Bigadiç'de ilk gecemiz

Sevinerek söyleyeyim ki, hem Işıklar'daki hem de Bigadiç'deki komşularımız ve arkadaşlarımızla halen görüşüyoruz. Bu açıdan facebook'a minnet borçluyum. O çocukluk yıllarımızda derelerde yüzüp, tepelerde uçurtma uçurduğumuz arkadaşlarımız şimdi torun torba sahibi.

BİGADİÇ'DE İLK GECEMİZ

Adım; Mehmet Ünver, şu an altmış dört yaşımdayım. Bigadiç'e 1968 yılının Ağustos ayında geldim. Henüz on bir yaşımdaydım. O güne kadar doğduğum kent olan İstanbul’dan hiç ayrılmamıştım. Yaşadığımız muhit Boğaz kıyısında olduğu için yaz günleri sahil arsalarında yüzüp, bostanlarda ve korularda oynayarak, kışlarımız ise tepedeki evimizde soba başında ailecek radyo dinleyip, sohbet ederek geçiyordu. O yaz sonunda küçük ablam Işıklar köyüne öğretmen olarak atanınca ailecek Işıklar'a yerleşmemiz gereği doğdu. Bigadiç'e gelmek üzere İstanbul'dan otobüse bindiğimiz günü hiç unutamam. O sabah karmakarışık duygular içindeydim.

Uzun bir otobüs yolculuğunun ardından gece yarısı Bigadiç'e indiğimizde ortalıkta kimsecikler yoktu. Elli iki sene öncesinin Bigadiç'ini gözünüzde canlandırmaya çalışın. Küçücük bir kasabaydı. Kardeşim İsmail ve annemle birlikte gecenin o saatinde Bigadiç'in ana caddesinde ne yapacağımızı kara kara düşünüyorduk. Hiç kimseyi tanımadığımız için kapısını çalacağımız kimse yoktu. Tam o sırada önümüzden bir at arabasının geçtiğini görünce durdurduk. Annem bizi Işıklar'a götürmesi için arabacıyla pazarlık yaptı ve yola çıktık. 

Zifiri karanlık bir coğrafya içinden geçiyorduk. Hatta bir ara atın bu karanlıkta yolunu nasıl bulabildiğini merak ettim. Yalnızca uzaklarda, karanlığın içinde durmadan hareket eden soluk ışıklar görünüyordu. Arabacımız, tütün tarlalarında gece tütün kırmaya giden köylülerin yanlarında fenerler götürdüklerini ve o ışıkların bu fenerlere ait olduğunu söyleyince hepimize bir hüzün bastı. Artık İstanbul'dan uzakta, hiç bilmediğimiz bir yerdeydik, bizi neyin beklediğini tahmin bile edemiyorduk. İstanbul'daki evimizde, geceleri Boğaz’dan geçen vapurların sularda yansıyan ışıltılarının romantik görüntüsüne alışıktık. 

Gerçekleşmeyeceğini bildiğim halde o an karanlığın içinden birdenbire ışıl ışıl bir vapurun çıkıp bizi İstanbul'a geri götürmesini çok ama çok istiyordum. Aynı şeyi o an kardeşimin ve annemin de istediğinden emindim.

Bir süre sonra Işıklar'a vardık. Gecenin o saatinde evler zorlukla görünüyordu. Arabacımız köyde elektrik ve şebeke suyunun olmadığını söylediğinde yüreğimiz iyice daraldı. Geceleri gaz lambasıyla aydınlanacak, suyumuzu köy çeşmesinden taşıyacaktık. İlk gece, köy muhtarının evinde konuk olduk. Muhtar Ahmet ağabey, en fazla otuz yaşında güleç yüzlü ve yakışıklı bir insandı. Hanımı bizim için mükellef bir sofra kurdu. Yer sofrasında ilk kez gördüğümüz rengârenk desenli tahta kaşıklar vardı. Onca yol yorgunluğundan sonra son derece lezzetli patlıcan, biber kızartması, manda peyniri, kavun ve karpuzla karnımızı doyurduk. Gece orada kaldık. 

Ertesi sabah tanıştığımız Işıklar köyü halkının yardımseverliği ve bizi hemencecik sahiplenmeleri sayesinde İstanbul'dan ayrılmamızın verdiği hüznü üstümüzden atıverdik. El birliğiyle kiralayacağımız uygun bir ev buldular ve eşyalarımızı taşımamıza yardım ettiler. Takip eden günlerde tüm köy halkı 'hoş geldiniz ziyareti' için evimize uğradı. Hepsi de yanında bir karpuz ya da kavun getiriyordu. Birkaç gün sonra, evimizin bir odası tavana kadar kavun ve karpuzla dolmuştu. O sayede kış ortasında bile kavun, karpuz yiyebilecektik. Işıklar'da kaldığımız iki buçuk sene boyunca, meyve, sebze ve ekmeğe hiç para vermedik.

Kısa süre sonra köye alıştık, insanlarıyla kaynaştık. Akranımız olan köy çocuklarıyla Koltak deresinde yüzmeye, Çamlık'a macera aramaya çıkıyor, artık kullanılmayan boraks madeninin karanlık tünellerinde keşif gezileri yapıyorduk. Okullar henüz açılmadığı için köydeki hayat bize gayet güzel geliyordu. Tek sıkıntımız, ortalıkta dolaşan kocaman mandalardı. Evvelce hiç manda görmediğimiz için onlardan biriyle karşılaşınca her şeyi bırakıp eve kaçıyorduk. Sonra onlara da alıştık.

Okul başladığında yine akranımız olan köy çocuklarıyla her gün yürüyerek Işıklar'dan, Bigadiç ortaokuluna gitmeye başladık. O sıralar cumartesi günleri de okul vardı ve kışın, yağmurda, çamurda yürümek çok zor geliyordu bize. Öte yandan kış gecelerinin ayrı bir güzelliği vardı. Hemen her gece bir komşunun evinde toplanıp, gürül gürül yanan ocakların karşısında çay içip, lokma tatlısı yiyerek yapılan sohbetlerin tadına doyum olmuyordu. 

Davullu zurnalı köy düğünleri bizim evin önündeki toprak meydanda yapıldığı için en büyük eğlencelerimizden biri pencere önünde oturup halay çeken köy delikanlılarını seyretmekti.

1968 yılının sonbaharında yine ilkokul öğretmeni olan diğer ablam da uğraşıp atamasını Bigadiç'e çıkarttırdı ve Persi (Değirmenli) köyünün öğretmeni oldu. Hafta sonları yürüyerek, hatta Susurluk nehri üzerindeki ilkel köprüyü geçerek Işıklar'a geliyor, Pazar akşamına kadar bizimle kalıyordu. Bir süre sonra o da Işıklar'a atandı ve tüm aile İstanbul’dan sonra bu şirin köyde toplandık. 

Işıklar'da iki buçuk sene, Bigadiç'de ise altı ay olmak üzere toplam üç senemiz o iyi yürekli insanların yanında geçti. Bigadiç’te geçirdiğimiz üç sene boyunca tanıdığımız insanlar, başımızdan geçen olaylar bizlerde yaşam boyu unutamayacağımız anılar ve deneyimler bıraktı. Anlatması uzun bir roman olur sanırım. İnşallah bir gün onu da yazarım.

Aradan onca sene geçtikten sonra bile tüm o güzel anılar sanki dün gibi zihnimin bir köşesine yerleşmiş durumda. İçinde balıkların oynaştığı Koltak deresi, Yaren tepe, Kale, ağaçların arasında tavşanların koşuşturduğu Çamlık, arkadaşlarla yüzmeye gittiğimiz Susurluk nehri, yemyeşil ova, höyükler, bağlar, bostanlar, birbirinden güzel komşu köyler… 

Yaşamları köyde geçtiği halde bizden daha gerçekçi ve bilge olan ergenlik çağı yaşıtlarımızın varlığı bize her zaman destek oldu. Onlar sayesinde iki buçuk sene kar, kış demeden ayağımızda çizmelerle sabah karanlıklarında yürüyerek Bigadiç’teki ortaokula gidip, akşam karanlığında döndük. Işıklar köyü halkı bizleri kendi evlatları gibi sahiplendiler sanki onlara emanet edilmişiz gibi bizi sevip gözettiler. O köydeki günlerimizi, komşuları ve arkadaşlarımı hiç unutamam.

Bigadiç’deki son altı ayımız merkezde kiraladığımız bir evde geçti. O evin yerinde şimdi Yıldız eczanesi varmış. O zamanlar, İstanbul - İzmir karayolu evimizin önünden geçer, gece otobüslerinin hızından evimiz sarsılırdı. Ortaokul bir başka âlemdi. Çok sayıda arkadaşımız oldu. Bigadiç sinemasında katıldığımız bilgi yarışmalarını, kasaba girişine yakın bir alanda yapılan 19 Mayıs törenlerini, okulun sene sonu müsamerelerinde yine sinema salonunda yaptığımız gösterileri ve sahnelediğimiz piyesleri hiç unutmamam. İki adet yazlık sinema vardı. Yaz geceleri o sinemalarda arkadaşlarla toplu halde film izlerdik. Her sene Eylül ayında düzenlenen panayır ise bizim için ayrı bir şenlikti.

Sevinerek söyleyeyim ki, hem Işıklar'daki hem de Bigadiç'deki komşularımız ve arkadaşlarımızla halen görüşüyoruz. Bu açıdan facebook'a minnet borçluyum. O çocukluk yıllarımızda derelerde yüzüp, tepelerde uçurtma uçurduğumuz arkadaşlarımız şimdi torun torba sahibi. İçlerinde doktor, subay, astsubay, memur, öğretmen emeklisi ya da belediyeci var. İsimlerini yazmaya kalksam çok uzun bir liste olur. 

Bigadiç'in yerlisi olup da şu sıralar altmışlı yaşlarda olan herkesi ama herkesi tanıyorum diyebilirim. Onların çoğuyla halen görüşüyorum. Bigadiç'i pek çok yerlisinden daha iyi tanıdığımı rahatlıkla iddia edebilirim.

Ekte iki fotoğraf paylaştım. Onlardan biri, 1970 yılında Bigadiç ortaokulunun bahçesinde çekildi. Kardeşim İsmail, ben ve sevgili Fransızca öğretmenimiz Şükran Bölükbaşı. Diğer fotoğraf ise Işıklar'daki evimizin önünde komşumuz Sümbül teyzenin eşeğiyle birlikte. O fotoğraftan kısa bir süre sonra Gediz ve Emet kasabalarını yerle bir eden korkunç bir deprem oldu. Bigadiç'de ciddi bir yıkım yaşanmasa da deprem merkezine yakın bölgelerde binlerce insan yaşamını kaybetti. Onlara rahmet diliyorum. Artçı depremler yüzünden binaya girmeye korktuğumuz için o sıralar derslerin bir kısmını okulun bahçesinde yapmıştık.  

1971 yılı Haziran ayı başında ortaokuldan mezun olup İstanbul'a döndük. Bir daha da güzelim Bigadiç'e gelmek hiç kısmet olmadı. Geçtiğimiz günlerde sevgili okul arkadaşım, Mehmet Gürlen'in vefat ettiğini öğrendim ve çok üzüldüm. Ona rahmet ailesine sabır diliyorum. Bildiğim kadarıyla o zamanki arkadaşlarımın geri kalanı halen sağ ve sağlıklı durumdalar. Onlara uzun ömürler diliyorum. Günün birinde inşallah yolum yine Bigadiç'e düşerse eski dostlarla hasret gideririz. Hepinize İstanbul'dan sevgiler yolluyor, bana bu fırsatı verdiği için Eyüp Rıza Güzey kardeşime teşekkür ediyorum. 

Mehmet ÜNVER

 

FACEBOOK YORUMLARI:

Levent Özel  Harika, aklımda kalan Bigadiç insanının özellikleri ve yazınızın akıcılığı. Benim sizden farkım yaşım ufak, üç beş kez de Bigadiç'e gitmiş olmam.

Hatice Çakan Öğretmenimiz Şükran Bolukbasi'dir

Mehmet Ünver Evet, halen onun öğrettiği Fransızca cümleleri anımsıyorum. Çok cesur bir hanımdı. Bir zelzele esnasında hepimizi sınıftan çıkartıp güvenliğe alana kadar beklemiş, en sonda da kendisi çıkmıştı. Okulda bize 'İstanbullular' derlerdi. İkiz kardeşimle birlikte 1968- 1971 yılları arasında üç sene Bigadiç ortaokulunda okuduk ve mezuniyet diplomamızı aldık.

Hasan Ovalı Çok duygulandım. Süper bir yazı olmuş. Bigadiç'e her zaman bekleriz Mehmet abim.

Eyüp Rıza Güzey Mehmet kardeşim. Ne iyi olmuş da ablacığın Işıklar'a tayin olmuş ve siz iki kardeş burada okumuşsunuz ortaokulu ve bizler sizinle karşılaşmışız. En kısa zamanda tanışmak dileğiyle...

Nurcan Gelenbaytepe Güzel bir yazı okudukça gecmisi yasattiniz. Şükran Bölükbaş hocamızı çok severdim.

Oğuz Şenol Bigadiç sevdası başkadır. Benim de iliklerime kadar işlemiştir o kara sevda..

Aydin Saran Sizin evin önünde dokuz taş, çelik çomak, misket (bilye) oynamak, sobe oynamak bana da o günleri hatırlattığın için teşekkür ederim. SARE öğretmenime sonsuz saygılar sevgiler selamlar. Çocukluk cağımdaki yeri doldurulmaz.

Mehmet Ünver Sevgiler Aydıncığım. Bir gün Sare öğretmene çok kızmıştın, ağlıyordun. Başkalarına beş vermiş, sana dört vermiş diye kızmışsın. Annen zor teselli etmişti seni.

Aydin Saran Hatırladım o gün çok üzülmüştüm fakat mezun olduğumuzda sınıfta bir tek benim derslerimin hepsi pekiyiydi. Sınıfta mehmet gök ile yarışırdık o gün de o ağladı. Sare öğretmenimi hiç ama hiç bir zaman unutamam kendilerine sağlıklı mutlu huzurlu bir yaşam diliyorum. Selamlar saygılar sevgiler.

Hüseyin çevik Şu an Işıklarda çalışan bir öğretmen olarak çok duygulandım. Kalemine sağlık arkadaşım.

Adil Ozel Teşekkürler hemşerim. 3 senede yaşadığınız anılar sayfalar dolusu. Gördünüz mü BİGADİÇ'i ve güzelliklerini saflığını temizliğini anlat anlat bitmiyor. Ben bitiremedim bitiremem de... Bigadiç böyle bir yer işte hemşerim. Başkadır bizim memleketimiz, bizim BİGADİÇ'imiz. Güzel anlatmışınız. Sağ olun, daha da anlatın. Zevkle okudum. Ben BİGADİÇ'liyim. Selam.

Hakkı Kurtuluş Demir Sizin kiralık durduğunuz eve geldiğimi, sizin bize misafir olduğunuzu ablalarınızı hatırlıyorum. Çok küçüktüm tabi, bu muhabbetleri annem anlattıkça hatırlıyorum.

Mehmet Ünver Biz de size çok sık gelirdik Hakkı kardeş. Rahmetli baban, kardeşimle bana, matematik öğretmeye çalışırdı. Ama bizim kafamız matematiğe hiç çalışmadığından adamcağızın gayretleri hep boşa giderdi. Zaten son sınıfta matematikten çakmıştım. Eylülde bütünleme sınavı için İstanbul'dan iki günlüğüne Bigadiç'e geldim ve zar zor altı alıp sınıfı geçtim. O arada bütün Bigadiçli arkadaşlarıma yanımda getirdiğim hatıra defterine birer anılarını yazdırmıştım. Senin çocukluk halini, bahçenizdeki inanılmaz güzellikteki gül ağacını çok net anımsıyorum. Üzerinde yüzlerce kırmızı gül vardı. Bir daha hiç öyle güzel bir gül agacı görmedim. Selamlar, sevgiler.

Nori Akgün Dedem Nuri Akgun. Işıklarlıyım. Mandaları domuz sanan siz olsanız gerek. Işıklar dan selam sevgiler.

Mehmet Ünver Mandaları domuz sanmazdık, manda olduklarını bilirdik ama çok iri oldukları için korkardık. Mandalar kaşınmak için bizim evin köşesine sırtlarını sürterlerdi ve evimiz ciddi ciddi sarsılırdı. Zelzele oluyor sanırdık. Sonraları dost olduk mandalarla. Işıklar halkı onlara "dombay" derdi. Yavrularını yani malakları çok severdik. Ayrıca manda peyniri ve yoğurdu çok lezzetliydi. Bizim zamanımızdaki muhtar Ahmet Akgün ağabey ile akrabalığınız var mı acaba? Köydeki ilk gecemizde onun evinde kalmıştık. Yattığımız odanın tavanında çok sayıda kavun ve karpuz asılıydı. Gece uyurken kafamıza düşerler diye korkmuştuk. Nitekim bir tanesi kardeşimin kafasına düşmüştü gece yarısı. Sevgiler selamlar.

Nori Akgün Evet oğluyum. Babam halen sağ.

Mehmet Ünver Allah uzun ömürler versin, sanırım yetmiş yaş civarındadır. Muhtarlar genellikle yaşlı kişiler olur ama babanız muhtarken çok genç ve yakışıklı bir agabeydi. Hep takım elbise giyerdi. İlk gece yatmadan önce küçük su dökmek için kardeşimle tuvalete gitmek istemiştik, o zamanlar köyde elektrik yoktu ve tuvaletler dışarıdaydı. Karanlıkta gidemedik, evin hemen arkasından dere geçiyordu. Kardeşimle bana, dereye salıverin gitsin demişti babanız, biz de öyle yapmıştık. Kiralık evimizi de o bulmuştu. Şimdi sanırım yanında muhtarlık varmış o evin. Köy düğünlerinin yapıldığı meydandaydı.

Niyazi Sanli Bigadiç'i bizden daha iyi anlatmışsınız.Selamlar.

Suleyman Altıntaş Sizi tanımıyorum ama güzel yürekli bir kişi olduğunuz belli. Çok güzel anlatmışsınız. Yolunuz düşerse beni de arayın. En azından bir çayımı içersiniz. Sevgiler selamlar....

Yüksel Avcu Güzel bir hikayeymiş. Bigadiç sevgisi bambaşkadir gerçekten.

Hasan Ok Hocam eline sağlık okumak çok keyifli oldu. Bigadiç halkı misafirperverdir. Üretmek ve yaşatmak ister.

Ömer Saran Sevgili arkadaşım Bigadiç'i ve Işıklar köyümüzü ne kadar güzel yasamissiniz teşekkürler selamlar.

Erkan Gazan Mehmet Bey Bigadiçli ve Işıklarlı olarak kitap tadında bir paylaşım okudum. Emeğinize yüreğinize sağlık bu anlatımlar kitap olursa tadından yenmez eleştirmenlere gerek kalmadan kafamızı kaldırmadan okuyacağımız kitap olur. Sizi tanımak çok güzel. Hayırlı Bayramlar.

Dilek Yıldız Mehmet abi merhaba. Ben Eczacı Dilek YILDIZ. Şenol öğretmen ve Hüseyin öğretmenin kızı. Bigadiç ile ilgili anılarınızı okurken bir şey dikkatimi çekti. YILDIZ eczanesi benim eczanem. Ancak sizin evin olduğu yerde değil. Sizin oturduğunuz ev Şu an Babaköylü Arif AYDIN'ın ve onun torununun dükkanının olduğu yer. Eczanemin olduğu yer ise Anneannem Mürüvvet öğretmenden bize kalan yerde. Yolunuz düşerse bekleriz.

Mehmet Ünver Dilek Hanım merhaba. Bizim ev sahibimiz Muruvvet Hanımdı, cadde üzerindeki o evde oturuyorduk. Bitişiğimizdeki daha yeni evde ise kendisi oturuyordu. Yaramazlık yaptığımızda pencereden seslenip, "sizi Hüseyin'e şikayet ederim" diye korkuturdu bizi. Bizim binamız epey eskiydi. Hatta evdeki dört odadan ikisinde bazı eşyalar olduğu için odalar kilitli dururdu. Sanırım anneannenize aitti o eşyalar. Rahmetli anneniz 1971 yılı eylül ayında bütünleme sınavından geçtiğim müjdesini vermişti bana. Son derece güler yüzlü bir hanımdı. Kardeşim, ben ve Sedat Öküztepe sınıfta aynı sırada oturuyorduk. Çok yaramazdık. Bir gün babanız Hüseyin hocanın canına tak ettirdik ve ensemize birer tokat vurarak bizi ayrı sıralara oturttu. Ders yılı bitene kadar da ayrı oturduk. Beni, Sefa Dikme, Ethem Kula, Raif Olgaç ve Huseyin Okay'ın olduğu arka bölüme yollamıştı. Çok selamlar iletin babanıza.

Dilek Yıldız Mehmet Ünver abi o zaman siz Anneannemin annesinin oturduğu bizim yan taraftaki bina da oturmuşsunuz.1971 de ben 1 yaşlarındaymışım.yalnız babamın canına tak ettirdi iseniz ki oldukça sabırlı bir insandır yaramazlık konusu biraz fazla imiş ?. Babamın da sizlere selamı var. Bu arada iyi bayramlar dilerim. Yolunuz düşerse mutlaka bekleriz. Rahmetli annem kadar olmasa da biz de elimizden geldiği kadar ağırlamaya çalışırız. Saygılar.

Mehmet Ünver Çok isterim gelmeyi, evet gerçekten çok yaramazdık, sadece babanızı değil, yine çok sabırlı bir öğretmen olan Cafer Dur hocayı da delirtmiştik. Bunda elbette bizi fişekleyen haşarı sıra arkadaşımız Sedat'ın da katkısı vardır. Sizlere de iyi bayramlar dilerim.

Fatma Cobanoglu Ne güzel yazmışsınız. Tıpkı Çalıkusu romanı okur gibi hissettim. Bana Atatürk caddesindeki çocukluğumu hatırlattiniz. Okurken hiç bitmesini istemedim yazının bence kesinlikle bu yazıyı romanlastırin.

Ismail Bulcak Senin dediğin yıldız eczanesi in yanında iki katlı eski bir evdi. sizin karşınızda benim terzi dükkanı vardi. sizi biliyorum slm ve sevgiler.

Mehmet Ünver Haklısınız Ismail Bulcak agabey, o eski evde oturduk altı ay kadar. Ben de sizi anımsıyorum, zaten o günlerden herkesi gayet net anımsıyorum. Sevgiler.

Ismail Bulcak Mehmet Ünver bigadice gelirseniz beklerim Terzi İsmail ışıklarlıyım

Zafer Kara Teşekkürler çok güzel bir yazıydı ağzınıza sağlık

Mehmet Ünver Çok sağolun Zafer Bey..

Zafer Kara Mehmet Ünver Abi sizin yaşadığınızın aynısını bizde ailece yaşadık, Rahmetli babam öğretmen olarak Neyzan köyüne ışıkların tam karşısında tepede yeni ismi Bademli 1973 yılında tayinle geldik beş sene kalıp Balıkesir e döndük hala o köye gidip geliyorum, güzel insanlar vesselam, saygılar

Mehmet Ünver Neyzan çok güzel bir köydü, Bigadiç ovasına bakan geniş bir balkon gibi gelirdi bana. Yanından çok geçtik ama hiç gitmek kısmet olmadı. Umarım hala öyle güzel kalmıştır.

Zafer Kara Mehmet Ünver Aynen Mehmet bey ama o eski masumane güzellikler yok malesef

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Diğer Web Sitelerimiz