Dünya'ya Bir Yıldız İndi

Yollar vardır uzun, yollar vardır kısa. Bu yollarda bazen bilerek bazen de farketmeden kararlar veririz. Bazen kafamızdaki plan bu kararlara uymaz, üzülürüz. Böyle olmamalıydı der isyan ederiz.

Dünya’ya bir Yıldız indi…

Yollar vardır uzun, yollar vardır kısa. Bu yollarda bazen bilerek bazen de farketmeden kararlar veririz.

Bazen kafamızdaki plan bu kararlara uymaz, üzülürüz. Böyle olmamalıydı der isyan ederiz.

Oysa doğduğumuz andan itibaren yanımızda rehberlerimiz vardır. Sakın yanlış anlamayın. Anne, baba ve aileden bahsediyorum. Zaman içinde akrabalar, arkadaşlarla zenginleşen daha sonra aileye dönüşen gruplarımız.

Anne babamızın koruyuculuğu ile başlayan o muhteşem günler, güven dolu bakan gözler, sevgiyle söylenen sözler bizim için çok değerlidir. Aile gelişimdir. Aile örnektir. Aile yaşam kabuğumuz, güvenli kalemizdir. Zaman içinde bizim temellerimizi oluşturur.

Yıldız ise sadece küçücük evinde yaşanan dünyada , kendisinin de aynı  yaşamı devam ettirmesinin hayali ile yürüyordu yolunda.. Minik sobalı evinde şehri uzaktan seyrediyor, küçük kardeşine hayallerini anlatıyor, çok fazla bir şey istemiyorum beni sevsin yeter diyordu. Ortaokulu bitirdikten sonra okumamış, kendini başka bir yaşama hazırlamaya başlamıştı. Çeyizi de hazırdı. Evlenecek ve mutlu olacaktı. Çocukları olacak kocasının işten gelişini bekleyecek. Biraz gözyaşı, biraz mutluluk yaşam bitecekti. Çünkü o bunu görmüş, komşu teyzeleri bunu anlatmışlardı ona. “Maşallah Yıldız ‘da ne kadar büyüdü, pek de bir güzel oldu” dedikleri zaman biraz utanıyor, biraz gururu okşanıyor ve heyecanla bekliyordu. Hayalindeki eşini, yaşam arkadaşını…

Ve beklenen oldu. Yirmi  yaşındaydı onunla karşılaştığında.. Sevdi mi bilmiyordu ama Erol’un ilgisi hoşuna gidiyordu.  Babası “yeni işe giren arkadaşımız, ona Fatma hanımın kiralık odasını önerdim bugün bakacağız” diye eve getirmişti Erol’ u. Evin kapısını açtığında bahçe kapısında duran Erol ile gözleri kesiştiğinde utanıp başını çevirmişti. Yakışıklı çocuktu Erol, konuşkandı. Ağzı laf yapıyordu. Fatma Hanımın balkonlu odası tutuldu. Yemeğe kalsın diye Erol’ a ısrar edildi.  Konu konuyu açtı Erol ve Yıldız’ ın babası Ahmet Efendi koyu bir sohbete daldılar. Devletten, iş yerinden bir sürü şey konuşuluyor. Arada bir kahkaha ile gülüyorlardı. Ne güzel gülüyor diye düşündü Yıldız. Gamzesi de vardı. Kaçamak bakışmalar, bir iki küçük konuşmadan sonra Erol, Yıldız’ ın beyaz atlı prensi oldu.

Erol Urfalıydı. Kalabalık bir ailenin çocuğuydu. Zar zor liseyi bitirmiş, Yüksek okulu hayal bile etmemişti. Büyük şehire gelip büyük işler yapma derdindeydi. Ama taşı toprağı altın olan bu şehri önce öğrenmeliydi. Bu kalıp fabrikası ona İstanbul’u İstanbulluyu öğretecekti. Ahmet Efendi de ailesi de iyi niyetli temiz insanlardı. Onlardan zarar gelmeyeceğine emindi. Tek odaya yerleşti. Bir divan, bir dolap yetti ona. Yaz gelmişti. İstanbul tepelerinde ağaçlar çiçek açıyordu. Erol işten gelince balkonda sigara içiyor. Bir yanda da Yıldız ile göz göze gelmenin, ona gülmenin yollarını arıyordu. Sonunda buluştular

Yıldız hiç gitmediği, görmediği Taksim’e, Beşiktaş’a Erol’un elini tutarak gitmişti. Çay bahçesinde oturdular. Erol’un hayalleri çok büyüktü Yıldız’ın hayallerinin yanında.. Ama Yıldız’ın hoşuna gidiyordu. Gözlerini kocaman açarak neler yapacağını anlatan Erol’u dinlerken. Masaldı yaşanan Yıldız için..

Bir zaman sonra evlendiler. Erol’un sadece annesi ve babası gelebildiler nikâha. En sevdiği kız kardeşi Zeynep gelememişti. Zeynep çok akıllı bir kızdı. Liseyi bitirir bitirmez sınavı kazanmış Ankara’da öğretmen okuluna gidiyordu. Yurtta kaldığı için aile yol parasını karşılayamadı. E onu getirseler diğer kardeşler üzülürdü. Hiç birinin gelmemesi daha iyi olacaktı. Ama Yıldız onunla mektuplaşmaya başlamıştı bile.

Fatma teyzenin giriş katındaki iki odalı ev kiralandı. Çeyizler serildi. Çok mutluydu Yıldız. Hayalleri oluyordu tek tek… Kendi düzenini kurmuştu. Zeynep’in yazdıkları ara ara kafasını karıştırıyordu ya sesini çıkarmıyordu.

Okumak diyordu Zeynep, gelişmek, özgür olmak, çalışmak, kendi parasını kazanmak ne kadar büyük laflardı. Onun evi, sevdiği kocası vardı yanında.. Zeynep yalnızdı böyle anlamadığı şeylere kafa yoruyor kafasını karıştırıyordu. Arayı biraz açayım diye düşündü. Yazmayı bıraktı bir süre. Zaman hızla akıyordu. Küçük erkek kardeşi üniversiteyi kazanmış Ankara’ya gitmişti. Babası önce emekli olmuş, sonrada kalp krizinden zamansızca aralarından ayrılmıştı. Yıldız’ın güvenli alanında delikler oluşmaya başlamıştı ama o bunların farkında değildi henüz. Sessiz anneciği vardı yanında, evler birleştirildi. Çünkü Erol başka işler yapacağım diye işten ayrılmıştı. Bir de çocuk sorunu vardı. Kaç sene geçmişti ve Allah bir çocuk vermemişti onlara. Erol uzaklaşmıştı son zamanlarda Yıldız’dan. O bunları hep çocuğu olmadığına yoruyordu. Babasını özlüyordu Yıldız onun güven veren duruşunu “hanım bir çay yap da içelim” diye seslenişini. Ona akıl danışmaya gelen mahalleli ile konuşmasını… çok özlüyordu. Zaman zaman annesini sessizce ağlarken gördüğünde de yüreği cız ediyordu. Ne yapabilirdi ki kadıncağız para yok pul yok işsiz bir adamın eline bakıyorlardı. Babadan kalan emekli maaş ile ancak dönebiliyorlardı. Allah’tan ev kendilerinindi ama bu araları oralarda mütahitler dolanıyordu.

Düzen emekli maaşıyla geçinen üç kişi olarak kurulmuştu ve zaman çok hızla akıyordu.Yaşam şartları zorluyordu ama çaresiz değillerdi.

Yıldız’ ın kardeşi Ali ve  Zeynep Ankara’da buluşmuşlardı. Ali Maliye Muhasebe Yüksek Okulunda  son sınıfta okuyordu. Dersleri iyiydi bir yandan da kendine iş bulmuş haftanın üç günü çalışıyordu. Böylece Yıldız’ a yük olmaktan da kurtulmuştu. Zeynep de İlköğretmen Okulu son sınıftaydı. İkisi de zor şartlardan buralara geldiklerini biliyorlardı. Ama değişimin mutlaka insan için gerektiğine inanıyor. Ellerinden geleni yapıyorlardı. Sık sık buluşuyor, her konuda konuşuyor, tartışıyor sonucu kendilerinin gelişimi konusunda uyguluyorlardı. Çok iyi iki arkadaş oldular. Ortak konuları ise Yıldız’ dı. Zeynep abisinin ne kadar haylaz ve aklı havada olduğunu biliyorsa, Ali’de ablasının  gözünün ne kadar kapalı olduğunu, ve körü körüne inandıkları uğruna hayatını hiçe saydığını biliyordu. Ama şu anda ikisinin de elinden birşey gelmiyordu.

Erol durağanlıktan sıkılmış olacak ki  kimseye haber vermeden evi terketti. Endişeyle her yere haber salan Yıldız Zeynep’i de aradı. Ama kocası orada da yoktu. Bir hafta sonra eve dönen Erol hiçbir açıklama yapmadı. Sorulmasına dahi izin vermedi. Yıldız kabullendi ve hayat onun için yine rutine döndü. Bu tek düzeliği seviyordu ya da sevdiğini sanıyordu.

Bu olaya en çok Zeynep kızdı. Bir bahane bulup Yıldız’ı yalnız Ankara’ya getirtip, konuşmalıydılar. Biraz gözünü açmalı kendisi için birşeyler yapmasını sağlamalıydılar.

Nitekim bahane yaratıldı ve Yıldız Ankara’ya çağrıldı hem de acil. Erol  hayır o yalnız hiçbir şey yapamaz. Evden bakkala gidemeyen Ankara’ya nasıl gider dedi. Erol ikna edildi. Ve Yıldız buradan otobüse binecek, plaka  Ali’ye iletilecekti. Öyle de oldu. Yıldız bu yolculuktan önce korktu ama bir hoşluk hissetti.  Ne yapması gerektiğini söyleyen yoktu. Kendi kendine düşündü ve bulamadı bu özgürlüktü bilemedi. 

Evet Yıldız başına geleceklerden habersiz Ankara’ya gitti. Bu kadar yazışma, bu kadar telefonlaşmaya rağmen ilk kez görüyordu Zeynep’i. Ufak tefek cıvıl cıvıl bir kızdı. Aslında kardeşi Ali’ye de pek uygundu.  Ama ikisini de dinledikçe askerlik, eğitim, tayinler, kariyer ve en önemlisi kişisel deneyim ve gelişimleri… daha bir sürü şeyden bahsediyorlardı. Çok işleri hayalleri vardı. Yarım bırakamazlardı. Ama birlikte tamamlayacaklarını biliyorlardı.

Oysa Yıldız'ın hayatında istediği tek şey çocuktu. Başka da bir düşüncesi üzüntüsü yoktu. Kendi için ne yapacağını da bilmiyordu ki..

Zeynep ertesi gün arkadaşları ile tanıştırdı Yıldız’ı.  Kızlar hep birlikte bir çay bahçesinde oturup sohbet ediyorlardı.Zeynep’in arkadaşı Gül’ün aklına bir şey geldi ve sordu: “Yıldız Lise mezunu olmayı hiç düşündün mü? Daha çok yolun başındasın. Biz de yardım ederiz.”

Yıldız biraz kararsız ve isteksiz bakarız dedi. Bu fikir Yıldız’dan çok Zeynep’in hoşuna gitmişti. Ertesi gün ne yaptı etti Yıldız’ ı Halk Eğitim Merkezine götürdü. Kayıt ve sınav şartlarını öğrendiler.

Üçüncü gün Zeynep çevresindeki hareketlenmeden ürkmeye başladı. Değişmek istemiyordu. Bildikleri yeterdi ona. Onun tek istediği çocuktu. Bir çocuğu olursa eşi işe başlayacak eve de huzur gelecek, annesinin yüzü gülecekti.

Bir hafta birlikte Ankara gezildi. Hiç gülmediği kadar gülüyordu Yıldız. Çok mutluydu etrafında kendi yaşıtı bir çok arkadaşı oldu. Konuşmalar farklıydı. Yaşamlar farklıydı. Düşünceler farklıydı. Onuncu gün ayrılırken kafası karışıktı. Sanki hiç ayrılmak istemiyordu. Annesini özlemişti o kadar. Yol boyunca değişimi, eğitimi ve şimdiye kadar düşünmediği bir çok şeyi düşündü Yıldız. En çok neyi severdi? Neden hoşlanırdı? En iyi hangi işi yapardı? Okulda iyi resim yaptığı söyleniyordu ama o bunu farkında mıydı acaba?

İstanbul’da eşi karşıladı onu soğuk bir hoşgeldin den sonra “yapılacak çok iş birikti. Annen yapamadı çok fazla şey”dedi

“Sen yapsaydın” deyiverdi ansızın. Birden ürktü neydi bu başkaldırış. Erol’a baktığında ise hiçbir şey hissedemedi ters bakışlarında. Fark edilecek diye kızardı. Gece başını yastığa koyduğunda ise kullanıldığını, kadınlığının dışında elinde hiçbir şeyin olmadığını anladı. Ankara’da kızlarla yapılan konuşmalar geldi aklına yine kızardı. Zevk de neymiş diye düşünüyordu. Anladı ne olduğunu. Bu bitmeliydi. Kendini bulmalı ve yeniden başlamalıydı. Onun da yapacağı şeyler vardı mutlaka. Hayaller bu kadar küçük olmamalıydı yaşamda.

Sabah erkenden annesi ile paylaştı sofrada düşüncelerini Eylül ayında kaydını yaptıracaktı Halk Eğitime. Liseye bitirecekti. Belki Belediyenin resim kurslarında şansını deneyecekti. Belki bir iş bulurdu. İyi dikiş dikiyordu. Eli her işe yatkındı. Bunları anlatırken Erol yan yan baktı eşine ve “Zeynep senin kanını değiştirmiş anlaşılan ama çok heveslenmesen iyi edersin” diyerek evden çıktı gitti. Ne zaman dönerdi kimse bilmiyordu. Çok da umursamadı bu kez. Yıldız valizini hazırladı.Yarım kalan farkındalık sohbetlerini tamamlamak üzere Ankara’ya gidiyordu. Çok işi vardı Eylül’e kadar eskiden kurtulup, yeniye adım atmak üzere gelecekti İstanbul’a

Annesi sevgiyle baktı kızına, Yıldız ilk defa annesinin gözlerinin içinin güldüğünü gördü. Sıkı sıkı sarıldı annesine sanki geçmişiyle vedalaşır gibi..

Yıldızın öyküsü burada bitmiyor tabii. Yıldız halen çabalıyor. Yeniden doğduğu dünyada kendini geliştiriyor. İyiye ve güzele yönelttiği yaşamında çalışmalarını  halen sürdürüyor. Sonu yazmayı ise  ben size bırakıyorum …

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Sosyal Medya Sayfalarımız

Diğer Web Sitelerimiz