Farkında mıyım?

Farkında mıyım? / Cenkhan Sandıkçıoğlu / Düşün / Bilgi Peşinde / Binlercesi, milyonlarcası, milyarlar ve hatta tirilyonlarcası... Nasıl söylesem; sonsuz tane olanların hepsinden, farklı olmadığım sanılsa bile ben hepsinden ayrı ve özgün olduğumu biliyorum. Ben, hepsinden, her şeyden farklıyım.

FARKINDA MIYIM? (ÇÖLDE BİR KUM TANECİĞİ)

Binlercesi, milyonlarcası, milyarlar ve hatta tirilyonlarcası...  Nasıl söylesem; sonsuz tane olanların hepsinden, farklı olmadığım sanılsa bile ben hepsinden ayrı ve özgün olduğumu biliyorum.

Ben, hepsinden, her şeyden farklıyım.

Bunun ayırdında olunmasa bile...

Önce... Yakınımda, hemen yanımda, bir yanı ile bana yaslanmış, neredeyse iç içe geçmiş, sanki ayni varlıkmışız gibi görünen tüm hemdaşlarım bile, sanki, benden habersizler. Ama herşeyimle, fizik yapımla, duyumsamalarımla diğerlerinden ve her şeyden o kadar değişiğim ki...

Biraz, birazcık, azıcık, dikkat etseler, bunu hemen görüp anlayacaklar. Ama nerede... Bırakın bana dikkat etmelerini, kendilerinin ne, nasıl, kim olduklarını bile bilmiyorlar. Ne olduklarını, nerede olduklarını. Nasıl, niçin böyle olduklarını bir düşünebilseler... O zaman benim de ayrı ve özgün olduğumu bilecekler, anlayacaklar. İşte asıl o zaman, her şey çok farklı olacak...

Sonra... En küçük bir devinim, yerimi değiştirdiğinde nasıl sevinir, heyecanlanırım. Bunun bir başlangıç olmasını umut ederim. Bazen o küçük devinim öylece kalır. Uzun bir süre... hatta çok çok uzun bir süre. Olsun... bu bile bana yeter. Beklerim. Zamanım çok. 

Bu küçük devinim bile, çevremi fazlasıyla değiştirir. Bir bakarım, biraz evvel iç içe geçdiğim en yakınımdaki bendan ayrılıvermiş. Ya olduğu yerde kalmış veya devinime neden olan olayla birlikte uzaklaşmış gitmiş. Yakınıma bir başkaları gelmiş. Onlarlarla iç içe oluvermişim. Onların ayırdına, hemen, varırım.. Her biri benden ve birlerinden o kadar çok farklılar ki...

Yanıma yeni gelenler de beni anlamazlar. Bana dikkat bile etmezler. Ne olur birazcık düşünseler. Baksalar ama görerek baksalar. Öyle bön bön değil. Bir şeyler görmek için, kısaca, içimi, şeklimi; yani her şeyimi, yani beni tanımak için bakıverseler.

Görmek için baktıklarında beni göreceklerine o kadar eminim ki... Beni görebilseler, sınırlarımın; kenarlarımın, çıkıntılarımın ve girintilerimin, keskin ve sivri yanlarımın, yumuşacık kıvrımlarımın, en karanlık gözden uzak ve en belirgin göz önünde olan yerlerimin farkına  hemen varacaklar. Örneğin, bakın... Şu en uzak köşemdeki yıldızlı parçamın bir ucu, diğer yıldız köşelerimden biraz daha kısa ama onun da sonunda ayrı bir yıldız var. Ya tam ortamda olan tümseğin ortasındaki deliğin kıvrımlarına ne demeli. Bir de düzlüğüm var. Sanki sonsuzmuş gibi uzayan ama sonunda, birden bire biten ve dikine; dimdik aşağıları doğru inen... En şaşırtıcı yerlerimden bir yerim...Yanımdakilere, biraz uzaktakilere veya en uzaktakilere bakın bakalım böyle bir ayrıntı görebilecek misiniz?.. Elbette, onlarda da başka değişiklikler, şekiller var. Bir başkalarında olmayan...  Sayımız tirilyondan bile fazla; sonsuz kadar olsa bile.

Bir kez bana bakıp, ne olduğumu görüverseler.Kendilerinden çok değişik olduğunu görüp anlalayıverecekler. Buna o kadar çok inanıyorum ki... Çünkü o yetenek hepsinde, hepimizde var. Bu bizim doğamızda var. Her birimizin farklı olduğu gibi...

Daha sonra... Şeklimin farklı olması bir yana, her şey beni, fazlasıyla ilgilendirir.  Bazen, hiç beklemediğim bir anda, sert bir rüzgar çıkıverir. Altta, çok altta hatta en altta olsam bile bunu hemen duyumsarım.  Anlamamak olası değil. O kadar çok belli olur ki...

Önce hışırtılar başlar. Sonra, seskin bir ıslık sesi, derinden derine, bana ulaşır. Islık sesi gittikçe yükselir, yükselir... Bir uğultu halini alır. .... ve birden, hiç gelmeyecekmiş sandığınız bir anda, hızla havalanıverirsiniz. Sizinle birlikte daha binlercesi, ne demek binlercesi, milyarlarcası, milyar kere milyarlarcası sizinle birlikte havada şimşek hızı ile bir yerlere savrulmaktadır. Bu durum uzun süre devam eder. Bazen bir yere hızla çarparsınız. Biraz bekler sonra yine ayni hızla yolunuza devam edersiniz.

Sonunda her şey durulduğunda bulunduğunuz yerin, bazen, diğer yerlerden bir farkı yoktur. Ama yanınızda bulunanlar bambaşkadır. Onları incelediğinizde evvelce birlikte olduklarınızdan değişik olduğunu anlarsınız. Onlar sizi fark etmeseler de...

Bazen, devinimlerinizin çok yavaşladığını duyumsadığınızda, hala az da olsa, tamamen durulmadığınızı anlarsınız. Takıldığınız, üzerine konduğunuz şeyin hareket etmesi, onun üzerinde olduğunuzun bir kanıtıdır. Bu, bir yılan da olabilir, bir kertenkele de.. Artık onun bir parçası olmuşsunuzdur. Birçoğunuzla birlikte. Ama diğerleri, yine, hiç bir şeyin ayırdında değillerdir.

Bir de bakarsınız, üzerinde taşındığınızla birlikte, derine girmeye başlarsınız. En üst katmanın biraz daha altına. Yılanın veya kertenkelenin düşmanlarından saklanmak veya avını yakalamak için ne kadarı gerekli ise...

Ve böylece serüven uzar gider. Siz duyumsadığınız sürece.

Ben çok şanslıyım. Artık çok daha harika bir yerde bulunuyorum. Nasıl olduğunu anlatsam çok uzun sürer.  Sizin bu kadar sabrınız var mı? Ama, sabrınız olsa bile ömrünüz yeter mi?.. Yıllarca... belki de yüz yıllarca...

Sonunda değişim geçirdim ve cam oldum; kristal oldum... Bir kristalin küçücük, mini minicik, mini minicikden de çok küçücük bir parçası oldum.

Pardon!.. Önce size ne, kim olduğumu söylemeliyim...

Elbette. Kendimi anlattım durdum. Ne olduğumu baştan söylemeliydim. Afedersiniz.

Ben bir kum taneciğiyim.

Çölde... Hem de çok büyük bir çölde. Daha doğrusu oradaydım. Şimdi değil. Şimdi, çok büyük bir yapının en büyük salonunun, yüksek tavanına asılı, görkemli, kristal bir avizedeyim. İşte o büyük yapının en görkemli salonunda yüksek tavana altın kaplamalı zincirlerle asılmış en bulunmaz kristallerle bezenmiş, harika avizenin en altında salınan, sanki bir elmasmış gibi özenle yontulmuş en büyük kiristalin bir zerresiyim.

Salonun büyük kapısından içeri girerken, başınızı, hafifçe kaldırıp, sağ omuzunuza doğru, azıcık ama çok çok azıcık, büktüğünüzde bir an gözünüze çarpıp kayboluveren ışığı, o muhteşem yansımayı sağlayan benden başkası değil. Böyle bir yansımayı başka bir yerde göremezsiniz. Hiç bir kristal o yansımanın bir benzerini yapamaz. Ancak ben yapabilirim. Şimdi daha iyi anladınız mı, benim ne kadar özgün, değişik, benzemez bir şey olduğu mu?.. 

 Görkemli, kristal avizeden, altımdaki insanları seyrediyorum. İnsanların, bir birlerinin farkında bile olmadan, kendilerini bile bilmeden... Hiç kimsenin bir diğerini görmeden, kör gözlerle bakıp durduklarını veya salındıklarını görüyorum. Ve eski arkadaşlarıma ne denli haksızlık yaptığımın da ayırdına varıyorum. 

CENKHAN SANDIKCIOĞLU

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

E-Ticaret Sitemiz ve Sayfa Kısa Yolu

Sosyal Medya Sayfalarımız

Diğer Web Sitelerimiz