Zarar gelmez değil mi?

Zarar gelmez değil mi? / Yaşama Dair / Nejdet Özer / Bigadiç / Öğretmenliğimin 7 yılını beş sınıf birarada dağ köylerinde geçirdim. Kente uzak, zorluklar ve de yoksulluklar içinde yaşam mücadelesi veren insanlardı. Samimiydiler, sıcak ve sevecendiler, paylaşmayı ve yardımlaşmayı, dayanışmayı koşulsuz yaparlardı.

"Sana zarar gelmez değil mi?"

Bugün biraz eskilere gideceğim.
         
Öğretmenliğimin 7 yılını beş sınıf birarada dağ köylerinde geçirdim. Kente uzak, zorluklar ve de yoksulluklar içinde yaşam mücadelesi veren insanlardı. Samimiydiler, sıcak ve sevecendiler, paylaşmayı ve yardımlaşmayı, dayanışmayı koşulsuz yaparlardı. Diğer bir deyişle kollektif bir yaklaşımdı bu. Kapitalize ilşkiler böylesine yoğun değildi.

Geçim kaynakları genelde tarım, hayvancılık ve orman ürünleriydi. Biz öğretmen okulu mezunları bu işlere yatkın yetiştirildiğimiz için elimiz yatkındı bu işlere. Diyelim ki kasabaya iniyorum ya da ders sonrası canım sıkılıyor. Hemen tarlada çalışan köylülerin yanına varıyor, kolay gelsin deyip ne iş yapıyorlarsa çalışmaya başlıyorum. Tütün yapıyorlarsa karık çekiyorum veya tütün dikmeye başlıyorum, ekin biçiyorlarsa ekin biçmeye başlıyorum. Hocamız da çok çalışkan ha, her iş de elinden geliyor diye methiyede bulunuyorlar. Diyelim ki; öğle arası ya da akşam üstü köy içine girdim, (okullar köyün dışında idi) fırından ekmek çıkarıyor kadınlar, merhaba dememe bile gerek kalmadan hoca gel, senin karnın açtır deyip çabucak sofra hazırlarlar, bir de çay demlerler.Bizim halkımız daha bir güzeldi ve de genetiği bozulmamıştı.

Hafızam beni yanıltmıyorsa yıllardan 1978 idi. Saat 3.15 te ders bitişi çocukları gönderip lojmandaki evime çekildim. Politik mücadelenin tam göbeğinde olduğum dönemler. Evimde dökümanlar var, hatta teksir makinem var. Yanıma baylı bayanlı arkadaşlar gelip gidiyor, misafirim oluyorlar. Onları köylülerden hiç kıskanmıyorum. Bir yirmiüç nisanda bayram kutlamasında tiyatro bile organize ediyoruz birlikte. Arkadaşlarımı da kadınıyla erkeğiyle seviyorlar ve yine bekleriz diyorlar. Güzel ve samimi günlerdi. Özlediğimi söylemeliyim.

78 Baharı, muhtemelan nisan-mayıs ayları. Evde çay demledim ve kitap okumaya başladım. Saat 5 civarı hoca hoca diye bağırıyor birisi. Sesinden tanıdım, Şevket bu dedim. Hemen balkona çıktım, baktım soluk soluğa yokuşu çıkıyor. Kendini çimenlere atarken hele gel aşağı az konuşalım diyor nefes nefese. Bir şeyler olmuştu belli, hemen indim. Kesik kesik anlatmak istiyor, biraz da ürkmüş sanki. Dur, konuşma az dinlen hele diyorum, sonra anlatırsın.

Biraz rahatladıktan sonra olayı anlatıyor. Köyle ana asfaltın arası 8 km falan, yokuş ve patika yoldan çıkılıyor. Asfalt kenarında bir tarlası var, orada çalışıyorlar. Köy ayrımlarını siviller ve jandarma tutuyor, tam bir hareketlilik var. 

Meğerse ilçede olay olmuş. İki kişi bir araba ile ana caddede bir esnaf dükkanına giriyor, elinde silah, çıkar paraları diyorlar. Adam bir deste parayı çıkarıyor ve veriyor. İçinden benzin parası kadar para alıp gerisini veriyorlar ve sakın sesini çıkarma, kes sesini deyip arabalarna binip gidiyorlar. Onlar gidince adam, soyuldum diye yaygarayı koparıyor. Ne kadar taksi, jip varsa peşlerine takılyorlar. Daha sonra adamlar tali yola sapıyorlar. İlçedeki jip ve taksiler de peşinden elbette ama peşindekiler ve batağa saplanıp kalıyorlar.. Öndekiler de ormana dalıp kayboluyorlar.
        
Bunları anlattıktan sonra diyor ki; Bir an önce sana haber vereyim istedim. Sana bir zarar gelmez değil mi?

Anladım ki; zorlu koşullar altında yaşayan insanlar çok yönlü düşünme yetisine sahip oluyorlar ve sevdikleri insanı koruma altına alıyorlar.

Nejdet Özer / 30-08-2017-19.30

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Diğer Web Sitelerimiz