Çınar altı

Sevgili Şefik Koman artık Köy Enstitülü olmuş ve gelecek hayalleri kurmaktadır arkadaşlarıyla: " Çınaraltı yeşil bir halıya benziyordu. Talat’la gezinip yeşil otların en kaba ve en yumuşak olduğu yere dirseklerimiz üzerine uzandık. Başlarımız birbirine yakın ayak uçlarımız açıktı. Yani bir pergelin ayakları gibiydi ayaklarımız. Hemen hemen altmış derecelik bir açı çiziyorlardı." Eyüp Rıza Güzey Bilgi Peşinde

Çınaraltı
Benden birkaç gün daha geç gelip 1-C şubesine kayıt yaptıran Talat BAYCAN Manyas’ın Kızıksa köyündendi. Talat saz gibi zayıf ama çok kibar bir arkadaştı. Bir gün onunla tanıştık ve birbirimizi de çok sevdik. Hemşeriymişiz meğer. Boş zamanlarımızda ( ders, sanat ve tarım çalışmaları dışında) sık sık buluşuyor, buluştuğumuz zamanlarda da en çok Çınaraltı’na gidiyorduk. Çınaraltı Enstitüdeki asırlık bir çınarın altıydı.

Bir Pazar günü öğle yemeğinden sonra onunla buluşacak, yine Çınaraltı’na gidip dertleşecektik. Sözleştik. Okulun kampanası iki kez vuruldu. Belleğimizden çıkmayan ve çok uzaklardan rahatlıkla duyulabilen bu ses, yemek anlamına geliyordu.’Yemek Vaktiydi’ yemekhaneye girip yemeklerimizi yedik. Yemekler nefisti. Enstitüde öğrencilere ayrı, öğretmenlere ayrı yemek çıkmıyordu. Öğretmenler de öğrenciler için pişen yemeklerden yiyorlardı. Masamızda öğün tatlısı olarak lokma tatlısı vardı. Enstitü aşçısı Bolulu Mehmet Usta tüm yemekler gibi lokma tatlısını da şahane yapıyormuş meğer. O öğle yemeğinde tadı damağımızda kalan o nefis lokma tatlısını da yiyip, ağzımızda kaybolmayan şeker tadıyla yemekhaneden çıktık. Talat’la buluşup yine Çınaraltı’na gittik.

Çınaraltı yeşil bir halıya benziyordu. Talat’la gezinip yeşil otların en kaba ve en yumuşak olduğu yere dirseklerimiz üzerine uzandık. Başlarımız birbirine yakın ayakuçlarımız açıktı. Yani bir pergelin ayakları gibiydi ayaklarımız. Hemen hemen altmış derecelik bir açı çiziyorlardı.

Talat o kadife yumuşaklığındaki sesiyle: 

“ E.. Şefik, biz artık birkaç gündür enstitünün kayıtlı öğrencisi olduk. Olduk olmasına, ama ben gelecekten pek umutlu değilim. Çünkü zaman çok uzun ve şartlar ağır.” dedi. 

Ben onun bildiklerini bilmiyordum. Onun için gelecekten hiç kuşkulu ve tedirgin değildim. 

“Ne var Talat? Gelecekten neden bu kadar kuşkulu ve tedirginsin?” dedim. 

Bana:” Bak Şefik, biz burada beş sene okuyacağız. Hadi diyelim ki okuduk, bu beş sene geçti. Ondan sonra da devlete yirmi yıl borçlanacağız. Yirmi yıl mecburi hizmetimiz olacak. Beş yıl, yirmi yıl daha. Etti mi yirmi beş yıl? Benim bu yılları hiç gözüm kesmiyor. O kadar yaşayacağımı da hiç tahmin etmiyorum” dedi. 

Fakat yine de Talat, ruhundaki bedbinliği atıp mutluluklara koşmak için bir mücadele veriyordu.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Diğer Web Sitelerimiz