Ailemden Üç İz

Ailemden Üç İz / Eyüp Rıza Güzey / Bigadiç Anılarımız / Bilgi Peşinde / www.bilgipesinde.com / Eski insanlar daha mı güzel insanlardı, ya da bizler mi değişen koşullara uyum gösterip naif özelliklerimizi yitirdik bilemiyorum. Yalnızca aileme ait olanlar değil, eskilere ait tüm anılar bana büyüklerimizin bizden daha iyi insanlar olduklarını gösteriyor sanki... Ne dersiniz ?

Aileme ait geçmişten kalan ÜÇ İZ

Geçen hafta bir mesaj aldım Facebook üzerinden. Mesaj gönderen ilkokuldan sınıf arkadaşım Zafer Kırbaş'ın abisi Enver Kırbaş idi. Benimle görüşmek istediğini söyleyerek telefon numarasını verdi. O sırada hastaneye gitmek üzereydim. Kendisiyle yazıştık ve hastaneden çıktıktan sonra görüşmek üzere sözleştik.

Hastane çıkışında Enver Abiyi aradım. Bana anlattığı anıları sizlerle paylaşmak istiyorum:

1- Birinci Anı: Gönen Güzey ablam 1938 doğumludur. İstanbul'da Üsküdar'daki bir Kız Enstitüsünden mezun olduktan sonra Bigadiç'te evde otururken kendisine bir teklif gelir. O sıralarda öğretmen açığı olduğu için, Bigadiç'te Atatürk İlkokulunda yardımcı öğretmen olarak görev yapması istenir. O da sevinerek kabul eder tabii. Asil öğretmenlerin hastalık ya da izin nedeniyle derslere giremediği zamanlar o sınıfın başında durmaktadır. 

O günlerden birinde, Enver Kırbaş'ın da içinde bulunduğu bir sınıftadır ve özellikle erkek öğrencilerden Enver abi ile birlikte iki ya da üç öğrenci sınıfta yaramazlık yapmaktadırlar. Gönen ablam henüz öğretmen olmadığı halde çok doğru bir davranışla, çocuklara kızıp, bağırıp çağırmak ve hatta o zamanlar pek makbul davranış olan kulak çekmek ya da tokat atmak yerine, yaramaz üç erkek çocuğunu uslu duran en öndeki kız öğrencilerin arasına oturtmuş teker teker. Erkek öğrenciler kız öğrencilerden utandıkları için gürültüyü kesmişler. Enver abinin dediğine göre Gönen ablam da arada bu yaramaz çocukların mahcup hallerine bakıp gülümsüyormuş uzaktan. 

Zafer Kırbaş ile yaptığım telefon görüşmesinde onun bana anlattığına göre, o sıralar Enver abinn en samimi arkadaşları Remzi Saltık ve Nail Dolgun imiş.

Bir süre sonra diğer asil öğretmenler ablamın çeşitli sınıflarda gösterdiği benzer başarıları nedeniyle ablama öğretmen okuluna gitmesini önermişler. O da anne ve babamın da onayıyla Edirne Kız Öğretmen Okuluna devam ederek ilkokul Öğretmeni olmuş. Ama Edirne'den henüz mezun olmadan girdiği sınavla Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca bölümünün sınavını kazanarak Ankara'ya gitmiş.

Enver abinin bu anısını daha nice uzun ömürler dilediğim Ailemizin bilgesi Gönen ablama anlattım. Tabii o Enver abiyi anımsayamadı ama ona selam ve sevgilerimi iletmemi istedi benden. Buradan Enver abiye ablamın selam ve sevgilerini iletiyorum. Ve bu hikayeyi bana anlattığı için Enver abiye teşekkürlerimi sunuyorum huzurunuzda.

2- İkinci Anı: Babamın 1969 Aralığında İstanbul'da kalp krizinden ölümünden sonra Annem Fatma Güzey ve Özden Güzey Abim 1970 yılının bir Haziran gününde yanlarına beni de alarak Bigadiç'e geri döndüler. Ve o sırada Bigadiç'te henüz Lise olmadığı için beni Balıkesir Lisesi'ne yatılı verdi Annem.  Abim buraya gelmeden hemen önce, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun olmuş ve üstüne o sıralarda yeni açılan İşletme İktisadı Enstütüsünden de mezun olarak iyi bir eğitim görmüştü ve İstanbul'da "Moderno" adlı bir deterjan fabrikasında satış müdürü olarak çalışmaktaydı. Özden abim Bigadiç'te arkadaşlarının da teşvikiyle o sırada yeni yapılmış olan Belediyenin Sinema ihalesini girdi ve ihaleyi kazanınca da Moderno'daki görevinden ayrılıp Bigadiç'e yerleşti.

İşte o sıralarda Enver abinin elindeki bir senedi kırdırmaya ihtiyacı varmış ve senedi veren kişiye bu taleple başvurmuş. Ama senedi veren kişi erken ödemeyi kabul etmeyince o sırada tesadüfen orada bulunan abim, Enver abinin üzüntüsünü görüp devreye girmiş ve  "Üzülme Enver, senedi Ziraat Bankasına götür, müdürle görüş, benim adımı söyle. Bankanın işi senet kırmaktır zaten. Onlar sana parayı verirler" demiş. Bunun üzerine Enver abi para sıkıntısını halletmiş. 

Enver abi bu anıyı da çok duygulanarak anlattı ve abime hep dualar ettiğini söyledi. Çok teşekkürler Enver abi...

3- Üçüncü anı da babam Zeki Güzey ile ilgili. Babam Bigadiç'e 1952'de Binbaşı rütbesi ile Askerlik Şubesi başkanı olarak tayin olmuş. Annemle burayı sevip buraya yerleşmişler ve Deprem sonrası Belediye tarafından satışa çıkarılan Deve Yatağı olarak anılan bölgedeki parsellerden bir tane satın almışlar ve Babam sonradan Ankara'ya tayin olsa da annem çocuklarla Bigadiç'te kalmışlar ve o arsaya gönüllerine uygun bir ev yapmışlar. Babam Ankara'daki görevinden 1960'da emekli olduktan sonra Bigadiç'e yerleşmişler kalıcı olarak. İşte, babamın emekliliğinde o sırada öğretmen açığı olduğu için Ortaokul'da ona Matematik ve Tarım dersi öğretmenliği vermişler. Bigadiç'te 1949 doğumlu olup da ortaokulda okuyan insanların nerdeyse tümü Babamın öğrencisi olmuş. Enver abi de üçüncü olarak bundan bahsetti bana. 

Babamla ilgili şimdi anlatacağım anı Enver abi ile ilgili değil. Öncelikle şunu söyleyeyim, görüştüğüm 1949 doğumlu abilerin tümü babamın çok yumuşak biri olduğunu ve öğrencilerinin bu yumuşaklığı hep suistimal ettiğini itiraf etti bana. Başka bir abi iki ay kadar önce şunu anlatmıştı: Tarım dersi ile ilgili babam öğrencilerden, okulun bahçesinde öğrenciler için ayrılan bölümde istedikleri çiçek ya da sebzeyi dikmelerini istemiş. Çocuklar bu bitkilerin bakımından sorumluymuşlar. Ancak öğrencilerden biri diktiği soğana iyi bakamamış olacak ki, soğan kurumuş. Bunun üzerine sınav zamanı uyanık öğrenci evin bahçesinden söküp getirdiği soğanı kendi diktiği solmuş soğanın yerine yerleştirmiş. Babam toprağın durumundan bunu anlamış ama o zamanlar öğretmenlerin genellikle uyguladıkları dayak yöntemi yerine hiç sesini çıkarmamış ve normal notu vermiş çocuğa ama bu durumu çocuğun babasına anlatıp sorunu ona havale etmiş. Maalesef o zamanlarda babalar da çoğu öğretmenler gibi terbiye aracı olarak dayağı kullanmayı tercih ediyorlarmış. Hikayeyi bana anlatan abi gerekli terbiyeyi babasından fazlasıyla aldığını söylemişti.

Eski insanlar daha mı güzel insanlardı, ya da bizler mi değişen koşullara uyum gösterip naif özelliklerimizi yitirdik bilemiyorum. Yalnızca aileme ait olanlar değil, eskilere ait tüm anılar bana büyüklerimizin bizden daha iyi insanlar olduklarını gösteriyor sanki... Ne dersiniz ?

Çok sevgiler...

Eyüp Rıza Güzey

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Diğer Web Sitelerimiz