Köy Enstitüsü yolunda

Şefik Koman, Köy Enstitüsüne gitmeden önceki köy yaşamını aktarıyor bu yazısında: "Mahalle çocukları ile birlikte her hafta Osman Ustanın Kanaryasını kasabanın dışında karşılar ve hep birlikte koşardık. Kanarya’nın Arnavut kaldırımlardan geçerken ortalığa yaydığı benzin kokusunu daha fazla koklayabilmem için onun arkasından dörtnala giderdim. Çünkü bayılırdım benzin kokusuna...." Işıklarda olsun Eyüp Rıza Güzey Bilgi Peşinde

KÖY ENSTİTÜSÜ YOLUNDA

Kokular
Bahar tazeliğinde, doğada oluşup çevreye yayılan ve sadece doğa sevenler tarafından tanınıp sevilen doğal kokulardan başka koku tanımadım ben. Çiçek, ağaç -özellikle de iğde, ceviz- tarla turbu, sarımsak, ter ve toprak kokusu en sevdiğim kokulardandır. Belki bunlardan daha hoş, belki kimi insanlara daha büyük haz veren kokular vardır ama ben ilkokulu bitirinceye kadar öyle kokuları hiç tanımadım ve hiç tatmadım. 
Örneğin ben Köy Enstitüsünden mezun oluncaya kadar bizim eve kolonya girmedi. Antiseptik ve ferahlatıcı koku olan kolonyayı ancak ben öğretmen olduktan sonra evime sokabildim. 

Benzin Kokusu
Ben enstitüye girmeden – enstitü öğrencisi olmadan- önce bir de benzin kokusuna hasrettim. O kokuların dışında bir de benzin kokusunu çok severdim. 1947’lerde kasabamıza yolcu taşıyan Osman Usta’nın  - eski şoförlerden birisinin adı-  Sarı Kanaryasından – otobüsünden- başka otobüs görmedim ve otobüse de binmedim. O zamanlar Kanarya ile komşu ilçeye haftada sadece bir gün gider gelirdi. Bir hafta ile, bir hafta da ilçeye… 
Mahalle çocukları ile birlikte her hafta Osman Ustanın Kanaryasını kasabanın dışında karşılar ve hep birlikte koşardık. Kanarya’nın Arnavut kaldırımlardan geçerken ortalığa yaydığı benzin kokusunu daha fazla koklayabilmem için onun arkasından dörtnala giderdim. Çünkü bayılırdım benzin kokusuna. Benim benzin kokusuna susamışlığım belki de Türk toplumunun sanayiye ve teknolojiye susamışlığı ve özlemiydi. Kim bilir?

Balık Tutarken
Bir gün arkadaşımla dereye balık tutmaya gitmiştik. Derenin sığ akarlarına, dere çakıllarından oda oda yuvacıklar yapıyor, bir taraflarına da küçücük kapılar bırakıyorduk. Havyar dökmek için sığ sulara çıkan balıklar bizim yaptığımız odacıklara – kapanlara girdiğinde söğüt dallarından hazırladığımız yastıklarla kapıcıkları kapatıyor, içeriye giren balıkları tutuyorduk. Bir iki kez kapamış beş-on karacamoloz ( hamsi iriliğinde dere balığı )  tutmuştuk ki bir ara başımı kaldırıp kasaba yönüne baktım, karşıdan hızlı hızlı bir adam geliyordu. Elinde de sopası vardı. Adam bize biraz daha yaklaşınca daha dikkatli baktım. Baktım ki gelen adam babamdı. 
Bende o saat hoşafın yağları kesildi. Çünkü daha önce birkaç kez böyle yakalanmış ve de babamdan çok kötü dayaklar yemiştim. Koşa koşa gidip pantolonumu ve gömleğimi giydim, babamı beklemeye başladım. Hayret!.. Daha önceleri hışım gibi gelip elindeki sopayla ölçüsüz derecede döven babam bu kez bağırıp çağırmıyor, beni hiç de ürkütmüyordu. Çünkü gülerek geliyor, bana tatlı şeyler söylüyor, beni adeta onurlandırıyordu.

Babam Beni Kazanmaya Çalışıyordu
-Ne yapıyor bakalım benim güzel oğlum? Babasına balık mı tutuyor? Aferin benim güzel oğluma!.. diyordu. Babama sevgiyle yaklaştım. O da bana öyle yaklaştı. Yere çömelip kollarını açtı bana. Hani yeni taytay duran bebeleri cesaretlendirmek ve onları yürümeye teşvik etmek için kucak açıp kucağa beklenir ya, işte öyle yaptı. Beni yanına çağırdı, kucakladı ve öptü, öptü… Kısa, sarı saçlarımı yaralı ve nasırlı elleriyle okşadı:
-Hadi oğlum, yeter tuttuğun balıklar, evimize gidelim dedi Beni elimden tuttu, arkadaşımı da dere kenarında bırakarak eve doğru birlikte yürüdük.
Yolda babamla iki arkadaş gibiydik. Kolunu benim omzuma atıp yürüyor, beni kazanmaya, beni hep arzu ettiği kavgaya hazırlamaya çalışıyordu. En sonunda ben işi açık seçik anladım:
“ Yapar benim oğlum, başarır. İmtihanı kazanıp Savaştepe’ye gider. Okuyup da agası gibi iyi bir öğretmen olur. Okur… Okur benim oğlum” dedi ve hemen peşinden ekledi: 
“ Şefik oğlum! Yarın Savaştepe’ye öğrenci alacaklarmış, ilkokulda ( Sarı Mektep derdik) imtihan varmış. Bu gece aç kitaplarını çalış da yarın imtihana gir. Gir de kazan. Göreyim seni… İmtihanı kazanırsan bak sana neler neler alacağım!... 
“Kazanırsam ne alacaksın baba? deyivermişim. Öyle cömert, öyle bonkör konuşmalarına göre 
“ Ne istersen alacağım” dedi. Buna rağmen babama  “ Eğer kazanırsam şunu şunu isterim” diyemedim.” Ne olacak yani? Şimdiye kadar istediklerim hep oldumu ki bundan sonra istediklerim olsun?” diyordum kendi kendime.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Diğer Web Sitelerimiz