Panayır'a gidiş

Panayır'a eşek yükü eşya ile gidişimiz...

Panayır'a gidiş

Panayır'a eşek yükü eşya ile gidişimiz...

Sevgili Bigadiçliler ve Bigadiç aşıkları hepinize Selamlar

Bu guruba değerli arkadaşım EYÜP RIZA GÜZEY'in davetiyle katıldım. Kendisine çok teşekkür ederim
Bende onun gibi sadece çocukluğu orada geçmiş, Bigadiçliyim demekten gurur duyan biriyim.

Rahmetli annem Cafer Ulubak'ın kızı, Bigadiç'in tanınmış simalarından rahmetli Mehmet ve İsmail Ulubak'ın amca çocuklarıdır.

Babam Manisa Demirci kazasından Bigadiç'e gelmiş ve hanımköylü olmakla zekasını kanıtlamış Hacı Hafız Mehmet Akdenizdir.

Ben de arkadaşım Eyüp gibi beş kardeşin en küçüğü, yani tekne kazıntısıyım. Ben doğduğumda ailem Balıkesir'e yerleşmiş ama oradaki evimizi ve dükkanımızı kapatmamışlar.  Bu yüzdendir ki her tatilde ve her fırsatta Bigadiç yoluna düşerdik. Orada yaşadığım her şey altmışbeş yaşına kadar beni takip etti, hafızamdan silinmedi.

Şimdi halen yapılıyor mu bilmiyorum ama her sene kurulan Panayırı iple çekerdik. Dere kenarında geniş bir alanda kurulurdu. Yok yoktu. Salıncaklar, dönme dolaplar, cambazlar, küçük çapta bir sirk ve en önemlisi de deniz kızı Eftalya. O yaşlarda onun belden aşağısının balık olduğuna gerçekten inanırdım.

İnsanların sosyalleştiği, genç kız ve erkeklerin makaralarını gördükleri, ya da makara edindikleri Harika bir yerdi. Tabi ben o zamanlar makara ne demek bilmiyordum. Çok sonra öğrendim flört demek olduğunu. Uzaktan bakışmaktan en fazla kuytu köşede bir iki kelime etmekten ibaret bir flört.

Anneannem, dedem yaşlı olduklarından halam götürürdü bizi. Ne zaman hazırlardı meçhul, eşek yüküyle yiyecek içecek eşliğinde erkenden gider, kavakların altında dere kenarına yerleşirdik. Onca yemeğin üstüne, pamukhelva, macun, kara yatırılmış salatalık, limonata ne bulursak alırdık.  

Aylar öncesinden başlardık panayır parası biriktirmeye. Ablalarım, halamın kızı, dayımın kızı, komşu kızları derme çatma barakalardan ibaret dükkanların olduğu yolda bir aşağı bir yukarı kolkola yürürler, peşlerinde de aynı sayıda delikanlılar kolkola takip ederlerdi. Kıkırdaşır dururlardı, muhabbetleri senin makaran, benim makaram olurdu. O yüzdende beni pek istemezlerdi yanlarında... Zavallı ben kös kös halamın yanında otururdum.

Bu durumu büyükler görmez miydi, yoksa görmemezlikten mi gelirlerdi bilmem. O zamanın hoşgörüsü de buydu herhalde.

Çok fazla yazmışım, affola, dalıp gittim...

Okumaya değer bulunursa ilerde yine paylaşırım anılarımı...

Şimdilik hoşçakalın hemşehrilerim

ŞÜKRAN GAYBERİ AKDENİZ

 

BAZI YORUMLAR:

Eyüp Rıza Güzey: Çok teşekkürler Sevgili Şükran (Şükran benim Balıkesir Lisesinden arkadaşım) eline sağlık. Kalemin de fırçan kadar kuvvetli. Biz her hafta okuruz yazdıklarını....

Adil Ozel : Elinize sağlık Şükran bacı, panayır yeri ağırlıklı yazım olmuş. Çocukluğumuzda iple çekerdik o günleri. Kasnak attıranlar, börek satanlar... Kavurma buram buram kokar; keçi etinden ayrı, koyun etinden ayrı. Köfte, balık satanlar ayrı. Beyim'in köftesini yememek olmaz. 76 köy orada gidebilenler. Tüm Bigadiçlilere sevgi ve selamlar.

Seyide Kumru Saatlioglu : Şükran hanım ne güzel anlatmışsınız. O günlere görürdünüz beni.

Ali Hikmet Varlik : Şükran, eniştem ( baban) panayır yerine yakın, bentin suyu ile çalışan bir su değirmenini çalıştırıyordu. Sanıyorum ilkokul 2.sııfta iken motorsikleti ile beni değirmene götürmüştü. Aklımda kaldı. Unutmadım. Ayrıca; Bigadiç'e 4 km uzaklıkta Balatlı köyüne yakın Bozuk Bahçe vardı. Orası da Bigadiçliler in mesire yeriydi. Hıdırellez'de oraya gidilir. Nohut ekmeği akşamdan yapılır. Börekler, çörekler hazırlanırdı. Kızlar salıncakta sallanır. Türküler söylenirdi. İki kişinin Bozukbahçe'de evi vardı. İlkbahardan sonbahara kadar orada kalırlardı. Her çeşit meyve bulunurdu. Çocukluğumun hafızasında kalan Bozukbahçe'yi yıllar sonra merak edip görmek için babamla birlikte görmeye gittik. Gördüğümde hayalkırıklığına uğradım. Hiçbir ağaç kalmamış. Bütün bahçeleri Balatlı köylüleri almış, ağaçlar kesilmiş, karpuz tarlasına dönüştürülmüş.. Keşke gitmeseydim de anılarımdaki o Bozukbahçe Mesiresi; zihnimde Kayseri'nin Vesi Bağları, Konya'nın Meram Bağları olarak kalsaydı.

İrem Havva Karaman : Teyzecim; kıymetli anılarınızı yazıya döküp paylaştığınız için çok teşekkür ederim ... Devamını dört gözle bekliyoruz.

Ali Hikmet Varlik : Panayırın sonlandırılmasına üzülenlerden biriyim. Niçin son verildi bilmiyorum. Belediye 1800'lü yılların sonunda kuruldu biliyorum. Sanırım belki panayırın kuruluş tarihide belediyenin kuruluşu ile eş değerdir. Panayırda sevdiğim fotoğraf çekme imkanım olmadı. O panayır serüvenini fotoğraflamak isterdim. Motor turnikesi vardi. Silindir şeklindeki bir yerde motorsiklet ile bir kişi tur atardı. En son finalde de gözlerini bağlar, yüzünü Türk bayrağı ile örter ve ellerini bırakarak seyircilerden alkış alırdı. Sirkte boğa yılanı ile gösteri yapar, sihirbaz kızı bir kutunun içine koyar, orta yerinden keser, kızı yarım yarım gösterir sonra birleştirirdi. Herkes kasnak atar, sigara kazanırlardı. Müzik dolabında (kutusunda) 45'lik plaklar vardı. Para atarak sevdiğiniz şarkıcının sevdiğiniz şarkısını dinlerdiniz. Yıl 1965 o yıllarda Erkin Koray'ın "Kızları da alın askere, askerlik kolay olsun" şarkısı popülerdi. Erol Büyükurç'un şarkıları popülerdi. Madeni parayı atar. "Kızları da alın askere askerlik kolay olsun " şarkısını dinlerdim. O yıllarda Türkçe Halk Türküleri' ni aranje etmek modası (furyası) vardı. Bende de ; Erkin Koray ve Hafif Batı Müziği tutkusu 1965'te ortaokul birinci sınıfta başlamış oldu. Harçlıklarımdan. biriktirdiğim paralarla 1973 yılında Dual marka Alman malı pikabı İstanbul Karaköy Yüksekkaldırım'daki bir müzik mağazasından satın almıştım. 45'lik ve longplayleri ise İstanbul Unkapanı'ndaki Plakçılar. Çarşısı'ndan satın alarak zevkle izliyordum. 1973 yılında 3250 liraya aldığım pikabın parası şimdiki paranın değeriyle karşılaştırdığımızda büyük paraydı. Bigadiç' lilere Sevgi ve selamlar. Hoşçakalınız.. 

Sedat Öksüztepe : Bu makara olayı; çok naif, temiz, masum ama bir o kadar da CİDDİ ilişkiydi ve Tüm büyükler HOŞGÖRÜLÜ davranırlardı... Biz de çocuğuz, maytap patlatırdık... Sanırım 1980'den sonra bu adet kalktı... İlginçtir bu şekilde gençlerin gezmesi BALKAN ÜLKELERİNE mahsus bir gelenek...

Idris Yılmaz : Aynı buna benzer gezintiler Kurban ve Ramazan bayramlarında 1980'lere kadar İnonü caddesinde yaşanırdı. Güzel günlerdi.

Sadike Akkaş : Rahmetli Rahime abla annanen, Babannemin akrabasıydı. Biz annanenlerin komşusu şekerci Mustafa'nın ve Ayten'in üç kızının en küçüğüm ben. Sizi ve ablanız Nuran'ı çokluğumdan hatırlıyorum. Çok güzel anlatmışsın, beni çocukluğuma götürdün. Ne güzel günlerdi. Biz küçük şeylerle mutlu olan çocuklardık...

Aysun Tür Oktay : Muhteşem bir anlatım, hayran kaldım. Anlatımlarınızın çoğunu yaşadık. En çok panayırın bitmesine üzüldüm. Eşimi orada tanımıştım ilk kez. Bizim için çok önemliydi. Annelerimizin en güzel alışveriş yaptığı alandı. Gençlerin bir yil boyunca biriktirdiği parayı harcamak için özel bir alandı. Sosyal olmayı öyle öğrendik. Onun ardından 4 Eylül kutlamaları yapılır, o hüzün içimize otururdu.4 Eylülle birlikte bizi biz yapan tüm heyecan ve eğlenceler biterdi. Ders ziliyle birlikte kışımız geçer. 6 mayis hıdırellezi iple çekerdik. Şukran ablacım, saygı ve selâmlar tekne kazintilari iyidir. Ailenin sahip cikanidir. 

Hatice Ahmet Aşkan : Eski günlere gidip geldim. En çok da panayır olunca sevinç çığlıkları, neşeli günler aklıma geliyor. Nerede o eski günler, samimi dostluklar...

Ayse Firla : Panayir'da rahmetli halam, ispirto ocağı ile köfte bile pişirirdi. Sabah 10'da gidilir, gece 10'da gelinirdi. Akşam yemeği de orada yenilirdi.

Muazzez Akdoğan : Şükran, sizinle birkaç defa karşılaştık sanırım! Ama uzaktan olsa da bir kan bağı var aramızda. Resim tutkun seni Face'de birkaç defa karşıma çıkardı. Ama mesaj yazmak bugüne kısmetmiş. Kalemine sağlık, fırçana kuvvet. Kolay gele...

Arziye Atalay : Şükrancım, beni eski günlere götürdün. Sağ ol canım.

Ismail Atabay : Benim bildigim; O zamanlar, bir erkegin sevdigi kıza makara denirdi. Sevdigin kız var mi denmez, Makaran var mi denirdi halk arasinda...

Zuhre Erdekli : Eskileri unutmak mumkun degil. Bu yazilari okudukca cocukluguma gidiyorum. Çok guzel gunlerdi.

Aysun Tür Oktay : Makara hikâyesini bilen varsa anlatabilir mi? Rica etsek...

Eyüp Rıza Güzey : Makara Hikayesi: Ben dinlediğim kadarıyla anlatmaya çalışayım. Efendim bir zamanlar, Bigadiç'teki camilerimizden birinin genç ve çok güzel ezan okuyan müezzini mahallenin en güzel kızına aşık olmuş. O zamanlar tabii elektrik olmadığı için ezanlar müezzin tarafından böyle bugünkü gibi hoparlörle ve camide oturduğu yerden okumaz, minarenin şerefesine çıkarak ve minarede dolaşarak ve bir elini kulağına götürerek yüksek sesle okunurmuş. Caminin mahallesinin en güzel kızı da bu yanık sesli müezzine karşı boş değilmiş. Güzel kızımız ne zaman ezan okunsa minarenin altına gider ezanı yakından dinlermiş. Müezzin de yukarıdan gördüğü bu güzel kıza karşı özenle yazdığı aşk mektuplarını bir makaraya dolayarak ve bu makarayı da iple minareden aşağıya sarkıtarak kıza ulaştırırmış. Kız da müezzine yanıt olarak hazırladığı mektubu aynı yöntemle müezzine yollarmış. Bu iki sevgili birbirleriyle böyle haberleşerek tanışmışlar ve aileleri de onların bu isteklerine kayıtsız kalmamış ve bu iki sevgili evlenerek mutlu bir yaşam sürmüşler. İşte o günlerden sonra, dere boyunda ya da İnönü caddesinde bayramlarda gençlerin turlayarak birbirlerini görmelerine ve daha küçük yaşta kardeşleri ile birbirlerine haber göndererek çok kısa görüşmelerle birbirlerini tanımalarına "Makara Çevirmek" denmiş. Gençler birbirlerinden bahsederken sevgilim ya da kız arkadaşım, erkek arkadaşım yerine Makaram demeye başlamışlar.  

 

 

 

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Yorum yazabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir. Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Diğer Web Sitelerimiz