Evimin avlusu
Gönen Güzey Nizip Ortaokulu'nda artık üç aylık bir öğretmendir. "... O hamam fasıllarını hiç unutamam. Her kadın, yanında üç-dört çocuğunu, hattâ artık büyümüş sayılabilecek erkek çocuklarını da götürür ; onları yıkadıktan sonra, üstlerinden çıkan çamaşırlarını yıkar ; acıkınca, hep beraber oturup dolmalar, içli köfteler, kavun karpuzlar yerler (tabii, çiğ köfte yoğrulduğu da olur); sıra en son kendisine gelirdi. " Sevgiler Eyüp Rıza Güzey Bilgi Peşin
Kış Başlıyor
Havalar soğumaya başlamıştı. Ev sahibimin fazla bir sac sobası varmış. Onu verdi. Odama kurdum. Sokaklarda oduncular eşek sırtında odun satarlardı. Kapının önünden geçen bir oduncudan, birkaç eşek yükü odun alıp evimin boş olan odasına taşıttım. Akşamları sobamda yanan odunların çıtır çıtır sesini dinleyerek yazılılarımı okurdum. Her akşam bir sınıfın yazılısını okur ya da defterlerini düzeltirdim. Bazı akşamlar ev sahiplerim çağırırdı. Onlara giderdim. Yazılılarımı da götürürdüm yanımda.
Evimin Avlusu
Ev sahiplerimle aynı avlunun içinde oturuyorduk. Eski Anadolu evlerinin pek çoğunda olduğu gibi, sokaktan, büyük bir tahta kapıyla giriliyordu avluya. Avlu, evin en çok yaşanan yeriydi. Ceviz sucukları, tarhanalar, salçalar hep orada yapılırdı. Bu avluda onlarla bir arada olmak çok hoşuma gidiyordu.
Ama, bana zor gelen bir tek şey vardı: Geceleri, hele yağmurda çamurda, evimden çıkıp avlunun bir ucundaki tuvalete gitmek. Bir defasında gece yağmurda avludan geçerken ayakkabımın teki çamura saplanmıştı. Ben yalınayak çamura basmış; sonra geri dönüp çamurlu ayağımla ayakkabımı giymiştim.
Bütün ev halkı aynı tuvaleti kullanıyorduk. Ev sahiplerim yedi kişiydi bir de ben. En büyüğü on yaşında dört erkek çocukla artık ne kadar temizlik olabilirse... Tuvalet daracıktı. Hep elim kolum duvarlara çarpardı. Duvarlar toprak sıva olduğu ve tavandan da su aldığı için yağmurlu havalarda giyeceklerimin kolları illa lekelenirdi.
Neyse ki, o evde sadece bir sene oturdum. İkinci sene, yine bizim ev sahibine ait başka bir bölüme taşındım. Orada tuvalet evin içindeydi.
Hamam Sefası
Evimde yıkanacak bir yerim olmadığı için, hamama gidiyordum. O hamam fasıllarını hiç unutamam. Her kadın, yanında üç-dört çocuğunu, hattâ artık büyümüş sayılabilecek erkek çocuklarını da götürür ; onları yıkadıktan sonra, üstlerinden çıkan çamaşırlarını yıkar ; acıkınca, hep beraber oturup dolmalar, içli köfteler, kavun karpuzlar yerler (tabii, çiğ köfte yoğrulduğu da olur); sıra en son kendisine gelirdi.
Akşama doğru insanlar, piknikten döner gibi evlerine dönerlerdi. Yalnız, saçlarını özel bir kille yıkıyorlardı. O saçlar ipek gibi, pırıl pırıl olurdu. Bir çeşit toprak, nasıl oluyor da, böylesine güzel temizliyordu ? Buna hâlâ şaşarım.
Temiz Bir Lokanta İle Anlaştım
Yemek işini, temiz bir lokantayla anlaşarak hallettim. Bir çocuk her gün sefertasıyla iki kap yemek getiriyor, bir önceki günün boşalan kaplarını alıp götürüyordu. Ne alış - veriş yapıyordum, ne de bulaşık yıkıyordum. Çamaşırlarımı bir komşu, kendi evinde yıkayıp, ütüleyip getiriyordu. Onun paraya ihtiyacı vardı, benim de zamana...
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com