Hepimiz engelli olabiliriz
Hepimiz engelli olabiliriz / Erhan Oktay / Gururum Bigadiç/ Bilgi Peşinde / www.bilgipesnde.com / Engelli olmak hiçbir zaman kişilerin tercih ettiği bir durum değildir. Engel bir tercih değil mukadderattır. Kaderdir, oluştur, tecellidir. Yani kimimiz doğuştan, kimimiz daha sonraki yaşantımızın her hangi bir zaman diliminde çeşitli sebeplerle engelli olabiliyoruz. Önemli olan engelli olmak değil, engellere rağmen engelleri aşmaktır.
HEPİMİZ HER AN, ENGELLİ OLABİLİRİZ
Engelli olmak hiçbir zaman kişilerin tercih ettiği bir durum değildir. Engel bir tercih değil mukadderattır. Kaderdir, oluştur, tecellidir. Yani kimimiz doğuştan, kimimiz daha sonraki yaşantımızın her hangi bir zaman diliminde çeşitli sebeplerle engelli olabiliyoruz. Önemli olan engelli olmak değil, engellere rağmen engelleri aşmaktır. Önemli olan engelli olmak değil zihnen, vicdanen ve kalben engelli olamamaktır.
Engellilere toplum olarak ve devlet olarak sahip çıkmak tüm engellerinin aşılmasında devlet desteğinin ve güvencesinin sağlanması Anayasamızın 2. Maddesinde yer alan “ Laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin ” ilkeleri gereği yani sosyal ve hukuk devletinin gereğidir. Birleşmiş Milletler tarafından 3 Aralık 1992 yılından bu yana her yıl 3 Aralık Dünya Engelliler Günü olarak kutlanmaktadır. Engellilerimizin asıl sorunu, onların engelli olmaları değil, onları engelli olarak görerek yardımcı ve destek olmak, insaniyet adına yardımlaşma ve insanlık elini uzatmak yerine onları görmemek, onlara her alanda engel olmak ve onları engellemektir.
Dünya nüfusunun 8,5 milyar olduğu düşünüldüğünde ve dünya nüfusunun 1 milyar 550 bininin engelli olduğu değerlendirildiğinde, engelli oranın oldukça yüksek olduğu ve her an, her birimizin engelli olabileceği anlamı da taşımaktadır. İnsanoğlu olarak günlük yaşantımız içerisinde çoğu zaman yaşadığımız stress ve gergin iş ortamları içerisinde sağlığımızın bize bahşedilen çok kıymetli ve paha biçilmez bir hazine olduğu gerçeğini görememekteyiz. İnsanın yürüyebilmesi, koşabilmesi, nefes alabilmesi, görebilmesi, duyabilmesi bizlere yaşamımız esnasında sanki verilmiş birer büyük armağanlar zinciri gibidir.
Engelli olmakla ilgili çok çarpıcı örnek vermek istiyorum. Franklin Roosevelt; Amerika Başkanı, 1921 yılında Amerika’da çocuk felci salgını başlıyor. Amerika’nın dört bir yanında millet sapır sapır çok trajik bir şekilde çocuk felcinden ölüyor. Bu arada hasar sadece bununla kalmıyor tabii ki, çocuk felcinden engelli kalanların sayısı da oldukça fazladır. Amerika kısacası kan ağlıyor, Roosevelt’ de; 1921 yılında 39 yaşında olmasına rağmen çocuk felcine yakalanıyor ve bundan çok ağır bir şekilde nasibini alıyor, hastalığı yeniyor, ancak engelli kalıyor, iki bacağı tutmuyor, ayakta durma ve yürüme fonksiyonlarını tamamen kaybediyor.
Franklin Roosevelt; bilindiği üzere Amerika’nın en uzun dönem Başkanlık yapan ve en sevilen dört Başkan’ından birisidir. Amerika’da hiçbir Başkan iki dönemden fazla Başkanlık yapamamıştır. İsteği ve iradesi dışında, hiç beklenmedik bir şekilde bu talihsiz hastalık sebebiyle tekerlekli sandalyeye geri kalan hayatı boyunca mahkûm olmuş bir insandır artık. Ancak azmin ve azmetmenin zaferine inanan bir insandır o ve hiçbir engeli kendisine engel olarak görmemiştir. Hatta engelli haliyle bile, Başkanlığı sırasında, ayağa kalkarak çok geniş kitleler önünde politik konuşmalar yapmış, ancak ömrünün geri kalan kısmında hiçbir zaman tekerlekli sandalyeden kurtulamamıştır.
Şu an aklıma gelmişken en çarpıcı ve talihsizlik yaşanan başka bir örneği de sizlere yazmak istiyorum. Andrea Bocelli; İtalyan tenor, söz yazarı, piyanist, besteci ve albüm yapımcısıdır. Andrea Bocelli; henüz beş aylıkken doğuştan glokom (göz tansiyonu) teşhisi konmuş ve yaşamında ayrılmaz bir bütün olan futbolla yatıp kalkmaktadır. Ancak bir gün futbol müsabakasında düşerek kafasını vurur ve beyin kanaması geçirir, bunun ardından maalesef o olaya kadar var olan görme fonksiyonlarını kaybeder, 12 yaşında iki gözü birden tamamen kör olur. Böylelikle o üzücü hadiseden sonra görme engelli olur. Ama azmin ve mücadelenin zaferine inanan başarılı ve parlak bir insan olma özelliğini ve inancını asla kaybetmez. Görmediğim için futbolcu olamam ama müzisyen olabirim der ve mücadeleyi asla bırakmaz kaldığı yerden hayat mücadelesine devam eder, bildiğimiz üzere şu an itibarıyla dünyanın birinci sırasında yer alan tenörü olmayı başarır. İşte hayatın ne göstereceğinin belli olmadığı ve kestirilemeyeceği önemli enstantanelerden bir tanesi daha. Sizlere burada yeri gelmişken çok fazla örnek vermek isterim ama daha fazlada zamanınızı almak ve başınızı ağrıtmak istemem.
İnsanın ses diye bir şeyi hayatı boyunca tanıyamamış olması dünya ile iletişimini sağlayan en önemli fonksiyonunun olmaması, bunun yabancılığını ve eksikliğini yaşamı boyunca çekmesi ve bundan sonraki yaşamı boyunca da çekecek olması ne kadar üzüntü verecek ve eksikliği derinden hissedilecek çok önemli bir durumdur. Böyle bir durum, bizlerin yaşamış olduğu bir sağlık ve engel sorunu olsaydı böyle olumsuz koşullarda acaba ne hissederdik. İnsan olarak, empati yaparak aynı şeyleri bir an bile olsa yaşamak zorunda olduğumuzu değerlendiriyorum. Engelli insanlarımıza vatandaşlarımıza engel olmak yerine her zaman destek ve yardımcı olmalıyız hiçbir zaman unutmamalıyız ve kabul etmeliyiz ki, her birimiz her an engelli adayıyız. Hayatımızın her anında birkaç saniye sonra ne yaşayacağımızı bilemiyoruz. Belki geçireceğimiz kaza ya da patlama sonrasında ayaklarımızı gözlerimizi işitme organlarımızı ya da uzuvlarımızı kaybedebiliriz.
Hakkâri’de ve Diyarbakır’da İç Güvenlik Bölgelerinde yıllarca çalıştım, görev yapmış olduğum süreç içerisinde mayına basan hayatını kaybeden pek çok askerlerimize şehitlerimize çok yakından tanık oldum, gaziler gördüm bombanın şarapnel etkisiyle iki gözünü ve bir kulağını kaybeden, aynı anda iki kol ve iki bacağını kaybeden ama yine de “ Vatan Sağ olsun komutanım ” diyen vatan evlatlarını gördüm. Tabii ki, bir insan olarak bunlar beni yıllarca üzdü, halende üzmektedir. Tabi hangi insanı üzmez ki ? Ancak sadece üzülerek ve bu olayları içimize atarak kapatmamalıyız.
Engellilerimizin engellerini kaldırmaya yönelik her adımı devletçe ve milletçe, insani ve vicdani olarak atmalıyız, kendimden örnek verecek olursam ben engelli insanlarımıza destek olmak, onların bütün engellerinin kaldırılmasına yönelik gerek kanuni düzenleme yapılması, gerek sosyal haklarının ve imkânlarının iyileştirilmesi, gerekse sosyal yaşama kazandırılarak birer sosyal varlık olduklarının hissettirilmeleri ve bu hazzı yaşama imkânlarının sağlanmasına katkıda bulunmak için çalışmalar yaptım ve adımlar attım.
3 Aralık Dünya Engelliler Günüdür; bu önemli günde, engelli insanlarımızı anlayabilmek ve sinerji oluşturmak açısından oldukça büyük öneme sahiptir. Çünkü engelli vatandaşlarımızın günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunlar sadece engellilerin değil, aslında hepimizin toplum olarak top yekûn sorunumuzdur. Günümüzde gerek sosyal yaşamda, gerekse iş yaşamında kendilerine çok zor yer bulan ve yaşamın birçok alanında çeşitli “engeller” ile karşılaşan engelli insanlarımızın farkına varmak ve onlarla birlikte yaşadığımızı unutmamamız gerekmektedir. Bu nedenle, fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan sağlıklı olma hali olarak tanımlanan sağlığın korunması ve geliştirilmesi için büyük çaba sarf edilmelidir.
3 Aralık’ın Dünya Engelliler Günü olarak kutlanması elbette ki çok önemli, ancak engelli vatandaşlarımızı sadece yılda bir gün hatırlamak ve sonrasında unutmak doğru bir yaklaşım tarzı değildir. Engelli vatandaşlarımız için, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kamu otoritelerince alınacak önlemlerin, tedbirlerin ve yapılacak organizasyonların, sivil toplum örgütlerini de içine alacak biçimde daha da yaygınlaştırılmasını ve somut adımların mutlak suretle atılmasını temenni ediyorum.
Tüm ülkemiz insanının 3 Aralık Engelliler gününü kutlar, tüm engellerin aşılarak ve kaldırılarak engelsiz, huzurlu, mutlu ve sağlıklı yaşamlar dilerim.
Erhan Oktay
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com