Hey gidi günler hey Karadeniz

Neredeyse günümüzden 80 yıl önce, 1940 yılı, Karadenizin sahilden 2-3 km içinde, denizi gören bir köydeyiz. Evler birbirine 50-150 metre uzaklıkta ve bunlar bağdadi, ahşap çerçeveli pencereli, tepesi ziftle boyanmış kimi teneke, kimi saç çatılı evler.. Hemen hemen hepsinin altı büyükbaş hayvan tahsisli kemre kokulu ahırlı ve kemerli ocağın üzerine zincirle asılmış dışı is karası bakır bakraçlar ve tavana asılı tahta yayıkları ile taş evler..

Hey gidi günler heyyy Karadeniz....

Neredeyse günümüzden 80 yıl önce, 1940 yılı, Karadenizin sahilden 2-3 km içinde, denizi gören bir köydeyiz. Evler birbirine 50-150 metre uzaklıkta ve bunlar bağdadi, ahşap çerçeveli pencereli, tepesi ziftle boyanmış kimi teneke, kimi saç çatılı evler.. Hemen hemen hepsinin altı büyükbaş hayvan tahsisli kemre kokulu ahırlı ve kemerli ocağın üzerine zincirle asılmış dışı is karası bakır bakraçlar ve tavana asılı tahta yayıkları ile taş evler.. 

Önlerindeki avlunun bir köşesinde samanlık gibi ot biriktirilen, ya da ahşap, içi mısır koçanı dolu, çoğu yerden yüksek basit kulübeler. Tavuklar için yine ahşap kümes .

Evlerin her birinin önünde köstre denilen orak, girebi, bıçak gibi aletleri bileyleyen yanındaki kolu ile çevrilen koca sarımtırak renkli tekerlek büyüklüğünde tahta ayaklarının üzerine yerleştirilmiş biley taşları ve tabii ki mısır öğütmek için kullanılan koca el değirmeni.

Kapının önüne ekilen Karalahana ve tarlada Mısır. O yıllarda neredeyse tüm Karadeniz sahili gibi, denizden baktığında görebildiğiniz sadece kıraç toprak. Ne ağaç var, ne de yeşillik.

Günümüzün Karadenizi ile o yılların Karadenizi arasında hiç bir benzerlik yok insanı ve denizi dışında. Şimdi ne balık var, ne kumsal sahiller.

Yol yok, elektrik yok. Bazı evlerin önünde 3-5 ilkiden oluşmuş 20-30 fındık ocağı. Fındığın ekonomik değeri bu gün olduğu kadar. Bu gün değer verilmiyor, o gün ise değeri bilinmiyordu. Devletin ofisi köylüden alıp yaz sonunda 50-60 lira dağıtıyor fındığı getirene.

Elektrik yoksa karanlıkta oturulacak hal de yok tabii ki; üzerinde "Sokanu vakuma", ya da kimilerine göre "Sokanu Batuma" yazan 18 litrelik gaz tenekeleri ile herhalde o dönem Gürcistan, Batum'dan ithal edilip devlet eliyle dağıtılan gaz yağı var yakıt olarak kullanılan..

Kimi zenginler bu gaz yağını alıp "idare lambaları" ile aydınlanırken, köylerde ise cam şişenin kapağındaki mantarın üzerine saplanan çamaşır teli üzerine delinip takılan bir adet fındık etrafı 15 dakika kadar aydınlatıp okula giden çocukların ders çalışmalarına, örgü ören kadınların yünlerini, şişlerini, ördüklerini görmesini sağlıyordu.

Kışın yakacak odun bulmak için yaz sonunda köylüler dağların yolunu tutar, Şimşir ağaçlarını getirirlerdi; kimini sürükleyerek, kimini sırtına koyarak ya da Katırlarla yakacak olarak getirirlerdi. Karadeniz sahili boyunca ağaç görmek o dönemde mümkün değildi.

Ne oldu, nasıl oldu da 1945'lerden sonra başta Karadeniz olmak üzere, örneğin İstanbul'daki Adalar da yeşillenip ağaçlanmaya başladı?

Adaların eski fotoğraflarına baktığınızda aynı Ege'deki adalar gibi kıraç, ağaçsız, buğday ekimi dışında bir ekimin olmadığı bir tablo ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Ağaç Karadenize de Adalara da sadece güzellik değil, hayat vermiştir. 

Kendiliğinden çoğalan Kızılağaç ve benzeri ağaçlar Karadenizin, Sarıçam türü ağaçlar ise Adaların yeşillenmesinde öncü olmuştur.

DENİZ EMİN TÜFEKÇİ
 

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Sosyal Medya Sayfalarımız

E-Ticaret Sitemiz ve Sayfa Kısa Yolu

Diğer Web Sitelerimiz