Yasemin ve Manolya

Derinden gelen yasemin kokusunu izleyerek bulmuştum Sinan ustanın oyuncakçı dükkanını. İspanya’da Barselona yakınlarındaki şirin Girona kentindeydik. Kent, gelmekte olan sıcak yazı karşılamaya hazırlanıyordu. Meydan ve yolları süsleyen görkemli manolyalar çiçeğe durmuştu. Manolya kokuyordu şehrin dar sokakları. Eski Yahudi mahallesinden inen sokağın şehir meydanına açıldığı köşedeydi Sinan ustanın dükkanı.

Yasemin ve Manolya
Derinden gelen yasemin kokusunu izleyerek bulmuştum Sinan ustanın oyuncakçı dükkanını. İspanya’da Barselona yakınlarındaki şirin Girona kentindeydik. Kent, gelmekte olan sıcak yazı karşılamaya hazırlanıyordu. Meydan ve yolları süsleyen görkemli manolyalar çiçeğe durmuştu. Manolya kokuyordu şehrin dar sokakları. Eski Yahudi mahallesinden inen sokağın şehir meydanına açıldığı köşedeydi Sinan ustanın dükkanı. Vitrinin iki yanını saran yaseminler “biz de buradayız” der gibi kokuyordu.

Küçük kızımın sürüklemesi ile girdik dükkana. Ortalık el yapımı tahta oyuncaklar ile doluydu. Dükkanın iç kısmı atölye olarak kullanılıyor, oyuncaklar orada yapılıp ön kısımda satışa sunuluyordu.
Dükkan sahibi elindeki tahta oyuncağı boyamakla meşguldü. Bizimle ilgilenmedi. Yanındaki teypten “Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime” şarkısı çalıyor usta da mırıldanarak eşlik ediyordu. Girona’da bir Türk dükkanındaydık. Kızım oyuncaklar ile ilgilenirken ustanın yanına gidip “İyi günler, kolay gelsin” dedim. Arkasını dönüp gözlüklerinin üstünden dikkatlice baktı;
-         İstanbul’dan mı?
-         Evet. Çok mu belli oluyor?
-         Bilmem öylesine attım. Belki de İstanbul hasretidir, kim bilir?
Oturmamı işaret etti. Elindeki oyuncağın boyamasını bitirene kadar konuşmadı.
-         Çay alır mısın? Yeni demledim.
-         Çok memnun olurum.
-         Öyleyse dışarıdan 3-5 yasemin çiçeği kopar getir de çayımızı taçlandıralım.
Anlamamıştım. Ama yine de kopardığım yaseminleri masaya bıraktım. Yaseminleri sudan geçirip demliğe bıraktı. “Demlendikten sonra çaya yasemin atarsan çok lezzetli olur” dedi. Gerçekten de çay, yaseminlerle farklı lezzet ve koku kazanmıştı. Oturup laflayınca oyuncakçı Sinan ustanın siyasi olaylar nedeniyle ihtilalden sonra ülkeyi terk edip kaçak yaşadığını, vatandaşlıktan çıkarıldığını, geri dönemediğini, mülteci olarak sığındığı İspanya’dan vatandaşlık hakkı kazandığını öğrendim. Baba mesleği marangozluğu kullanarak oyuncak imali ile başladığı işi büyüterek bu dükkanda sürdürdüğünü anlattı.
-         Ülkeden kaçınca her yerde yabancıydım. Yabancılık hep sürdü. Burada da insanlar kendilerinden görmek istemediler, beni. Bir tek çocuklar yapmadı o ayırımı, sevgilerini esirgemediler. O yüzden oyuncakçı oldum. Onlar için yapıyorum bunları. Onların sevinciyle mutlu oluyor, yalnızlığımı unutuyorum.
-         Ülke hasretine alışabildiniz mi?
-         Unutamadığın sürece alışmak da mümkün  olmuyor. Birkaç kez geri dönmeye niyetlendim ama yapamadım. Eskinin acıları geldi aklıma. Canımı zor kurtardığımı hatırladım. Tekrar başlamaktan korktum. 

-         Peki, neden özellikle bu kent, neden Girona?
-         Manolyalar yüzünden diyebilirim. Geldiğimde her yer, her şey yabancıydı. Bir tek, buranın manolyaları ülkem gibi kokuyordu. Daha öteye gidemedim. Kaldım buralarda.
Daha sonra şehrin hemen her yerini süsleyen manolya ağaçlarının yıllardır şehrin genç kızları tarafından ekildiğini, bu topraklarda manolya eken kızların aşka tutulacağına olan inanç yüzünden her gelinlik kızın manolya fidanı diktiğini anlattı. Meydandaki görkemli manolya ağacını gösterdi.
-         Bizde olduğu gibi, hayırlı kısmet değil aradıkları, aşka tutulmayı diliyor buranın genç kızları. Ağaç da ağaç hani. Çiçeğindeki şu güzelliğe, gurura, zarifliğe bak. Yaprakların çiçekler önünde saygı ile eğilişine dikkat et. Küçük bir kusuru var bu çiçeklerin, o da kusur sayılırsa.
-         Nedir bu kusur dediğiniz?
-         Çok güzel kokar ama koklatmaz kendini, manolya. Çiçeğini kokladığında solar ve kararır. “Koklamaya kıyamam benim güzel manolyam” şarkısını hatırlarsın. Boşuna değildir bu sözler.
Sinan usta çayları tazelerken kızım sevimli kedi biçimindeki oyuncağı gözüne kestirmiş, elinden bırakmıyordu. Geziye birlikte çıktığımız grup meydanda toplanmaya başlamıştı. Hareket saatimiz yaklaşıyordu. İkinci çayı hızlıca içerken dışarıdaki yaseminleri işaret ederek “Yaseminleriniz de çok güzel. Kokusuyla bizi yanına çağırdı sanki. Bunlar da sizin için özel olsa gerek” diye üsteledim. Kederlendi, hüzün çöktü yüzüne. Eliyle anlatması uzun sürer gibi hareket yaptı.
-         Ülkeden kaçtığımda ayrıldığım ve bir daha haber alamadığım sevgilimin adıdır, Yasemin. O da benim gibi ülke dışına kaçmak zoruna kaldı. Bir daha görüşüp, kavuşamadık. Manolyayı onun sayesinde tanımış onunla sevmiştim. Çok severdi, manolya ağacını seyretmeyi. Burada yanımda olsun, bu güzelim manolyaları seyretsin diye ektim o yaseminleri.
-         Hiç haber almadınız mı, sevgilinizden?
Ayağa kalkıp camın önüne yaseminlere doğru yürüdü. İç çekerek, “Kim bilir neredesin, kimlesin koklamaya kıyamadığım?” diyerek öylece bir süre durdu, Sinan usta. Sanırım gözleri dolmuştu ve böyle görünmek istemiyordu. Sonra kızımın yanına gidip elindeki oyuncağı işaret ederek “bu küçük kedicik seni çok sevmiş, seninle kalmak, oynamak istiyor. İzin verir misin? diye sordu. Kızımın gözleri parladı. Ücret teklif ettim, almadı. Dükkandan ayrılırken Sinan ustanın teybin düğmesine uzanıp “Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime” şarkısını yeniden başlattığını duydum. Kapıdaki yaseminlerin kokusu sevgi dolu uğurlama gibiydi, sanki. Girona kenti sıcak bir yaza daha hazırlanıyordu.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

E-Ticaret Sitemiz ve Sayfa Kısa Yolu

Sosyal Medya Sayfalarımız

Diğer Web Sitelerimiz