Hatırda Kalmasın Satırda Kalsın
Herkesin, yaşadığı süreçte yaşam hikâyesi birikiyor. Bu yaşam hikâyesinin büyük bir bölümü insanın kendi özelini ilgilendirirken, yaşamın ortaklaştığı birçok nokta ise artık kişinin özeli olmaktan çıkıyor; toplumun yaşam hikâyesinin bir parçası oluyor ve toplum yaşamından da kesitler sunuyor.
Hatırda Kalmasın Satırda Kalsın
Herkesin, yaşadığı süreçte yaşam hikâyesi birikiyor. Bu yaşam hikâyesinin büyük bir bölümü insanın kendi özelini ilgilendirirken, yaşamın ortaklaştığı birçok nokta ise artık kişinin özeli olmaktan çıkıyor; toplumun yaşam hikâyesinin bir parçası oluyor ve toplum yaşamından da kesitler sunuyor.
Yaşadıklarımı notlar alarak yazmaya, lise yıllarımda başladım. Bunları daha derli toplu yazma ihtiyacını, 1973 yılı başlarında askerlik yaptığım süreçte duydum ve satırlara döktüm. Benim için, kaleme aldıklarımın ‘hatırda kalmaktan, 1aileme kalan bir şeyler olsun dan başka bir anlamı yoktu. Yazdıklarımı daha geniş boyutta paylaşmayı hiç düşünmemiştim.
Aradan uzun yıllar geçti; aldığım notlar arttı, yazdıklarım çoğaldı. Bunların toplumsal yaşama ilişkin bir bölümünü, özellikle dost söyleşilerinde anlattığımda, hikâyemsi bazı anılarımın ilgi çektiğini ve bunların paylaşılmasının güzel olacağı yönündeki söylemler, yazdıklarımı paylaşma konusunda beni başlangıçtaki düşüncelerimden farklı bir noktaya çekti; anılarımı paylaşmaya teşvik eden bir unsur oldu.
Kalemi elime aldığım seyrek zamanlarda, o anın sıcaklığı içinde ‘köşe bucaktan' çıkardıklarımı hiç süzmeden, kaybolma tehlikesinin korkusuyla yazamadığım zamanları kapatma telaşıyla uzun uzun yazdım. ‘Sırası geldiğinde sıralarım' düşüncesi, bu telaşlı dönemimde hep bir yerlerde bekledi; pek öne geçmedi. 'Hele bir yaz, sonrasını sonra düşün' tembelliğinde kaybolup gitti.
Yazmış olduklarım bir anılar yumağı gibi gidiyordu. Zaman ve mekânda birliktelik gibi bir sıralama söz konusu değildi; bunun böyle olmaması gerektiğini düşündüğümde sıkıntılar başladı. ‘İşin içinde bir zaman akışı olmalı' dedim ve orada küçük bir fren yaptım. Başlangıcı çocukluğumdan almak, sıralama adına bir şey ifade etse de anılar içinde çocukluğumu geri dönüşlerle verebileceğime karar verdim. Ayrıca çok özelime ilişkin kısımları notlarımda bırakarak yola çıkmak istedim.
Anılarımı paylaşma kararını verdikten sonra, yaşadıklarımın bir bölümüne ilişkin yorumlarımın nasıl değerlendirileceği konusu beni biraz da olsa düşündürdü. Sonuçta böylesi paylaşımlar az ya da çok sübjektif oluyor, her şeyde olmasa bile bazı noktalarda objektif olan belli bir naiflikle istemeden sübjektif bir şekilde anlatılabiliyor. Ancak yaşadığım olayları aktarırken bu duruma düşmemeye olabildiğince özen gösterdim. Ne kadar becerdim, bunu bilemiyorum...
Anılarımın önemli bir bölümü; toplumcu muhalif kimliğimin gelişmeye başladığı İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) yıllarına, EMO örgütlülüğü içinde geçen yarım yüzyıla ve sosyalist kimliğimin gelişip benim bir parçam olduğu dönemlere ait iken, aile birlikteliğim içinde yaşadıklarım da anılarımın bir parçası oldu.
Şunu hemen söyleyeyim; anılarımın tümü defterimdeki notlarımın düzenlenmiş haliyken, yaşadığım bazı önemli olaylara ilişkin tamamlayıcı bilgileri ekleyerek, olaylara sınırlı da olsa bir derinlik vermeye çalıştım. Ancak bu derinlik hiçbir zaman olayların tüm boyutlarıyla analizini içermedi. Bu çok farklı bir durumdur; ben belki yaşadığım ve aktardığım olayların derinliğini merak ettirebilirim. Bu da benim için yeterli diye düşünüyorum. Gerçekten de “Köşe Bucakta Kalanlar"ım kendine uygun ismi ile yaşama ayak basacak.
Anılarımın önsözünü, şu sonsözümle tamamlamak istiyorum: “Yirmi beş yaşımdan bu yana her şeyin önüne 68’li kimliğimi koymuş biri olarak yaşamaya çalışıyorum ve bu günlerde yaşımı merak eden herkese 68 diyorum. Yola çıkmanın, bitirmekten farklı olduğunu bilerek, yola çıktım. Umarım çok uzamaz."
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com