Bilge insan davranışı

Bilge insan davranışı / Dr. Yılmaz Ergut / Bir zamanlar Bigadiç / Bilgi Peşinde / İyiliğe iyilikle cevap vermek, normal bir insan davranışıdır, iyiliğe kötülükle karşılık vermek ise nankör bir insan davranışıdır. Kötülüğe kötülükle karşılık vermek, sıradan bir insan davranışıdır, kötülüğe iyilikle karşılık vermek ise bilge bir insan davranışıdır; Çok zordur ve herkes yapamaz. Ben kendi adıma, yapamıyorum.

Bilge insan davranışı

İyiliğe iyilikle cevap vermek, normal bir insan davranışıdır, iyiliğe kötülükle karşılık vermek ise nankör bir insan davranışıdır.
Kötülüğe kötülükle karşılık vermek, sıradan bir insan davranışıdır, kötülüğe iyilikle karşılık vermek ise bilge bir insan davranışıdır;
Çok zordur ve herkes yapamaz. Ben kendi adıma, yapamıyorum. Bunun için, ön yargılarımızdan arınmamız, içimizdeki kin, nefret ve intikam gibi zehirlerden kurtulmamız ve yüksek bir ruha sahip olmamız gerekir. Üstelik böyle bir ruha sahip olmak, para ve sosyal statüden bağımsızdır.

Hikaye,1950-1951 yıllarında yaşanmış:
Romanlar, serin olduğu için Bigadiç'in Yukarı Çamlı Köyü'nde kamp kurmuşlar. Üç ayak, Maşa, Gelberi gibi ev aletleri yapıp satıyorlarmış. Yaz bitip Bigadiç'e dönerlerken, Aşağı Çamlı Köyü'nde sağanak yağmura yakalanmışlar. Köy odasına girip, konaklamak istemişler. O zaman, köyün kabadayısı olan Çakır İsmail; Romanları, köy odasına sokmamış. 'Burası Roman odası değil, misafir odası' demiş.
Yapma-etme deyip yalvarsalar da, dinlememiş; zavallılar, çoluk çocuk o yağmurda gitmek zorunda kalmışlar.

Ertesi yıl,Çakır İsmail,yanında bir arkadaşı ile birlikte, Kırkağaç ve Gelenbe'ye takas (Trampa) yapmaya gitmiş. Katırlarına ceviz ve kestane yükleyip, Kırkağaç'ta zeytin ve zeytin yağı ile trampa yapmışlar.
Dönüşte Gelenbe'nin oralarda, sis'e yakalanmışlar ve kaybolmuşlar. Vakit, gece olmuş. Dağ başında bir ışık görmüşler, oraya yönelmişler. Vardıklarında, bir de ne görsünler; bir yıl önce köyden kovdukları romanlar, kamp kurmuş; o ışık, onların ışığıymış. 

Romanlar, Çakır İsmail'i hemen tanımışlar. 'Ooo.hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, hangi rüzgar attı sizi buralara’ demişler. Hemen, sofra kurmuşlar. Onlar için çok değerli olan, horozlarından birini kesip, sıcak yemek hazırlamışlar. Taze çay demlemişler. Hayvanlarına yem ve su vermişler. Bir yıl önceki olaydan, hiç bahsetmemişler. Çadırlardan birini boşaltıp bunlara tahsis etmişler. Tertemiz yataklar ve çarşaflar açmışlar. Ertesi Sabah kahvaltı hazırlayıp, yolcu etmişler. 

Çakır İsmail, köye gelince şöyle demiş; 'Yer yarıldı, yerin dibine girdim. Keşke Allah canımı alsaydı da, bu utancı yaşamasaydım. Bu olay, beni öldürür'

Biz çocukken; akıllı telefonlar, bilgisayarlar, televizyonlar yoktu. Akşamları ana-babalar çocuklarına; dede-nineler torunlarına masallar ve hikayeler anlatır, onları eğitmeye çalışırdı. Değişen dünya ile birlikte; ne çocuklar masal ve hikaye dinler; ne de,ana-babalar, böyle şeyler anlatır oldu. 

Tibet'e gidip Budist olan; -şu an ismini anımsayamadığım- Fransız bir yazarın kitabını okumuştum. Budizm; insan ruhunu; kin, intikam, öfke, kıskançlık ve hırs gibi zehirlerden temizlemek üzerine kurgulanmış bir sistemmiş. Bunu başarmak için yaklaşık 30-40 yıllık bir eğitim gerekiyormuş. 

Bunca yıllık ömrümde şunu gördüm; İnsanlar çok zeki de olsalar, çok iyi üniversiteler bitirmiş olsalar da; ruhlarını kirleten ve kendilerini mutsuz eden bu zehirlerden kolayca kurtulamıyorlar. 

Dr. Yılmaz Ergut

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Diğer Web Sitelerimiz