Pırlantanın Rengi

Aynı hasta odasını paylaşıyorlardı. Bu zoraki biraradalık hastalarımızdan birinin hoşuna gitse de diğeri durumdan hiç memnun değildi. Yaşlı olan beyefendi sesini çıkarmıyordu ama daha genç olan diğeri ısrarla her fırsatta oda arkadaşının horlamasından vs. yakınıyor ve tek kişilik özel hasta odası bulunması için uğraş veriyordu.

Pırlantanın Rengi

Aynı hasta odasını paylaşıyorlardı. Bu zoraki biraradalık hastalarımızdan birinin hoşuna gitse de diğeri durumdan hiç memnun değildi. Yaşlı olan beyefendi sesini çıkarmıyordu ama daha genç olan diğeri ısrarla her fırsatta oda arkadaşının horlamasından vs. yakınıyor ve tek kişilik özel hasta odası bulunması için uğraş veriyordu. Dahası tanıdığı hatırlı kişiler aracılığı ile klinik şefini ve başhekimi arattırıp özel oda isteği konusunda ısrarcı olmuştu.

Servis çalışanları olarak adamın ayrıcalık bekleyen tavrından usanmış biraz da içerlemiştik. Diğerinin olayları sesini çıkarmadan izlemesini de yadırgıyorduk. Servisin hasta yoğunluğu nedeniyle oda değişikliğini yapamamıştık. Biraz kasıtlı olarak ağırdan aldığımız bile söylenebilirdi.

O akşam nöbetçiydim. Özel hasta odası diye tutturan hastamız odama geldi, oda arkadaşının horlaması yüzünden uyuyamadığından yakındı. Gece yarısıydı ve servisin tüm yatakları doluydu. Bu saatte çözüm üretmemin mümkün olmadığını söylemeye çalıştım ama sesini giderek arttırıyor, sinirlerinin bozulduğundan yakınıyordu. Cep telefonuna sarılıp bir yerleri aradı. Biraz sonra telefonum çaldı. Arayan klinik şefimizdi. Hastamız hatırlı tanıdıkları aracılığı ile şefimize ulaşmış ve yardım istemişti. Şefimiz benden en azından o gece için çözüm üretmemi rica etti.

Mütevazı nöbet odamı ve yatağımı hastaya verdim. Serviste yatan hastaları dolaştıktan sonra hastanın yatmak istemediği odanın yolunu tuttum. Şikayet edilen hastamız odasında mışıl mışıl uyuyordu. Horlama sesi de yoktu. Ses çıkarmadan koltuğa ilişip kitabıma gömüldüm. Huysuz hastamız için, en azından o gece için çözüm üretmiştik. Bir süre sonra odayı paylaştığım hastanın uyanıp yatağında doğrulduğunu gördüm. Gülümseyerek bana bakıyordu. “İzniniz olursa bu gecelik oda arkadaşlığınızı ben yapmak istiyorum” dedim. Gülümsedi.

-         Ne demek doktor bey, onur duyarım.

-         Sahi nedir bu aranızdaki geçimsizlik?    

-         Doktor bey, inanın bilmiyorum. Beyefendi geldiğinden beri, yalnız kalmak istiyor. Sanırım kendince gizlemek istediği bir kusuru var. Hastalık değiştirir insanı, bilirsiniz.

Uykusu açılmıştı bizim ihtiyarın. Servisin çay ocağından iki çay alıp odaya döndüm. Bildiğim kadarıyla pek ziyaretçisi yoktu, hastamızın. Hanımının vefatından sonra yalnız yaşadığından oğlunun Erzurum’da askerde olduğundan yakındı. Yalnız kalmamak için özellikle tek kişilik oda istememişti. Çayımızı yudumlarken pırlanta eksperi olduğundan, gözlerinin iyi seçememesi nedeniyle  emekli olup kenara çekildiğinden söz etti. O güne kadar pırlantayı bir taş cinsi olarak bilirdim. Kıymetli taşların kesiliş biçimine pırlanta dendiğini anlattı. Ömrü pırlantaların kesimine, rengine, parlaklık ve dokusuna bakıp fiyatlandırmakla geçmişti, hastamızın.

“Nedir pırlantayı bu kadar çekici kılan? Diğerlerinden farkı nedir?” diye soracak oldum. Gülümsedi, çayından bir yudum aldı;

-         Pırlanta sonuçta işlenmiş kıymetli bir taştır. İnsanlar sevdiklerine içindeki cevheri ve onun pırıltısını hediye ederek sevgilerini sunarlar. Pırlanta takan hanımlar ise pırlantanın ışıltısında fark edilmiş ve birisi için özel olmuş olmanın hazzını duyarlar.  Pırlanta insanı yansıtır, anlayacağın.

-         İnsanlar biraz pırlantaya mı benziyorlar, demek istiyorsunuz?

-         Yok, o kadar uzun boylu değil. Her insan değerli bir taştır, cevherdir bence. Pırlanta ise üzerindeki giysi. Çoğu keşfedilmeden kalır. Bir kısmı ise keşfedilir, işlenir içindeki pırıltıyı yansıtacak biçimde kesilerek pırlanta haline getirilir. Göz kamaştırır, çoğunlukla. Özel insanlardır onlar. 

-         Her insan için geçerli mi bu benzetme?

-         Değil elbet. Boşuna mı pırlanta eksperliği yaptık bunca sene. Cevherin boyu posu ne olursa olsun içindeki ışıltısı, berraklığı, saflığı taştan taşa değişir. Büyüklüğü, gösterişi, kesimi yani kılığı kıyafeti ne olursa olsun pırlantaya değerini veren beyazlığı, saflığı, berraklığıdır. Her cevher istenirse pırlanta biçiminde kesilip gösterişli hale getirilebilir, kimi önemli insanlar gibi. Ama değeri belirleyen onun saflığı, berraklığı ve kusursuzluğudur.

Sustu bir süre. Kafam karışmıştı. “Önemli insanlar değersiz olabilir mi?” demek istiyorsunuz diye sordum. Çay bardağında kalan son yudumu içip teşekkür ettikten sonra gözlerimin içine baktı;

-         Benimle bu odayı paylaşmak istemeyip özel oda isterim diye tutturan hasta kendisinin önemli biri olduğunu gösterebilmek için her şeyi yaptı. Bu gece odanıza bile el koydu. Sence bu önemli zat değerli biri olabilir mi? Veya bu ülke için gerçekten değerli biri servisinizde yatıyor olsa ona nasıl davranırdınız? Bir düşün hele.  

-         Yani?

-         Kendilerinde göremedikleri değeri “önemli biri” imajı vererek başkalarına kabul ettirmeye çabalıyor, kimileri. Az da değiller. Her yerde var bunlardan. Kendi değerinin farkında olanlar için ise hiç önemi yok bu konuların.

“Sayıları çok değil galiba bu değerli insanların” diyecek oldum. Gülümsedi, elini omzuma koydu “ Olsun be doktor bey oğlum. Onlardan biri şu anda benim karşımda oturuyor. Kendini önemli hissetsin diye birilerine odasını verip şu fakire oda arkadaşlığı edecek kadar değerli biri ile iki çay içip laflamışız çok mu?” dedi.  

Utandım, mahcup hissettim kendimi. Hastaları dolaşma bahanesiyle izin istedim. Servise gecenin sessizliği çökmüştü. Odaya döndüğümde ise hastamız horultulu derin bir uykudaydı. Yüzünde sanki bir tebessüm vardı veya belki de bana öyle geldi. 

 

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

E-Ticaret Sitemiz ve Sayfa Kısa Yolu

Sosyal Medya Sayfalarımız

Diğer Web Sitelerimiz