye hükümlü bir merkezi iktidarın ayaklarını bağlamamaya özen göstermek istemiştir. Doğan Avcıoğlu’nun Temsilciler Meclisi Anayasa komisyonu çalışmalarında edindiği birikim, 1971 ilkbaharında arkadaşlarıyla birlikte tutuklanmasına yol açan, hızlı kalkınma için iktidarın ordu desteğiyle ele geçirilmesine yönelik siyasi eylemini kökleştirmiştir, denilebilir. Çoğunluğunu Cumhuriyet Halk Partililerin oluşturdukları Anayasa Komisyonunda ve Temsilciler Meclisi Genel Kurulunda kendi deyimiyle “tutucular koalisyonu” bütünüyle egemen olmuştur. “Tutucular koalisyonu’, ülkenin acil gereksinimi olan anayasal reformlara geçit vermemiştir,” şeklindeki tanıklığı, söz konusu birikimin bir yansımasıdır.
“Silahsız” Entelektüel
Eski – ideal- arkadaşlarıyla askeri mahkemelerdeki sıkıntılı tutukluluk ve yargılamanın ardından, yolların ayrıldığının farkındadır. Kişisel yaşamında yeni bir dönem başlamaktadır. Popülerdir; fakat, 1960 ‘lardaki gibi etkin değildir. Yalnız, yapayalnızdır. Kuşkusuz büyük yol ayrımının pek çok nedeni vardır; ama en önemlisi, parlamento içinde ve dışında, “devrim”i seçim yoluyla gerçekleştireceğine inanılan bir liderin (Bülent Ecevit) ve siyasi hareketin (yeni CHP) hızla güçlenmeye başlamasıdır. 1970’ler Türkiye’si, sosyal demokrat düşüncenin beklenmedik yükselişine ve kısa süreli de olsa iktidarına sahne olmuştur. 1971 askeri müdahalesinin tartışmasız mağlubu Doğan Avcıoğlu, “Türkiye için sosyal demokrasi zaman kaybıdır,” dese de; 1960’ların ilk yarısında etrafında toplanan arkadaşlarının neredeyse tamamının Bülent Ecevit liderliğindeki yeni Cumhuriyet Halk Partisi’ne açık destek verdiklerini görmektedir. 1971 deneyimi, sol çevrede “Baasçı rejimler’i gözden düşürmüştür. Haşan Cemal’in gözlemine göre bu açıdan “değişmeyen tek kişi“, Doğan Avcıoğlu’dur. Ancak, o da çok partili rejime karşı olan düşüncelerini, yazmak yerine, köşesine çekilmiş ve tarihle uğraşmayı tercih etmiştir.
Kitapları
“Türkiye’nin Düzeni“: Doğan Avcıoğlu’nun ilk yapıtıdır ve Yön ile Devrim dergileri arasında bir yerde durmaktadır. Yön, 1967 ‘d e kapanmış, Devrim 1969’da yayımlanır; Türkiye’nin Düzeni, 1968 ‘de basılmıştır. Bu kitap büyük yankılar uyandırmış; gerek yöntemi, gerekse savunduğu görüşler pek çok çevrede tartışılmıştır. Avcıoğlu’nun bu yapıtı hakkında çarpıcı yorumların biri de Kemal Tahir’e aittir. Ünlü romancı, bu yapıtın Şevket Süreyya Aydemir’inkiler gibi “zinde kuvvetleri enayi belleyerek” yazıldığı ve “devrim üzerine belgesel romanların başa güreşenlerinden” olduğu görüşündedir.
“Milli Kurtuluş Tarihi”: Alışılmış bir tarih kitabı olmayan bu yapıtta Doğan Avcıoğlu Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu soruna yanıt aramaktadır. Temel soru, “Türkiye’nin kurtuluş tarihi, acaba bir milli kurtulamayış tarihi midir?” veya “Milli kurtuluşçuluğun büyük lideri Atatürk, nehri ters akıtmayı mı denemiştir?” şeklindedir. “Türk Kurtuluş Savaşı” üzerine en kapsamlı popüler eserlerin başında gelmektedir.
“Türklerin Tarihi“: Türklerin Orta Asya’dan “ulus” olarak gelmediklerini, Anadolu’da yerli topluluklarla karışarak “ulus”
olduklarını; ancak, “ulus” olarak varlıklarının Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla açıklık ve kesinlik kazandığını söyleyen Doğan Avcıoğlu’nun, bu yapıtında esas amacı Türk tarihi üzerinde kuramlar geliştirebilmek için derinliğine bir inceleme yapmaktır. Mevcut tarih bilgisi ışığında bunu başarmıştır.
“Devrim ve Demokrasi“: Doğan Avcıoğlu’nun 1 2 Eylül 1980 öncesi siyasi koşullar üzerine görüşlerini ve 1969-1977
yılları arasındaki makalelerini toplamaktadır. Bunlar arasında 1971 ‘de “Devrim Üzerine” adıyla basılan ve 12 Mart 1971’deki askeri müdahalenin ardından başbakanlığa atanan Prof. Nihad Erim’in isteğiyle Refo rm Hükümeti için hazırlanmış bulunan program da yer almaktadır.
Ölümü
1 2 Eylül 1 9 8 0 askeri döneminde, lstanbul Çamlıca’daki evine yakın koşu parkurunda her sabah düzenli olarak koşan ve sonra akşama kadar odasında çalışan Doğan Avcıoğlu’nun kanser tanısını öğrendiğinde ağzından çıkan sözler, yaşam felsefe sine son derece uygundur-. “Her cepheden her kurşuna karşı önlem aldım, kanserle arkamdan hançerlendim."
Ölümünden hemen önce eşine, “Yazılmasın nerede gömüleceğim, tören falan istemem,” diye sıkı sıkıya tembihte bulunmasında etkili olmuş mudur, bilinmez, ancak ölüm haberinin duyurulmamasına rağmen, Büyükada’da, 5 Kasım 1983 Cumartesi günü yapılan cenaze töreninde “yol arkadaşları”, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, llhami Soysal, Altan Öymen, Uğur Mumcu, Haşan Cemal, Uluç Gürkan, Korgeneral Cemal Madanoğlu, Orgeneral Muhsin Batur… onu son yolculuğunda yalnız bırakmadılar.
Doğan Avcıoğlu'nun son kitabı ölümünden 30 yıl sonra bulundu.
Türk aydınlanmasının önderlerinden, 68 kuşağını derinden etkileyen “Yön” hareketinin efsane ismi, “Devrim” dergisinin kurucusu Doğan Avcıoğlu’nun hiç bilinmeyen, yayımlanmamış bir yapıtı ölümünden 30 yıl sonra ortaya çıktı.
Büyük keşfin sahibi, Avcıoğlu’nun eşinin kardeşi, Yön dergisindeki yardımcısı, kendisi de 68 kuşağından ünlü yazar Doğan Yurdakul. Yurdakul, Avcıoğlu’nun ölümünün ardından eşine, ondan da kendisine kalan arşivde tarama yaparken tesadüfen keşfettiği el yazması eserin, yazarın kült eseri 5 ciltlik “Türklerin Tarihi”nin 6. ve son cildi olduğunu, “Türkiye’nin Düzeni” ile köprü niteliği taşıdığı için “Osmanlı’nın Düzeni” adıyla yayımlandığını söyledi.
POSTMORTEM BİR KEŞİF
*Ablam Sevil Yurdakul, Doğan Avcıoğlu’nun ilk eşiydi. Avcıoğlu’nun vefatından sonra (3 Kasım 1983) arşivi ablama kalmış ve o da kitap, dergi, gazete ve bazı el yazmalarını içeren bu arşivi Ankara’daki evinin zemin katında korumuş. 1991’de yurda döndüğümde bu arşivi inceledim, kitapları, yanlarına tuttuğu notları, dergileri, el yazmalarını gözden geçirdim. Avcıoğlu yazılarını ve kitaplarını elle yazardı, yakınları bunları daktilo ederdi. Evde bulunan el yazmaları daha önce yazdığı o yazılara ve kitaplara aitti. Ama maalesef şimdi konuştuğumuz bu el yazması kitap çalışmasını (Osmanlı başlığını taşıyan bir harita metot defteri) gözden kaçırmışım. Defteri Silivri’den tahliye olduktan sonra Nisan ayında o arşivi yeniden gözden geçirirken buldum. O anki heyecanımı nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli aydınlardan birinin hayattayken yayınlanamamış ve artık “postmortem” (yazarın ölümünden sonra yayınlanan eseri) bir nitelik kazanmış olan bir yapıtını keşfetmiştim.
KÜLLİYATI TAMAMLAYAN KİTAP
*Diğer kitaplarıyla kısa bir karşılaştırma sonucu bunun “Türklerin Tarihi 6. Kitap” taslak çalışması olduğunu gördüm. Duygularımı hemen aktardığım yayıncım da aynı heyecanı paylaştı, her işi bırakıp bu el yazmasını yayına hazırlamamı önerdi. Doğan Avcıoğlu, kapağına “Osmanlı” sözcüğünü kaydettiği büyük boy harita metot defterine el yazısıyla arkalı önlü 180 sayfa yazmış. Bugün hayatta olan hiç kimseye maalesef bu çalışmadan söz etmediği için bunun kitaplarının içindeki yerini yorumlayarak bulmak gerekti. Ama Türklerin Tarihinin Beşinci kitabının sonuna “Altıncı Kitap’ta: Osmanlılar” ibaresini koyması ve bu deftere de “Osmanlı” adını vermesi, bunun “Türklerin Tarihi Altıncı Kitap” olduğunu gösteriyor. Yine çalışmanın içeriğinden ve sonunda geldiği yerden bunun Türklerin Tarihinin son kitabı ve o dizi ile Türkiye’nin Düzeni arasında bir köprü olduğunu anlıyoruz.
“TÜRKİYE’NİN DÜZENİ” İLE “TÜRKLERİN TARİHİ” ARASINDA KÖPRÜ
* ’Türkiye’nin Düzeni” kitabı, Osmanlı toplum düzeninin kısa bir incelenmesi ile başlar. Bu inceleme sonucu; toprak mülkiyeti ve köylülüğün durumu, Baharat Yolu’nun içinden geçtiği Anadolu’da çok zengin bir ticaret ağının kurulmuş olması, çok gelişmiş büyük şehirlere sahip olunması ve nihayet fetihler nedeniyle merkezi devletin ekonomik gereksinimlerinin yarattığı prekapitalist bir düzenin varlığı savunulur. O düzenin kendi dinamiğiyle sanayi devrimini yapabilecek güçte olduğu belirtilir. Ancak Türkiye’nin 1838 Ticaret Anlaşmasıyla Avrupa ekonomilerinin pazarı haline getirilerek bu şansı kaybettiği öne sürülür.
* İşte bizim yayına hazırladığımız kitapta da bu düzenin ayrıntılı bir araştırılması yapılmakta, “Türkiye’nin Düzeni”ndeki temel tezler irdelenmektedir. “Osmanlı” adlı defterdeki bilgilerin getirilip 1838’e dayandırılması da bunu kanıtlamaktadır. Bütün bu nedenlerle biz bu çalışmaya -şimdilik- “Osmanlının Düzeni” adını vermeyi düşünüyoruz. Başka bir deyişle 7 ciltlik bir külliyatın son kitabını yayına hazırlıyoruz: Orta Asya’daki Türk Devletleri (TT 1-2), Türklerin İslamiyete geçişi ve İslam Kültürü (TT-3), Büyük Selçuklu Devleti (TT-4), Anadolu Selçuklu Devleti (TT-5), yayına hazırladığımız Osmanlının Düzeni ve Türkiye’nin Düzeni.
DEPREMDE HERKES KAÇTI, O ODASINDA YAZMAYI SÜRDÜRDÜ
* Doğan Avcıoğlu’nun eniştem olması nedeniyle uzun yıllar aynı evde yaşadık. Ben o sıralarda genç bir üniversite öğrencisiydim ve İlhan Selçuk, Şevket Süreyya Aydemir, Yaşar Kemal, İlhami Soysal, Can Yücel, Çetin Altan, Mümtaz Soysal gibi dönemin en ünlü kalemlerinin sohbetlerinde bulunma şansına sahip oldum. Daha sonra yardımcısı ve çalışma arkadaşı oldum. Ömrümde onun kadar çalışkan bir insana çok az rastladığımı itiraf etmeliyim. Odasına sabah erken saatte girer, akşama kadar çıkmazdı. “Türkiye’nin Düzeni”ni Dragos’ta kiraladıkları bir evde yazdı, o zamanda yanındaydım. O yıl (1967) İstanbul yakınında ama İstanbul’da da şiddetle hissedilen bir deprem oldu; büyük yeğenim 1,5 -2 yaşlarındaydı, biz ablamla onu kapıp can havliyle sokağa fırladık, bir de baktık, Avcıoğlu yanımızda yoktu, hiçbir şey olmamış gibi evde çalışmaya devam ediyordu!
BU YAZI HANGİ DİLDE YAZILMIŞ?
*“Türkiye’nin Düzeni” yayınlandıktan sonra Ankara’da Devrim dergisini çıkarmaya başladı, ben de orada çalıştım. Az önce de söylediğim gibi yazılarını ve kitaplarını elle yazardı ve başta ağabeyi Hamdi Avcıoğlu olmak üzere biz onları daktilo ederdik. Yazısı da çok okunaksızdı. O alışkanlıkla şimdi başka birinin zor okuyacağı bu bulduğum çalışmayı ben rahatlıkla deşifre edebiliyorum. Asistanım el yazmasını fotokopi çektirirken kırtasiyeci, “Bu yazı hangi dilden?” diye sormuş. 12 Marta yaklaşılan günlerde bazı konularda Avcıoğlu’nun bazı siyasi düşüncelerine katılmaz olmuştum. 12 Mart’tan sonra zaman zaman görüşüyor olsak da, bu konular daha da artmıştı. Bunu şunun için anımsatıyorum: onun “postmortem” eserini yayına hazırlamanın bana kalması bir bakıma ironik bir paradokstur. Ama ben bunu ülkemizin yetiştirdiği bu çok değerli aydına ve tarih bilimine karşı önemli bir görev sayıyorum.
BU KİTAP, RESMİ TARİHİN NASIL TAHRİF EDİLDİĞİNİ ANLATIYOR BİZE
*Resmi tarih diye bize anlatılanların büyük çoğunluğunun hatalı, tahrif edilmiş ve eksik olduğunu bu kitapta bir kez daha görüyoruz. Yeni Osmanlıcılık denilen şey ise Osmanlının fetihçiliğine ve istilacılığına özenilen ve bilimsel olmayan siyasi bir fanteziden ibarettir. Üstelik ülkeyi yalnızlığa ve felakete sürükleyecek bir fantezidir bu. Osmanlıya özenilecekse, o devletin sınırları içindeki bütün dinlerin, bütün mezheplerin, bütün ırkların, bütün milletlerin, bütün etnik azınlıkların barış içinde bir arada ve özgürce yaşamalarına özenilmelidir. Bugün böyle bir şeyden söz edebilir miyiz? Tek cümleyle söylemek gerekirse, bu kitapta bilimsel tezler ortaya konmaktadır ve Yeni Osmanlıcılık denilen absürdite ile hiçbir ilgisi yoktur.
YENİ KİTAPTAN ŞEHZADELER ÇATIŞMASININ NEDENİ
Bu kitapta Osmanlı Tarihi tümüyle sosyo-ekonomik açıdan ele alınıyor. Resmi tarihten bildiğimiz birçok olayın aslında ekonomik ve sosyal çatışmalardan kaynaklandığını öğreniyoruz. Örneğin çok popüler tarih konularından biri olan Fatih’in oğulları Şehzade Beyazıt ile Şehzade Cem’in çatışmasının, Fatih’in birçok eski vakıf ve mülke karşı giriştiği bir reformdan kaynaklandığını bu kitaptan anlıyoruz. Bu girişime direnen eski mülk sahipleri Beyazıt’ın etrafında toplanıyor. Cem ise babasının reformlarını sürdürmek istiyor. Çatışmayı eski imtiyazlılar kazanıyor, Beyazıt’ı padişah yapıyorlar. Kanuni’nin kendi öz çocukları Mustafa ve Beyazıt’ı öldürmesinin temelinde de tımarlı sipahilerin, köylüler ve kapıkullarıyla anlaşmazlıkları var. Anadolu tımar erbabı, kapıkullarının imtiyazlı durumlarına ve saraylı zümreye karşı önce Mustafa’yı; o öldürülünce de Beyazıt’ı destekliyor.
TEK KİŞİLİK ARAŞTIRMA MERKEZİ
1926 Bursa doğumlu Doğan Avcıoğlu, Fransa’da sosyal bilimler ve ekonomi okuduktan sonra 1955’te ülkeye döner. Yedek subay olarak yaptığı askerliğin ardından Merkez Bankası’nda raportör, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde (TODAİE) araştırma görevlisi olarak çalışır. 1956’dan başlayarak dönemin etkili dergileri haftalık “Akis” ve “Kim”de yazıları yayımlanır. 1957’den itibaren CHP Araştırma Bürosu’nda Ortak Pazar, seçim sonuçları, konut sorunu, devlet personeli konularında incelemeler ve çalışmalar yapan Avcıoğlu, CHP’nin yayın organı “Ulus” gazetesinde yazılar yazar, bir süre “Akis”i yönetir. 27 Mayıs 1960’tan sonra CHP kontenjanından Kurucu Meclis’e üye seçilir ve Anayasa Komisyonu Üyesi olarak 1961 Anayasası’nın hazırlanmasında görev alır. 1960-61’de “Vatan” ve “Ulus” gazetelerinde yazar, Ankara Radyosu’nda dış haber yorumculuğu yapar. Mümtaz Soysal ve Cemal Reşit Eyüboğlu’yla birlikte dönemin en etkili dergisi “Yön”ü çıkarmaya başlar (ilk sayı 20 Aralık 1961). “Yön”, Hikmet Özdemir’in deyişiyle “1960’lı yıllarda mevcut hükümete karşı parlamento dışı muhalefetin beyni işlevi”ni yerine getirir. 1968 yılı “Türkiye’nin Düzeni”nin çıktığı yıldır.
Avcıoğlu, “1969 Yunus Nadi Armağanı”nı alan bu yapıtında, arayış içinde olan Türk soluna yeni açılımlar getirir. 12 Mart sonrasında 27 Nisan 1971’de “Madanoğlu cuntasının elemanı olduğu, orduyu isyana teşvik ettiği” suçlamasıyla 27 Mayıs’ın güçlü adlarından Emekli General Cemal Madanoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Ali Sirmen gibi arkadaşlarıyla birlikte tutuklanır. Bundan sonraki yıllarında aktif siyasetin dışındadır ve kendini ülkemizin dünü-bugünü ve geleceğiyle ilgili tarihsel, toplumsal, siyasal araştırmalara adar. O artık “Tek Kişilik Araştırma Merkezi”dir. Tüm zamanını araştırmalarına verir. “Her cepheden her kurşuna karşı önlem aldım, kanserle arkadan hançerlendim.” dediği kanseri yenemeyerek 4 Kasım 1983’te hayata veda eder. Büyükada’nın doruklarından birine defnedilir. Cenaze töreni çok görkemlidir, Yaşar Kemal, Uğur Mumcu, İlhan Selçuk, Mümtaz Soysal, Hasan Cemal, İlhami Soysal, Turgut Kazan’ın aralarında bulunduğu pek çok entelektüel ve çalışma arkadaşı onu uğurlayanlar arasındadır. Uğur Mumcu onun için, “Tek başına üniversite gibiydi” demişti.
DOĞAN AVCIOĞLU'NUN KAYINBİRADERİ VE KİTABI BULAN DOĞAN YURDAKUL KİMDİR?
Doğan Yurdakul 1946’da Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Paris Sorbonne, Vincennes ve Cenevre üniversitelerinde lisansüstü öğrenim gördü. 12 Mart 1971 askeri darbesinde cezaevine atıldı. 2 yıla aşkın Mamak Askeri Cezaevi’nde yattı. Deniz Gezmiş ve Yılmaz Güney’in koğuş arkadaşıydı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi, yazdıklarından dolayı yüzlerce yıllık ceza talep edince yurtdışına çıktı. “Yenigün, Ulus, Vatan, Aydınlık, Evrensel, Siyah-Beyaz, Günaydın” gazeteleri ile “Kim”, “Yön” ve “Devrim” dergilerinde çalıştı. “32. Gün” adlı televizyon programının Ankara temsilciliğini yürüttü. Abdi İpekçi 1978 yılında Doğan Yurdakul ile Türk Solu üzerine sohbet edip, Milliyet’te yayımladı. 35 yılın ardından emekli oldu. 1998’den bu yana yaşamını çevirmenlik yaparak ve kitap yazarak sürdürüyor. Oda TV davasında tutuklu yargılanıp tahliye edildi.
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com