Kuralar çekiliyor Nizip
Gönen Güzey'in anılarından bir kesit daha: " Sıra bana geldi. Kuramı çektim: Nizip Ortaokulu. Ne çığlık attım, ne de ağladım. Bir atlas bulup, Nizip'in neresi olduğunu öğrendim... " Keyifle okumanızı dilerim. Sevgiler Eyüp Rıza Güzey Bilgi Peşinde
Bir vardı Bir Yoktu
“Bir varmış, bir yokmuş...” diye başlar masallar. Ben küçük bir değişiklik yaptım. Anlatacaklarıma “bir vardı, bir yoktu...” diye başlıyorum. Çünkü onların hepsi gerçekten yaşandı.
Anı Defteri
1961'de Gazi Eğitim Enstitüsü'nün son sınıfında öğrenciydim. Bir gün derste hocamız Fehmi Baldaş bize "Çocuklar dedi, yarın öbür gün hepiniz öğretmen olup, memleketin dört bir yanına dağılacaksınız. Size tavsiye ederim, gittiğiniz yerlerde mutlaka günlük tutun. Böylece hem eliniz yazı yazmaya alışır, hem de yazdıklarınız ilerde belge olarak işinize yarar."
Onun sözünü dinleyip, kendime ciltli, kalın bir defter aldım ve ilginç bulduğum ya da beni etkileyen olayları not etmeye başladım. Bir yandan da "belki bunları bir gün kitap haline getirebilirim ya da en azından bir dergide anı dizisi olarak yayınlatabilirim" diyordum. İki üç sene boyunca bir şeyler yazdım, durdum. Sonra bu hevesim kayboldu.
Bir süre önce defterim elime geçti. Gazi Eğitim' de kuralarımızın çekildiği gün yazdıklarımı okudum. Duygulandım. Hoşuma da gitti. Birdenbire, içimde yeniden yazma isteği duydum. Ama bütün hayatımı değil de, sadece öğretmenliğimin ilk yıllarını kaleme almaya karar verdim. Çünkü yalnız onlar bende en çok iz bırakanlardı ve yalnız o yıllara ait olan anılarım başkalarıyla paylaşılmaya değerdi.
Kuralar Çekiliyor
O sabah yatakhanede her zamankinden farklı bir telaş vardı. Dolaplar boşaltılıyor, bavullar hazırlanıyordu. Koridorlarda insanlar koşuşup duruyordu. Bir çoğumuzun ana babaları da gelmişti memleketlerinden. "Anneler, babalar yanımızda olunca daha iyi yerleri mi çekeceğiz" dedim kendi kendime.
Tören için okulun yemekhanesinde toplandık. Hepimiz çok heyecanlıydık. Kuralar çekilip gideceğimiz yerler yüksek sesle okundukça; önce bir çığlık duyuluyor, arkasından ağlama sesleri geliyordu. Oysa hepimiz biliyorduk ki, öğrenimlerini parasız yatılı okullarda yapmış olanlar için ‘mecburi hizmet’ diye bir şey vardı. Ve artık neresi çıkarsa, bahtımıza. Gidip çalışacaktık.
Sıra bana geldi. Kuramı çektim: Nizip Ortaokulu. Ne çığlık attım, ne de ağladım. Bir atlas bulup, Nizip'in neresi olduğunu öğrendim. Meğer Gaziantep'in ilçesiymiş. Sonra haritada, trenle nerelerden geçilerek gidileceğine baktım. Epeyce uzun bir yoldu. "Şu andan itibaren hayata atılıyorum. Yeni bir sayfa açılıyor önümde" diye düşündüm. Metin olmaya çalışıyordum.
Rapor
Törenden sonra yatakhanede hepimiz gideceğimiz yerler hakkında konuşuyorduk. Kimimiz ağlıyor, kimimiz onları teselli ediyordu.
O sırada bir arkadaşımızla annesi ve babası içeriye girdiler. Sevinçten uçuyorlardı. Annesi "Biz tayinimizi Trabzon'a çıkarttık" dedi. "Ya, öyle mi? Nasıl yaptınız bunu?" diye sorduk. "Rapor aldık" dedi gülerek. "Sağlık durumu ancak tam teşekküllü bir devlet hastanesinin bulunduğu, deniz kenarındaki bir şehirde yaşamasına elvermektedir" diye yazıyormuş raporda.
Arkadaşımın yüzüne baktım. Gözlerini kaçırdı. Utanıyor olmalıydı. Aslında ruhlu bir kızdı. Severdim onu. Oturur, uzun uzun sohbetler ederdik. Ama o anda birden gözümden düştü; hatta kendisini küçük gördüm bile diyebilirim.
Sapasağlam kızları için hasta raporu alan anne babaya da, o raporu veren doktorlara da, bu raporun alınmasına müsaade eden arkadaşımıza da yazıklar olsun dedim içimden.
Hayata atıldığımız ilk gün, daha doğrusu hayata açılan kapının henüz eşiğindeyken böyle bir hileye tanık olmuştuk. Daha sonraki yıllarda benzerlerine rastladıkça hep bu olayı hatırlamışımdır.
Bavul
Hemen, maaş alabilmemiz için Ankara'nın bir okuluna geçici olarak tayin edildik. İlk maaşımla kendime deriden, hafif bir bavul aldım, taşıması kolay olsun diye. Akşam, yatakhaneye yeni bavulumla döndüm. Eşyalarımı özenle içine yerleştirdim. Eskisini boş olarak dolabımın üstünde bıraktığımı gören bir arkadaşım, onu benden istedi. Memnuniyetle verdim. Biraz sonra baktım, o da kendi bavulunu bizim yatakhanede çalışan hizmetliye vermiş, teyzecik sevinerek gidiyor. O gün üçümüzün de yeni birer bavulu olmuştu.
Ertesi gün hepimiz birbirimize ‘başarı ve mutluluklar’ dileyerek veda ettik. Aslında veda ettiğimiz, yalnız arkadaşlarımız değil, babamın deyimiyle "ekmek elden, su gölden" , sorumsuz yıllarımızdı. Bundan sonra, para kazanmanın ne demek olduğunu öğrenecektik. Göz yaşlarımızın nedeni belki de, asıl şimdi başlayan gerçek hayat karşısında duyduğumuz korkuydu.
Elbise
En kısa zamanda, göreve başlamam gerekiyordu. Hazırlıklarımı yapmak üzere ailemin yanına gittim. İlk işim, kendime uzunca etekli, uzunca kollu, kapalı yakalı bir elbise dikmek oldu. Güneydoğu’da havaların çok sıcak olduğunu biliyordum. Ama yine de oralarda dikkat çekmeyecek şekilde giyinmek için böyle bir model seçmiştim. Annem sandığına, gerektikçe kullanmak üzere kumaşlar alır, koyardı. Onlardan birini çıkarıp beraber dikiverdik. Hiç unutmuyorum, krem rengi bir poplindi. Sonra gidip saçlarımı kestirdim. Elbisemin renginde alçak topuklu ayakkabılar da aldım. Ağırbaşlı bir öğretmen hanıma benzemiştim.
Annem, babam “ Biz de seninle gelelim. Biraz eşya da götürürüz. Seni yerleştirir, döneriz” dediler. Ama ben kabul etmedim. “Sağ olun, beni bugüne kadar okutup, yetiştirdiniz. Bundan sonra hayatımı kendi emeğimle kuracağım” dedim. "Peki" dediler, ısrar etmediler. Ayrıca oralara eşya taşımak yerine, maaşlarımla yavaş yavaş almayı tercih ettiğimi söyledim . Onu da akla yatkın buldular.
Annem "Gidince lazım olur" diyerek yatağının altından iki yüz lira çıkarıp verdi. O yatağın altında her zaman, başımız sıkıştıkça imdada yetişecek bir para bulunurdu. 1961'de iki yüz lira, benim maaşımın aşağı yukarı yarısı ediyordu. Göreve başlayınca yolluklarımızı da alacaktık. Hepsi birden yeter de artardı bile.
Yolculuk
Bir elimde bavulum, bir elimde mandolinim, yola çıktım. Mandolinimle öğrencilerime fransızca şarkılar öğreterek, derslerimi daha sevimli hale getirecektim. Babam beni Balıkesir'den trene bindirdi. Yolculuğum posta treniyle iki gün, iki gece sürecekti. Kompartımanın penceresinden babama uzun uzun el sallayıp yerime otururken; "Gönen, dedim kendi kendime, bu yolculuğu bir daha asla yeniden yapamazsın. Onun için her saniyesini iyi değerlendir". Ve her ânın tadını çıkarmak, bol bol düşünmek için, yol boyunca hiç uyumamaya karar verdim.
Gündüzleri çoğunlukla koridorun pencerelerinden başımı dışarı çıkarıp, uçsuz bucaksız manzarayı, tarlaları, yeşillikleri, dereleri, köy evlerini seyrettim. Ağaçların yapraklarının hışırtısını, arada bir trenin insana hüzün veren düdük sesini dinliyor; bütün bu güzellikleri içime sindirmeye çalışıyordum. Yoruldukça içeriye girip yolcularla ahbaplık ediyordum.
Kompartımanda altı kişiydik. Tren, istasyonlarda durdukça inip, çeşmelerden şişelere su dolduruyor; el, yüz yıkayıp serinliyorduk. Etrafta koşuşan, ya da trene binen satıcılardan, yiyecek bir şeyler alıyor, birbirimize ikram ediyorduk. Yolculuğum güzel geçiyordu.
Geceleri ise, dışarda simsiyah, ürkütücü bir karanlık vardı. Tek tük, sönük ışıklar bize doğru yaklaşıyor, sonra yeniden uzaklaşıyordu. Trenin, gündüz pek farkına varmadığım sarsıntısını gece daha çok hissediyordum. Çocukluğumdan beri trenle çok yolculuk yaptım. Severim bu sarsıntıyı. Ayrıca tekerleklerin raylar üzerinde çıkardığı uğultu da bana müzik gibi gelir. Trenin müziği ...
İki gece boyunca bu müziği dinleyerek ve karanlığı seyrederek uzun uzun düşündüm. Yirmi üç yaşındaydım. Bilmediğim yerlere gidiyordum. Acaba beni neler bekliyordu, başıma neler gelecekti?
Korkuyordum. Kendimi sakinleştirmeye çalıştım, öğütler verdim.
Sonunda "Gönen, dedim kendi kendime, rahat ol. Hayat sana ne sunarsa onu yaşayacaksın. Başka çaren yok. Sen sadece elinden geleni yap, sonucunu merak etme". Bu düşünce bana büyük bir huzur verdi. Birdenbire kuş gibi hafiflediğimi hissettim. Güneş ikinci kez doğarken, bütün korkularım gitmiş, yerlerini ümit ve cesarete bırakmıştı. Sahneye çıkmadan önce, rolünü son kez tekrarlayan bir oyuncuya benziyordum. Artık sahneye çıkabilirdim.
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com