Parçalı Anlatım VII

TARİH, SOKAKLAR VE ŞAİRLER

TARİH, SOKAKLAR VE ŞAİRLER

* Tarihi semtlerde, sokak isimlerinin çok önemli bir gerekçe olmadan, değiştirilmesine karşıyım. Sokak isimleri o semtin “belleğine” ışık tutuyor. Bir isimden bin bilgiye ulaşıyorsunuz: Beşiktaş Evlendirme Dairesi tarafından Çarşı içine girdiğinizdeki uzun caddenin adı Ihlamurdere Caddesi, bu caddenin bitimiyle Ortabahçe Caddesi başlıyor ve Deniz Müzesi’nin olduğu ana caddeye; Beşiktaş Caddesine kadar ulaşıyor. Civarda çok sayıda içinde “dere” geçen, “dut” geçen, “bahçe” geçen sokak var. Hiçbir şey bilmiyorsanız bile sokak isimlerine bakarak semtin “topografya”sına dair bilgi edinebilir; vakti zamanında buralarda çok sayıda dere aktığını dut ve meyve bahçelerinin olduğunu çıkartabilirsiniz.

* Her ne kadar sokak isimlerinin değişmesinden yana değilsem de istisnaları var elbette. Beşiktaş’ta çok sayıda şair ismi verilmiş sokak var. Bunlardan biri de Kabataş Lisesinde, Hilmi Yavuz, Demir Özlü ve Hasan Pulur gibi yazarlara edebiyat öğretmenliği yapmış, çok da sevdiğim bir şair olan Behçet Necatigil sokağı. Sokağın eski adı Camgöz imiş ve şair uzun yıllar bu sokakta, ahşap bir evde oturmuş. 1987 yılında şairin dostlarının baskısıyla Beşiktaş Belediyesi sokağın adını Behçet Necatigil sokağı olarak değiştirmiş. O sokaktaki yaşamını “Eski Sokak” şiirinde anlatmış şair.

Küçük ahşap bir dizi evlerdi

On yıl önce o sokak.

Sonra geniş caddelere çıktık

Apartman - - sizden uzak.

 

Çocuklar orda büyüdü

Orda okula gitti,

Komşunuzduk ama görüşemedik

Hiç vakit yoktu.

 

Sizdendik, yalnız biraz okumuş,

İki kadın, bir erkek, iki çocuk

Uykulu, acele bir karıkoca

Bizdik geçen önünüzden başları eğik.

 

Akşamları çanta, file - - yorgun, ağır

Dönerdik eve.

Bir hamal bile tutmaz, cimriler!

Diye düşünürdünüz her halde.

 

Bilmezdik, siz

(Hiçbir şey paylaşılamazdı)

Çarşılardan neler getirirdiniz

(Herkese kendi telaşı) .

 

Girer miydi evinize, yer miydi

Turfanda bir meyva, iyi bir besin

Kalın kağıtlarda çöplerimiz - -

Çocuklar görüp imrenmesin!

 

Açılan kapıyı hemen kapatmak

Karşılıklı gizlemekti bir şeyleri.

Gelip gidenimiz olurdu ya

Gülüşmeler bizden değildi.

 

Kimi günler evdeydim

Masada kağıtlara kapanarak.

Ne de çok çocuk

Sesleriyle dolardı sokak.

 

Bir cami avlusunda kuşlarca

Bunun sekiz, onun on - - duyardım.

Ürküp kaçmasınlar, pencereden

Yavaşça bakardım.

 

Hadi ben çok sigara - - öksürükler

Hele çalışırken.

Ya gece yarısı, göğsü parçalanırdı

O kadın, iki ev öteden.

 

Bilmezdik kaç nüfus her hane - -

Duyulurdu sertçe sesi bir kapının:

Bağıran bir erkek boşluğa karşı

Ağlayan bir genç kadın.

 

Kimdin sen, karşımızdaki ev,

Sarı ampul söner onbire doğru.

Eğilirdim, havasız sokak - -

Camlar kararırdı.

 

Bitmezdi makinede dikişin,

Kimdin sen, bitişik komşu?

Üç yavrunla kalmışsın

Bir tanıdık söylemişti.

 

Kimsin sen - - sorsaydım hepinize,

Gelirdi aynı yankı hepinizden:

Sana mı kaldı, işine bak,

Kimsin sen?

 

Bilinmedi, ne çare, sizdendik,

Yalnız biraz daha iyi yaşamaya özlemli.

Şimdi aynı uzaklık, aynı utanç,

Düşündükçe o sokağı, o evleri.

 

* Dedik ya sokak isimleri çok şey anlatıyor diye; bazen mekân isimleri de çok şey paylaşır bizimle. Yukarıda onca kelimeyi aslında o gece önünde durduğum bir fırın yüzünden yazdım: 7-8 Hasanpaşa Fırını. Fırın Asım Ustanın Karadeniz dönercisinin bir paralelinde: Şehit Asım caddesinde.

* Osmanlının son dönemi özellikle Birinci ve İkinci Meşrutiyet dönemleri ilgimi çektiğinden 7-8 Hasanpaşa hakkında biraz okumuştum. Kısaca bahsedelim kendisinden: 19. Yüzyılın ilk çeyreğinde Çorum’da doğuyor. Orduya katılıp birçok savaşta ve olayda gözü pekliğiyle dikkat çekiyor. Asıl ününü 20 Mayıs 1878’de “Çırağan Vak’ası ya da Çırağan Baskını” olarak bilinen olayda, II. Abdülhamit’i devirip V. Murat’ı tahta geçirme girişimi sırasında, eylemin lideri Ali Suavi’yi bir sopa ile başına vurup öldürüp, darbeyi engelleyerek yapar. O sırada Beşiktaş Karakol Komutanıdır. Böylece Abdülhamit’in en güvendiği adamları arasına girer; sıradan bir asker iken paşalığa kadar yükselir. O kadar yükselince haliyle zenginleşir. Memleketi Çorum’a 27 metre yüksekliğinde bir saat kulesi yaptırır. İlginç lakabına gelince bu konuda değişik rivayetler vardır. Hasan Paşanın okuması yazması yoktur ya da bir hayli zayıftır. İmza atması gerektiğinde kolayca yazılabilen Arapça ٧(Yedi) ٨(sekiz) sayılarını yan yana yazıp alttan bir çizgiyle birleştirilmesi söylenir; böylece Hasan ismine yakın bir imza çıkacaktır ortaya. O da imzasını böyle atar. Bu öykü güzel ancak başka makalelerde onun o kadar da cahil olmadığı, orta eğitimli biri olduğu yazılı.

* İşte Beşiktaş’taki fırının öyküsü böyle başlıyor. Fırın, ilk kez 7-8 Hasanpaşa tarafından açılıyor. Önceleri sadece ekmek üretiliyor. Daha sonra fırını, şimdiki sahibi Erol Çakar beyin dedesi, Hasanpaşa’nın varislerinden kiralıyor. Hâlâ da onların kiracısılar. Yüzyılı aşkın tarihi olan bu fırın şimdi sadece ekmek değil çeşit çeşit kurabiyeler de üretiyor. Acıbademi ve kokosu benim en sevdiğim ürünleri. Umarım dünya durdukça aynı aile aynı yerde bu fırını işletir.

* Beşiktaş ilginç bir semt; sanki semtin “belleği” karşıtların birliğinden senteze gidecek gibi. 7-8 Hasanpaşa’dan ötürü Hasanpaşa mahallesi, Hasanpaşa fırını olduğu gibi, bir sokağa da Ali Suavi adı verilmiş. Beşiktaş’ta sokaklar adeta tarih dersi veriyor; iki zıt tarihsel karakteri inceleyip kendi fikrinizi oluşturun diyor.

* 7-8 Hasanpaşa fırınına saygı duruşunda bulunduktan sonra tekrar Ortabahçe caddesine çıktım. Beşiktaş Caddesine çıkıp oradan taksiye binip eve gidecektim ama yine “anılarımın” olduğu bir mekâna denk geldim: Mıstık Yazlık Sineması. Sinemasının kışlık kısmı şimdi BKM (Beşiktaş Kültür Merkezi) olarak devam ediyor. Yazlık Mıstık Sinemasına ya bir ya da iki kez gitmişimdir. Hangi filmi izlediğimi bile anımsamıyorum. Benim için oranın önemi, ışıklar içinde uyusun, Ömer Tecimer ile buluşma noktalarımızdan birisi olmasıdır. Ömer Abi, Asya yakasında otururdu ben ise Avrupa. Bazen Beyoğlu’nda bazen Kadıköy’de buluşur, sinemadan felsefeye, şiirden çizgi romana farklı birçok konuda sohbet ederdik. Elbette rakı eşliğinde. Bazen de orta nokta sayılabilecek Beşiktaş’ta buluşurduk. Eski, Yazlık Mıstık Sinemasının içinde Havuzlu bir meyhane vardı. Yakın zamana kadar da vardı ama artık yok. İşte o meyhanede buluşurduk.

* Her şey eksiliyor zaman içinde. Anımsadıkça, bütünden kopuk, parça parça bir hüzün kaplıyor insanın içini. Şeyler, yerler ve insanlar sanki benim algıladığım sanki belleğimde yer ettikleriyle zamandan hiç kopmadılar yine de. Oysa her şeyi tüketiyoruz, en kötüsü, içimizdeki şiiri, içimizdeki sevgiyi tüketiyoruz. Belki yazarak yitirdiklerime tutunmaya çalışıyorum. Belki…

Ne bileyim!..

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.