Berber Mehmet Çavuş

Berber Mehmet Çavuş / Kamil Akdoğan / Bigadiç / Berber Mehmet Çavuş, benim hatırladığın dönemlerde de ilerlemiş yaşına rağmen bir yandan berberlik mesleğini icra ederken, bir yandan sünnetlere koşar, evi özellikle perşembe günleri bir doktor muayenehanesi gibi herhangi bir derdine deva bulmak için gelen hastalarla dolar taşardı.

Berber Mehmet Çavuş

Masallarımıza “Deve tellal iken, pire berber iken...” sözleri ile başlayan bir tekerleme ile giriş yapılır. Burada devenin, nasıl tellâl, pirenin de nasıl berber olduğunu hiç kimseler bilmez. Ama yaşı 40-50’nin üzerinde olanlar berberlerin aynı zamanda sünnet yaptığını, diş çektiğini yerine göre doktor, yerine göre cerrah olduğunu, bu konuda zamanın üstadı kabul edilen Berber Mehmet Çavuş’u gayet iyi hatırlarlar.

Berber Mehmet Çavuş, benim hatırladığım dönemlerde de ilerlemiş yaşına rağmen bir yandan berberlik mesleğini icra ederken, bir yandan sünnetlere koşar, evi özellikle perşembe günleri bir doktor muayenehanesi gibi herhangi bir derdine deva bulmak için gelen hastalarla dolar taşardı. Kimi ağrıyan dişini çektirmeye, kimi hacamat vurdurmaya, kimi başağrısını, kimi yaralarını pansuman ettirmeye gelirdi. Çavuş Amca her ay beş-on günlüğüne at sırtında köylere sünnet yapmaya da giderdi.

Çavuş Amca’nın köylere gidişi de gelişi de ayrı bir merasim olurdu. Cins olduğunu çocuk yasta bile fark edebildiğimiz atı önce bir güzel tımar edilir, sonra metal parçaları pırıl pırıl yanan koşum takımları bağlanır, halı heybe ve doktor! çantası yerlerine konurdu. 

Sonra her zaman boyalı ve cilâlı, körüklü, mahmuzlu çizmeleri ayağında, gümüş işlemeli kırbacı elinde Çavuş Dayı atına binerdi. Biner binmez de at şöyle bir şahlanır, kişner, iki arka ayağı üzerinde sağa sola hamle eder ve sonra çalımlı bir yürüyüş ile yola koyulurdu. Arnavut kaldırımları üzerinde nalların çıkardığı sesler de Çavuş Dayı ile beraber uzaklaşır giderdi. 

Bu uğurlama töreninde olduğu gibi dönüşünde de bütün ev halkı ile beraber biz muhallenin çocukları daima hazır olurduk. 

1940’lı yılların sonlarıydı. O zamanlar 65 yaşında olan ninemin -zaman zaman olurdu- yemekte lokması boğazına tıkanmış, ne yutabiliyor, ne de geri çıkarabiliyordu. Bu defaki oldukça ciddiydi. Hepimiz panik içindeydik. Hemen karşı komşumuz Çavuş Dayı’ya haber verildi, geldi. 

Ablamla bana; “koşun yüzbaşı Şevket Bey’in bahçesinden dört-beş pırasa çıkarın gelin” dedi. Şimdiki pazar yeri ile Atatürk İlköğretim Okulunun köşesindeki eve koşarak gidip bahçeyi çevreleyen çakıl duvarların üzerinden geçerek tarif ettiği boyda pırasaları yolup getirdik. O, bunlardan kendine göre bir tanesi seçti, güzelce soyup yıkadı. Sonra püsküllü tarafından ninemin boğazına doğru soktu. 

Operasyon başarıya ulaşmıştı. Tabi başta ninem hepimiz rahat bir nefes aldık.

Kamil Akdoğan

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Diğer Web Sitelerimiz